|
|
Emin Çölaşan
|
AKP bürokrasisi verilerle - serilerle ve endekslerle oynuyor mu |
|
|
|
Cumartesi, 21 Ağustos 2010 |
|
Önce Yunanistan ardından Macaristan’dan gelen
açıklamalarla, bu ülkelerin gerek kendi kamuoylarına ve gerekse, uluslar arası
piyasalara açıklanan milli gelir ve istatistiklerinin gerçekleri yansıtmadığı,
hesap ve verilerle oynandığı ve gerçeklerin gizlendiği ortaya çıktı.
Bu iki ülkede açığa çıkan nahoş gerçek, tüm AB
ülkelerine ve giderek diğer ülke ekonomilerine de yayılan yeni bir kriz
dalgasına yol açtı.
Milli gelir ve istatistik rakamları
ülkelerin bir anlamda ekonomik namusudur.
Bu konuda gerçekleri gizleyerek, durumu olduğundan
daha olumlu göstermeye yönelik her türlü düzenleme, ayarlama vb. büyük bir
skandal ve itibarsızlık demektir.
Son zamanlarda ülkemizde de AKP iktidarının
işine gelecek, hoşuna gidecek türden, üst üste ekonomik veriler ve endekslerle
ilgili düzeltmeler, düzenlemeler yapılıyor.
Bunların kuşkusuz ki kendilerine göre bir takım
gerekçeleri de açıklanıyor.
Ancak kamuoyunda bu konuda giderek artan
soru işaretleri zihinleri bulandırıyor.
Örneğin büyüme rakamlarında geçmişe yönelik
hep “lehe” düzeltmeler yapıldı.
Yani ilan edilen 3’er aylık büyüme
rakamları, aylar sonra –pardon- denilerek düzeltildi.
Son bir yılda yapılan düzeltmelerin tamamı önceden
ilan edilen rakamların bilahare arttırılması yönünde oldu.
Öte yandan gayrı safi yurtiçi hasıla
rakamları ile milli gelir rakamları da kasıtlı olarak birbirine karıştırılıyor.
Gayrı Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) adından da
anlaşılacağı üzere hasılayı ifade eder. Yani size ait bir gayrimenkulün değeri
500.000TL olabilir.
Ama bu gayrı menkul geliri ifade etmez. Ancak
satıldığı zaman gelire dönüşebilir.
Yani 350.000 TL’ye satılırsa geliriniz de o kadar
olur.
- Hangi seriye güveneceğiz, nasıl karşılaştıracağız?
-
AKP döneminde milli gelir hesaplama yöntemi
birkaç kere değiştirildi.
Milli gelir hesaplamasında 1948 yılından beri
yürürlükte olan sistem, uluslararası sisteme uyarlanmak adına 1968 yılında
yenilenmişti.
AKP bürokrasisi 2004 yılında, 1968 yılını esas alan
sistemden vazgeçerek,1987 yılı fiyatlarını esas alan yeni bir hesaplama yöntemi
ve serisine geçti.
Ardından, 2 yıl geçmeden bu kez 2006 yılında milli
gelir hesaplarını bu sefer de 1998 yılını baz alarak hesaplayacağız diyerek
ortaya çıktılar.
Amaç AKP iktidarının dönemsel icraatlarını geçmişle
karşılaştırılmayacak biçimde olumlu göstermek olmalı ki, yeni serileri geçmiş
yıllara dönük olarak uyarlamadılar.
Şimdi elimizde hepsi birbirinden farklı ama
uyumlaştırılmamış 3 ayrı milli gelir hesaplama serisi bulunuyor.
Tam bu konulara yönelik araştırma yapmayı ve bu
yazıyı kaleme almayı düşünürken, AKP ekonomi bürokrasisi bu sefer de “reel efektif döviz kur endekslerinin”
hesaplama yöntemini değiştiriverdi.
TC Merkez Bankası bu konuda bir basın duyurusu
yayınladı ve kendince bir takım gerekçeler belirtti.
Ama sonuç %50 aşırı değerli olan Türk Lirasının,
2003 yılı ortalama döviz kuru 100 baz alınmak suretiyle yeni endekste bu kez
%25 aşırı değerli görünmesi oldu.
Göz açıp kapıncaya kadar, aşırı değerli Türk
Lirası yarı yarıya devalüe edilmiş oldu.
