| SATIR ARALARI |
| Cuma, 29 Ocak 2010 | |
|
Dağdan inenlerin DTP'li milletvekilleri, DTP’li 99 belediye başkanı, 45 avukatla gerçekleştirdikleri gövde gösterisi gerçekte devlete başkaldırmanın, ayaklanma gözdağlarının bir provası idi. Hukukun Anayasa ve yasalar bağlamında gözardı edildiğinin bu ölçüde somut biçimine pek az rastlanır. Demokrasinin ayrılıkçı ve bölücü çığlıklarla, yıkıcı terörle ne duruma getirildiği, sözde dost batılıların baskılan ve dayatmalarıyla siyasal iktidarın felsefesinin nelere yol açtığı açık seçik ortadadır. “Burada durmayacaklar, daha çok isteyecek, daha çok isler açacaklardır.” Bir televizyon kanalı ... “…ağırlanacaklar, merkezden bir vali karşılayacak" diyordu, gerisini izleyemedim, dinleyemedim. Oldu olacak gidecekleri kentlerimizin anahtarlarını da verselerdi. Karşılayanlar on binlerce şehidimize değil, onları öldürenlere alkış tutuyordu. İki-üç yaşında kız çocuğu taşıtın penceresinden zafer işareti yapıyordu. Üç renkli bezlerin uçuştuğu, halayların çekildiği sırada Ahmet Türk tehditlerini ve teröristlere övgülerini okuyordu. Ölüm aygıtlarını "Barışçı" olarak sunuyordu. Bunlar bir programın uygulanma evreleri. Daha önce 15.10.2009' da sekiz terörist teslim olmuştu. DTP'li kadınlar aynı gün aynı saatte 11 ilde oturma eylemi yapmışlardı. Bir merkezden yönetildikleri açık. Bunlar olurken Türkiye'de sekiz kentte 50 El-Kaide militanı gözaltına alınıyordu. Dinciliğin boyutlan değişik adlı operasyonlarla ortaya çıkıyordu. Aynı dönemde dokuz bakanla Irak'a giden Başbakan'ın yaptığı görüşmelerden sonra Irak'la 48 "Mutabakat Zaptı" imzalanıyordu. Irak yönetimi, aynı zamanda kuzeydeki egemenler, PKK için sözden başka bir şey yapmıyor, teröristleri atmak için hiçbir çaba göstermiyor, tersine destekleyip kullandıklarını söylemleriyle doğruluyorlardı. Şarmazanov "Sınırlan onlar kapattı, protokolü önce onlar imzalasın" diyerek sınırların niçin kapatıldığını unutturuyor, RTE ve Dışişleri Bakanı da Azerbaycan'ın haklı tepkilerini önceki söylemlerini yineleyerek önlemeye çalıyordu. Demokrat Parti Genel Başkanı H. Cindoruk protokollere olumsuz bakıyordu. Yunan Başbakanı Elefterios Venizelos' un 12 Ocak 1934 günlü, ayrıntılı gerekçeli önerisini değerlendirmeyerek Nobel Barış Ödülü' nü Atatürk'e vermeyenler bu kez barış için neler yaptığı belirsiz, Afganistan'da askerlerini artıran, Irak'tan bir türlü çıkmayan ABD Başkanı Obama‘yı ödüle yaraşır buluyor. Avrupa Konseyi de Ankara Büyükşehir Belediyesi' ni kentin tarihsel dokusunu bozmasına, kaldırım taşlarının ayak bileklerini kırmasına, metro yapımının kenti çirkinleştiren şantiyelerinin sürüp gitmesine, hava kirliliğine, öbür aykırılıklara, Atatürk'ü silme ve unutturma çabalarına bakmadan ödüllendiriyor. Herhalde bu çabalarını kendi özlem ve amaçlarına daha uygun buluyorlar. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin Avrupa Ödülü beni asla sevindirmedi. 'Türkiye'deki kimi ödüller ve armağanlarla unvanlar gibi çocuksu geldi. Başbakan'ın, Din Şûrası'nda lâiklik konusunda yetersiz bilgiyle amaçlı konuşması yine inanç sömürüsünün bir adımı. Dinin sosyal gücünü sanki lâikler bilmiyor. Maksat, dincilik yapmak olunca gelişigüzel konuşuyor. Aklın egemenlik ve öncülüğüyle devletin dinden bağımsızlığını ilke edinen laiklik, inanç sömürüsünü ülkesine ve insanlığa düşman sayar, inanca karşı olmaz. Siyasal konularda inancı dışarıda tutar. Başbakan, dolaylı dincilik yapmıştır. Nasıl Gazze, Iran, Irak, Hamas için amaçlı konuşuyor, İsrail için yapaylığa kaçıyorsa öyle. ABD'nİn buyruk sayılacak çağrısına nasıl uyuyorsa onun gibi. Bu arada Polis Akademisi' nde "Türkiye Modeline Doğru" adıyla düzenlenen. Devlet Bahçeli’ nin "12 kötü adam" dediklerinin katıldığı "Kürt Çalıştayı" için savcılık belge istemiş. "Deniz Feneri" aylar sonra araştırılıyor. Fener denize gömülmedi mi? Soruşturmalar sonunda takipsizlikle sonuçlanıp suçlananlar aklanmasın? Günlerin satır aralan, günler arasından kimi seçmeler ve kimi değinmeler. Hoşgörünüz.
|



