| İĞRENÇ SALDIRILAR |
|
|
| Cuma, 25 Aralık 2009 | |
|
KİMLERİN hangi duyuları bozuk bilmiyorum. Ama kimi sakatlıklar olduğu açık. Yakınmalar ayyuka çıkmış öğrenci, işçi, memur, din görevlisi alanlara dökülmüşken; asker-sivil görevliler aydınlar, yazarlar, bilim adamları tutukevlerine sokulur, emekliler banka kuyruklarında hastalanır eczanelerde yığılıp kalırken; yolsuzluk, haksızlık, adaletsizlik, partizanlık, kadrolaşma boyutları artar aykırılıklar, birbirini izlerken; aşiret, tarikat, cemaat yapılanması sürer, suçlar artarken; demokratik kitle örgütleriyle üniversiteler susturulur, sindirilir, medya ele geçirilir, sendikalar bölünür, işlevsizleştirilirken ‘her şeyin çok iyi gittiğini’ söyleyip gözlerin içine baka baka süslü yalanları sıralayanlar var. Kendilerini aldatmaktan öte halkı aldatan bu ‘tuzu kurular’ devletin olanakları, yandaş kesimin desteği, uygun buldukları ‘açılımların Türkiye’yi daha demokratik kılacağı’ savıyla kandırıp ödünler almayı sürdüren Batılıların güvencesiyle böbürlenip ayakta duran siyasal güçler, bildiklerini okumayı sürdürüyor. Kendinden ve yakın çevresindekilerden başkasını görmeyenler için doğal sonuç. * * * Cumhuriyetin hangi yıllarda nerden nereye, hangi ortam ve koşullarda, hangi kadroyla getirdiğini değerlendiremeyen aymaz, bağnaz ve sapkınlar medya aracılığıyla kötü gidişe alkış tutuyor. Fildişi kulelerinde keyif çatanlar, cepleri doldurulup sırtları sıvazlanan doyumsuzlar, dönekler ve tetikçiler alemlerinde uyuyorlar. Her sapmanın, her aykırılığın, her keyfiliğin demokrasi olduğu savunmasıyla olağan gösterilip üstünün kapatılması, anlayış, kavrayış ve kişilik özrünü ortaya koyuyor. Toplumu unutmaya çalışıyorlar. Hukuk diploması olsa da yeterli bilgiden ve deneyimden yoksunluğuna bakmayıp bilgiçlik taslayan, iktidar ağzıyla konuşup siyasal yandaşlıkla yazan partizanlar, toplumu yanıltmaktadır. Hukuksal düzeyimizin özlenen çizgiye gelmemesinin nedeni, hukuk devleti yöneticilerinin hukuka karşıtlığı, çok hukukluluğu savunması, yargıyı ayak bağı saymalarıdır. Güneydoğu’daki yurttaşların devletle ilişkilerini kuramayan yetersiz yöneticiler ve görevliler de insanımızı karşıtlığa itmiş,PKK’nın destekçisi durumuna getirmiştir. O kadar ki arkasına sığındıkları Atatürk’ü iyi anlatamadıklarından , iyi tanıtamadıklarından, iyi temsil edemediklerinden, neden oldukları tüm aykırılık ve olumsuzluklar Atatürk’e, arkadaşlarına, dönemine, O’nun eseri olan cumhuriyete yüklenmiştir. Saldırılar sürmektedir. Ulusun, ulusallığın, ulusçuluğun, ulusalcılığın ne olduğunu bilmeyen, kavrayamayan kimileri kendilerine göre milliyetçilik tanımı yaparak dinciliklerini örtmeye çalışmaktadır. Takiyye, siyasetin en geçerli yöntemi olmuştur. En yalın tanımıyla ulusalcılık, ulusal özelliklerini ve değerlerini koruyarak barış içinde, bağımsız biçimde çağdaşlaşmaktır. Bilimsel kurumları, yaşam gerçeklerini göz ardı ederek yaşamak olanaklı değildir ki yönetmek olanaklı sanılsın. Yöneticiler saldırıları önleyecek yerde kışkırtmaktadır. Ulusal egemenliğin, ulusal istencin, egemenliği kullanmakla yetkilendirilen organların bilincinde olmayanların devlet yönetmesi, küçüklerin büyük işlerde yetkilendirilip görevlendirilmesi bir ülke için yitiktir, yıkımdır. Basın ahlakından yoksun, yayımlanan organın bağımsızlığı, parasal görevlisi olmadan yazı yayımlamanın anlamını bilmeyen, görev sırasında kullanılan oylarla özgür emeklilik yaşamının gereklerini birbirinden ayıramayan, kendisiyle aynı gazetede yazanların derin ayrılıklarını göz ardı eden saplantılı ve sarsak kalemlerin suçlama çabaları, önce tazminatla cezalandırılmalarının öcünü almaya yönelik saçmalık ve safsataları tiksindirmektedir. İnandığı doğruları bağımsız ve yansız biçimde savunmak her kişinin erdemi değildir. Aç kalırız, onursuz kalmayız. Kişiliksiz yalancılar toplumun mikrobudur. İğrenç saldırılarını üstelik iktidara yaranmak ve yanaşmak amacıyla sürdürüp yazdığı organda bile yadırgananlar toplumun kınadığı mütareke sefilleridir. Bunların, askerlerimize saldırıp şehit eden sapkınlardan farkı yoktur. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