Ne güzel yöntem değil mi?
Ne sihirdir ne keramet. İşine gelince ya da
köşeye sıkışınca AKP ekonomi bürokrasisi hemen bir yeni endeks, ya da hesaplama
yöntemi değişikliği yapıveriyor.
Kağıt üzerinde her şey daha toz pembe
oluyor.
Öte yandan böyle kritik hususlara Türkiye’de dikkat
çeken, bilgili- dürüst – objektif nitelikli ekonomist ve ekonomi yazarı
maalesef o kadar az ki.
Bu konulara doğrudan ya da dolaylı değinen birkaç
istisna ekonomisti de bu vesileyle tebrik etmek istiyorum.
Bunlardan birincisi eski DPT uzmanlarından Sn.
Haluk Dural, diğerleri ise, Sn. Güngör Uras ve Sn. Yaman Törüner.
Bu tür konuları, bilgiye dayalı tesbitleri, kamu
yararına uyarıları, yandaş medyadaki ekonomi sayfalarında, yandaş TV’lerde
ekonomi programlarında göremezsiniz.
Ama biz ülke ekonomisi ve milletimizin yararına
gördüğümüz bu tür tüm konuları yazmaya, araştırmaya, tartışmaya devam edeceğiz.
Kuşkusuz ki, doğru ve yararlı alternatifleri de ortaya koyarak.
|
|
|
Daha neler... |
|
|
|
Cumartesi, 31 Temmuz 2010 |
|
İktidara yanaşmak ve yaranmak
için fırsat kollayan medya kuklalarına, tetikçilerine, papağanlarına ve
çıkarcılara halkoylaması yeni bir olanak yarattı. Anayasa, hukuk, yargı
bilgisi olmamak bir yana yurttaşlık nitelikleri tartışılır kimileri
halkoylamasına ilişkin görüşlerini açıklarken uzmanlık taslamakta, tarihi
yadsımakta, toplumsal gerçeklerin sömürüsüyle ayrılıkçılık ve bölücülük
yapmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu, ümmetten ulusa geçiş sürecinin
doğal zorunluluklarını, zamanı, ortamı, koşulları gözardı ederek gerçekleri
çarpıtıp saptırmaktadırlar. Kiminin gazeteci, kiminin üniversite ilgilisi
olarak kendilerine özgü böbürlenmeyle anlattıkları ibretle izlenmektedir. •••
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığının
her yönden eşitliği öngörmesiyle asker-sivil her alanda, her göreve gelmeleri,
milletvekili, Bakan, Meclis Başkanı, Başbakan, hatta Cumhurbaşkanı olmaları
unutturulup hak ve Özgürlük sorunları ve savlarıyla Kürtçülük yapılmaktadır.
Yinelenen ve sürdürülen yalanlar gerçek olsaydı Kürt kökenli milletvekilleri
Meclis'e giremezlerdi. Olay asla özgürlük, hak, eşitlik sorunu değildir. Olay,
tümüyle Kürt ırkçılığı, Türk Ulusu kapsamından ayrılma, ayn toprak, ayrı
devlettir. "Türkiye'den ayrılmayız" diyen gerillacı, PKK
sözcüsü ve uzantısı durumundakilerin sözleri de topraklarımızda gözü olup
ülkemizi parçalamak isteyenlerin kaçamak savunmalarıdır.
Terörü yapay sorunlara ve
yalanlara bağlayanların önerileri ve aldatmaları kimseyi inandırmamaktadır.
Daha Kurtuluş Savaşı sırasındaki isyanların bulutu kalkmadan
Cumhuriyetin ikinci yılındaki Şeyh Sait İsyanı'yla Kürtçüler amaçlarını
ortaya kovdular. Simdi de değişen bir şey yok.
Barınma, doyum, giyinme, su. silah giderlerini nasıl karşıladıkları
açık. Uyuşturucu getirişi ve Türkiye karşıtlarının destekleriyle. Bu
gerçeklerin belirginliği tartışılmazken "asimilasyondan" söz etmek tam bir aymazlık ve sapkınlıktır.
Kürt kökenli kimi yurttaşlarımızın ekonomik güçlerinin büyüklüğü Türkiye
Cumhuriyeti'nin ayrım gözetmeyen ulusal yaşamının belirtisidir. Haksızlık,
yanlışlık, kötülük Türk - Kürt ayrımı nedeniyle değil, ilgililerin
beceriksizliği, yetersizliği, eğitimi ve terbiyesi nedeniyle yaşanmaktadır.
Başbakan'ın çağrısı, siyasal parti yetkililerinin görüşüp konuşmaları ile çözüm
aranması doğal olduğu, yararlı olduğu ölçüde karşılık bulamazsa sonuç veremez.
Tanı (teşhis) doğru konulmalıdır. Kürt ırkçılarının istediği hak, özgürlük,
olanak vd. değildir. Bunlar zaten vardır. İstedikleri ayrı ulus sayılmak, ayrı
yönetim oluşturmak, ayrı toprak edinmek ve ayrı devlet kurmaktır. Önlemler buna
göre alınmazsa, yaptırımlar uygulanmazsa, ekonomik, toplumsal ve kültürel
önlemler gerçekte doyurucu olsa da terörle sonuç almak isteyenler için
kışkırtıcı olur. "Açılım'a, Habur
hoşgörüsüne karşın artan terör bu kanının kanıtıdır. Oylama, geçiştirme,
avutma sayılacak tutumlar geriye gidişin, başarısızlığın, bozgunun
anlatımıdır. Başbakanın gözyaşları tersine çeviremez.
Yurttaşlığı özümseme, içselleştirme. benimseme olmadıkça, feodal
yapıya, cemaat ve aşiret düzenine karşı çıkılmadıkça istemler, öneriler,
eleştiriler yapaylıktan, sahipleri de aymazlıktan kurtulamaz. Başbakan hala ne
yapacaklarını, nelere nasıl ve ne kadar açılacaklarını açıklamadan genel ve
yuvarlak sözlerle, duygusal değinmelerle peşin destek istiyor. Kadın kuruluşu
temsilcileri ve kimi kadın yöneticilerle yaptığı son toplantı da böyle geçti.
Üstelik yine yakası açıktı. DP Genel Başkanı CİNDORUK'la görüşmekten kaçınmalarının nedeni bilgi ve konuşma
becerisiyle Cindoruk'un karşısına
çıkmaya elverişli olmadıkları içindir. Bilmeyenleri kandırmak kolay,
bilenleri kandırmak olanaksız ya da güçtür. 12 Eylül sömürüsüyle yandaş
medyanın 27 Mayıs sataşmaları ardından gözyaşı ve İç Hizmet Yasası'nın 35.
maddesi polemiği başladı. Hukuka aykırı yanlarıyla taş atan PKK oyuncularına
yararı olmayacak bağışlar getiren yasa tartışmaları, halkoylamasını Anayasa'yla
değil AKP aldatmacalarıyla ve reklamlarıyla minder dışına çıkarma çabalan birbirine
karışıyor. Partiler birbirini oyuna getirmek isterken yanlışlar ve doğrular
yer değiştiriyor. Ortalık toz duman. Hukuksal-lığı çok tartışılır Balyoz
olayının iddianamesinin kabulüyle görevdeki generallerin de içinde bulunduğu
102 subayın tutuklanması kararıyla bağımsız yargı, hukuk devleti. Silivri
uygulamaları kuşkulan yine alevlenecek, halkoylamasını etkileme eleştirileriyle
yandaş medya çabaları artacaktır. Nereye
gidiyoruz?..
|
|
|
Sentetik kağıt balonu |
|
|
|
Cumartesi, 08 Mayıs 2010 |
|
Dünyada türev ürünler olarak adlandırılan finansal işlemlerin
boyutu 600 trilyon dolar olarak tahmin ediliyor.
Bir koyundan 5
post çıkarma anlamına gelen bu türetilmiş ürünlere, sentetik kağıtlar da
deniliyor. Yani yapay, üretilmiş, uydurulmuş kağıtlar.
Bu tür finansal türev ürünlerin kaynağı ve merkezi olan ABD’de
Obama yönetimi şimdilerde bir finansal reform yapmaya çalışıyor.
Sınırsız, ölçüsüz,
kontrolsüz büyüyen bu sentetik türev ürünlerin kayıt ve denetime alınması da
başlı başına bir sorun.
Bu ürünleri pazarlayan, piyasaya süren, gölge bankacılık
kuruluşlarının ve hedge fonlarının da önemli sorumlulukları var.
Sentetik türev
ürünler giderek bir sahtekarlık ekonomisi balonuna neden oluyorlar.
Zincirleme biçimde, sigorta ettirilen, rating şirketlerine
not verdirilen bu kağıtlar, Goldman Sachs gibi yatırım bankaları tarafından,
dünyanın çeşitli bankalarına ve çeşitli yatırım ve emekli fonlarına satılıyor.
Aslında maddi bir teminata dayanmayan, üretime dayalı bir varlığı
bulunmayan bu tür kağıtlarla, kontrolsüz bir biçimde ve aşırı risk alarak kısa
sürede büyük paralar kazanılması hedefleniyor.
Türkiye’de türev ürünler yeterince yaygın değil. Bu nedenle bu
kağıt spekülasyonundan doğabilecek bir sıkıntıyla kısa vadede karşı karşıya
değiliz.
Ancak Goldman Sachs gibi bu tür işlemlerle piyasaları yönlendiren
spekülatif fiyat balonlarına neden olan, finansal kuruluşların mutlaka
denetime ve düzenlemeye tabi tutulması
gerekiyor.
Dövizden, emtiaya kadar her alanda bir çeşit kumarhane
kapitalizminin en tipik aracı haline gelen bu tür sentetik kağıtların,
ihracının – sigortalanmasının – ratinginin ve risklerinin iyi bilinmesi
gerekiyor.
Obama yönetiminin Goldman Sachs isimli dev yatırım bankasına karşı
açtığı son soruşturma bu konuda oldukça önemli.
Sınırsız, ölçüsüz ve kontrolsüz finanslaşma, bir süre sonra bu
piyasaları adeta canavarlaştırıyor.
Önceki IMF
Başkanlarından olan, Alman Cumhurbaşkanı Köhler’in sözü son derece yerinde;
“birer finansal canavara dönüşen bu oluşumları yeniden kafeslerine koymalıyız.”
Gerçekten de üretim ekonomisi yerine, kağıt spekülasyonlarını esas
alan bir anlayıştan artık vazgeçmenin zamanı çoktan geldi.
Rakibi Lehman
Brother’s batarken, kendisi Bush yönetimi ile olan sıkı-fıkı ilişkileriyle kurtulan,
Goldman Sachs’ın başına gelenler birilerine ders olur belki.
|
|
|
Siyasal İslam-3 |
|
|
|
Cumartesi, 08 Mayıs 2010 |
|
Bugün bazı
belediyelerde bazı işleri yaptırmak için, bazı yerlere bağış yapma zorunluluğu,
herkesin bildiği bir durumdur. Bunun adı rüşvettir. Bu kesim ‘Hayır, rüşvet
değil, bu bir bağıştır’ diyor. ‘Vatandaş bağış yapacağı yeri, bağışın
miktarını, kendisi seçer. Bağış yapıp yapmayacağı, vatandaşın içinden gelen bir
şeydir. Nereye, ne miktarda ve ne zaman verileceği belli olan, bal gibi
rüşvettir’ diyorsunuz. ‘Hayır, sadece zorunlu bağış’ diyorlar. Yani ‘rüşvet’in
adını ‘bağış’a çevirdiler. Allah’ın haram kıldığını helalleştirdiler. Haramı
helal saymanın hükmü nedir, derseniz? ‘Kâfirliktir’ derler. Rüşveti
meşrulaştırma anlayışının, sözde İslami kesimlerce normal görülmesi, dahası
savunulması; inkâr edilemeyecek bir gerçektir. Bir zamanlar “Rüşveti alan da
veren de mel’undur” hadisini çerçeveletip bürolarına asan bu sözde İslami
kesimde, yaklaşık on beş yıldır bu levhalar kaldırıldı. Utanmasalar bu hadisteki
‘mel’undur’ kelimesini ‘memnundur’ şeklinde yazıp asacaklar. Muhtemelen
yazacakları zamanı kolluyorlar. Yıllar önce ülkemizi Darul harp (harp
evi/alanı) sayarak bazı haramları helal sayıyorlardı. Şimdilerde kendilerinin
yönetiminde olan ülkemiz için ‘darul harp’i de ağızlarına almaz oldular ama
alıştıkları haramları helal saymak için başka kulplar aramaya başladılar. Bir
kısmı ise haram helal fark etmez demeye çoktan başladı. Ancak ‘Harp Hiledir’
hadisi işlerine çok yaradığı için ona iyice sarıldılar.
Dinimizde israf
haramdır. Allah Firavun’un ilahlık iddiası bir tarafa onun müsrifliğini de
eleştirir. Bugün bazı siyasetçiler değeri 10 bin Euro’nun üzerinde olan bir
elbise giyebiliyor. Yine bunlardan birinin eşi 65 000 TL’lik bir yüzük
takabiliyor. Bunlar lüks villalarda oturuyorlar. Lüks arabalara biniyorlar.
Hâlbuki ülkemizde açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca insan var.
Siyasette dini
söylemler kullanan bu kesim büyük paralar kazandı. Milyonlarca genç 500 TL’ye
bile iş bulamazken bunların çocukları gemiler aldı, milyon dolarlık iş yerleri
kurdu ve dünyanın önde gelen şirketlerinde görevler aldılar. Bunlar ‘Komşusu
açken tok yatan bizden değildir’ hadisini de artık söyleyemez hale geldiler.
Ramazan ayında fakir sofralarında birkaç dakika göstermelik bulunup poz
vermekle halkı belki kandırabilirler ama Hakk’ı asla kandıramazlar. Siyasal
İslamcılardan önemli mevkilerde bulunup haram kazanç ve israf içinde olmayan
birine rastladınız mı?
Bunların
geçirdiği evrim ve değişimi burada yineleyelim. Önceleri kendilerini ahir
zamanın sahabesi gibi gösterip mücahit olarak adlandırıldılar. Sandıklarda
müşahit olarak hak ve batıl oyları ayırmaya başladılar. Belediyeleri ele
geçirince Müteahhit oldular. İktidara gelince her alanda her şeyi yapmaya
müsait oldular. Egemen güçleri koruyup kollarken kimsesizlerin kimsesi
sloganını unuttular. Garip gurebayı artık dillerine almaz oldular.
AB uyum
yasaları dâhilinde zina suç olmaktan çıkarıldı. Bu gün evli olan bir erkek veya
kadın, bir başkasıyla ilişki halinde görülse, karşılıklı rıza ile bir arada
iseler, kanuna göre suç değildir. Eşi bile şikâyetçi olamaz. Peki, bu kanun bir
başka parti iktidarında çıkmış olsaydı, hele sol bir parti döneminde çıkmış
olsaydı, neler olmazdı? Beyazıt Camisinde Kuran’ları zincire vurup, ‘din elden
gitti’ diye gösteriler yaparlardı. Sözde İslami kesimlerin gazetelerinde,
televizyonlarında, dergilerinde, camilerin çayhanelerinde, tüm dini toplantı ve
merasimlerinde fiskoslarla bu kanunu çıkaran iktidar aleyhinde en acımasız
ithamlar yapılırdı.
Irak’ta
Amerikan işgalinden sonra, 1,5 milyon insanın can verdi. 5 milyon kadar çocuk
öksüz kaldı. Milyonlarca kadın dul kaldı, kadınların, kızların ırz ve namusları
çiğnendi. Şayet tüm bunlar başka bir iktidar dönemine rast gelseydi, nice
mahşeri kalabalık tel’in mitingleri bir yana, sözde İslami kesimlerin neler
yapacağını kestirmek, olacakları tahmin etmek mümkün değildir. Her şeye tesadüf
diyemeyiz, eş başkanlık zamanlamasını düşünmeden edemeyiz.
Tezkerenin
meclisten geçmesi için uğraş verenler ‘abdestli- namazlı kardeşler’ değil
miydi? O dönemde tezkerenin karşısında yer alan ve geçmemesini sağlayan CHP
değil de, dini sömürüsünden semiren bir parti olsaydı göklere çıkarılmaz mıydı?
Müslüman kanının akıtılmasına ve Müslüman kadınların ırz ve namuslarının
çiğnenmesine aziz milletimizi ve şerefli ordumuzu ortak etmeyen CHP’ye, ‘one
minüte’ şakşakçıları hangi tavrı sergilediler? Yaptıkları şey bir yandan
Irak’ta bir milyon masum boğazlanmasına lojistik destek verirken diğer yandan
Gazze katliamını siyaset malzemesi yapmaktır.
20-30 yıl önce
Siyasal İslamcılar adaleti, dillerinden hiç düşürmezlerdi. Hz. Ömer adaletinden
büyük bir özlemle bahsederlerdi. Mehmet Akif’in Safahat’ından “Kenarı Dicle’de
bir kurt aşırsa bir koyunu/ Gelir de adli ilahi sorar Ömer’den onu” dizesini
sürekli gündemde tutarlardı. Şimdilerde kendi dönemlerinde bir kuzuyu bırakında
nice canlar, nice mallar şöyle veya böyle telef oluyor. Sorumluları ya
dokunulmazlık zırhlarıyla korunuyor ya da dokunulmazlar tarafından
korunmuyorlar mı?
|
|
|
GÜLLÜKTEN YOZGATA SELAM VAR |
|
|
|
Cumartesi, 01 Mayıs 2010 |
|
Yıllardır yaz tatilini geçirmekte olduğum GÜLLÜK, Türkiye’nin en önemli
bir beldesidir.
Maden yatakları yönünden
zengin olan Muğla ve
yöresinin Ege Bölgesi’ne açılan en eski limanı ile Güllük ticari aktivitelerin de
en çok yaşandığı bir belde.
Mandayla Körfezi kıyısında kurulmuş olan belde sakinleri, Ege adalarından
ve Anadolu batısından gelen Yörüklerin yıllardır karışıp kaynaşmaları sonucunda son yıllarda en
büyük iç ve dış turizm hareketlerinden de faydalanarak yaşamlarını
sürdürmekteler.
Tarihi ve kültürel
zenginlikleri yanında coğrafi özellikleri ile eşsiz bir turizm beldesi
olan Güllük giderek gelişmektedir.
Sahil köy, kasaba ve şehirlerinin çok dikkatli ve sağlıklı
gelişmesi ile birlikte ülkemiz
turizm gelirleri daha da artacaktır.
Türkiye’nin en büyük kültür
balıkçılığının merkezi de olan Güllük,
üretimini iç ve dış piyasaya
ulaştırmaktadır.
Bir sahil beldesinin liman ve sanayi ağırlıklı imajını,
kültür,sanat,turizm ve mutlu yaşam imajı ile değiştirmesi gerekmektedir. Bu
amaca hizmet edecek alt ve üst yapıyı kurmak yerel yönetimler ile merkezi
yönetimin ortak çalışması ile olanaklıdır.
Yıllardır yaz aylarında Güllük’de
yaşayan bir Alman komşumuzun şu
sözlerini hep hatırlarım : ‘ Şu
Güllük’ün havasını şişelesem de Almanya’ya götürsem. Burada sağlığa yararlı eşsiz bir hava var. Ayrıca
zengin bir tarih ve doğa var; insan böyle yerde yaşamak ister.’
Ben de komşumuza şiirler
okuyarak sonunu şöyle bağlamıştım :
Güllük’de güneş olsam gök yüzüne eş olsam…
Güneşin bir başka doğup battığı bu belde gökyüzü ve yer yüzü ile
insanlara huzur,mutluluk ve sağlık bahşetmektedir. Yeter ki insanlar bunun
kıymetini bilsinler.
Bu anlamda insanların yaşadıkları bu eşsiz beldenin kıymetini
bildikleri de pek söylenemez.
İnsan de koruma, geliştirme
ve güzelleştirme duyguları yanında alışkanlıkları da geliştiği takdirde her şey
güzel olacaktır.
Bu güzel beldenin yeni seçilen çalışkan ve yetenekli Belediye
Başkanı sevgili Aytunç Kayrakçı’yı yörede
yaşayan herkes çok sevmektedir.Umut verici, akılcı, çağdaş ve güvenilir bir
yönetici olarak kendisini Güllük’e adamıştır.
Güllük Belediye Başkanı Aytunç Kayrakçı’nın değerli eşi Yozgat-Sarıkaya- Hasbek Kasabası’ ndan… Bizde bir gelenek vardır.
‘İnsan nerden evlenmişse oralı olur’ derler.
Güllük’ten Yozgat’a ve Yozgat’tan Güllük’e selam var…
|
|
| |
|
|
Döviz Kuru(TCMB) |
| USD Alış | 1.5033 YTL | | USD Satış | 1.5106 YTL | | EURO Alış | 1.9179 YTL | | EURO Satış | 1.9272 YTL | |
|
Toplam Ziyaretçi |
|
59685847
|
|
Son 5 İlan |
| = Resimli | |
|