Anasayfa arrow Yazarlar arrow Emin Çölaşan
 
 
cheap software
oem software
cheap viagra
cheap cigarettes
Emin Çölaşan
AKP bürokrasisi verilerle - serilerle ve endekslerle oynuyor mu Yazdır E-posta
Cumartesi, 21 Ağustos 2010

Önce Yunanistan ardından Macaristan’dan gelen açıklamalarla, bu ülkelerin gerek kendi kamuoylarına ve gerekse, uluslar arası piyasalara açıklanan milli gelir ve istatistiklerinin gerçekleri yansıtmadığı, hesap ve verilerle oynandığı ve gerçeklerin gizlendiği ortaya çıktı.

Bu iki ülkede açığa çıkan nahoş gerçek, tüm AB ülkelerine ve giderek diğer ülke ekonomilerine de yayılan yeni bir kriz dalgasına yol açtı.

Milli gelir ve istatistik rakamları ülkelerin bir anlamda ekonomik namusudur.

Bu konuda gerçekleri gizleyerek, durumu olduğundan daha olumlu göstermeye yönelik her türlü düzenleme, ayarlama vb. büyük bir skandal ve itibarsızlık demektir.

Son zamanlarda ülkemizde de AKP iktidarının işine gelecek, hoşuna gidecek türden, üst üste ekonomik veriler ve endekslerle ilgili düzeltmeler, düzenlemeler yapılıyor.

Bunların kuşkusuz ki kendilerine göre bir takım gerekçeleri de açıklanıyor.

Ancak kamuoyunda bu konuda giderek artan soru işaretleri zihinleri bulandırıyor.

Örneğin büyüme rakamlarında geçmişe yönelik hep “lehe” düzeltmeler yapıldı.

Yani ilan edilen 3’er aylık büyüme rakamları, aylar sonra –pardon- denilerek düzeltildi.

Son bir yılda yapılan düzeltmelerin tamamı önceden ilan edilen rakamların bilahare arttırılması yönünde oldu.

Öte yandan gayrı safi yurtiçi hasıla rakamları ile milli gelir rakamları da kasıtlı olarak birbirine karıştırılıyor.

Gayrı Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) adından da anlaşılacağı üzere hasılayı ifade eder. Yani size ait bir gayrimenkulün değeri 500.000TL olabilir.

Ama bu gayrı menkul geliri ifade etmez. Ancak satıldığı zaman gelire dönüşebilir.

Yani 350.000 TL’ye satılırsa geliriniz de o kadar olur.

 

- Hangi seriye güveneceğiz, nasıl karşılaştıracağız? -

 

AKP döneminde milli gelir hesaplama yöntemi birkaç kere değiştirildi.

Milli gelir hesaplamasında 1948 yılından beri yürürlükte olan sistem, uluslararası sisteme uyarlanmak adına 1968 yılında yenilenmişti.

AKP bürokrasisi 2004 yılında, 1968 yılını esas alan sistemden vazgeçerek,1987 yılı fiyatlarını esas alan yeni bir hesaplama yöntemi ve serisine geçti.

Ardından, 2 yıl geçmeden bu kez 2006 yılında milli gelir hesaplarını bu sefer de 1998 yılını baz alarak hesaplayacağız diyerek ortaya çıktılar.

Amaç AKP iktidarının dönemsel icraatlarını geçmişle karşılaştırılmayacak biçimde olumlu göstermek olmalı ki, yeni serileri geçmiş yıllara dönük olarak uyarlamadılar.

Şimdi elimizde hepsi birbirinden farklı ama uyumlaştırılmamış 3 ayrı milli gelir hesaplama serisi bulunuyor.

Tam bu konulara yönelik araştırma yapmayı ve bu yazıyı kaleme almayı düşünürken, AKP ekonomi bürokrasisi bu sefer de “reel efektif döviz kur endekslerinin” hesaplama yöntemini değiştiriverdi.

TC Merkez Bankası bu konuda bir basın duyurusu yayınladı ve kendince bir takım gerekçeler belirtti.

Ama sonuç %50 aşırı değerli olan Türk Lirasının, 2003 yılı ortalama döviz kuru 100 baz alınmak suretiyle yeni endekste bu kez %25 aşırı değerli görünmesi oldu.

Göz açıp kapıncaya kadar, aşırı değerli Türk Lirası yarı yarıya devalüe edilmiş oldu.

Ne güzel yöntem değil mi?

Ne sihirdir ne keramet. İşine gelince ya da köşeye sıkışınca AKP ekonomi bürokrasisi hemen bir yeni endeks, ya da hesaplama yöntemi değişikliği yapıveriyor.

Kağıt üzerinde her şey daha toz pembe oluyor.

 

Öte yandan böyle kritik hususlara Türkiye’de dikkat çeken, bilgili- dürüst – objektif nitelikli ekonomist ve ekonomi yazarı maalesef o kadar az ki.

Bu konulara doğrudan ya da dolaylı değinen birkaç istisna ekonomisti de bu vesileyle tebrik etmek istiyorum.

Bunlardan birincisi eski DPT uzmanlarından Sn. Haluk Dural, diğerleri ise, Sn. Güngör Uras ve Sn. Yaman Törüner.

Bu tür konuları, bilgiye dayalı tesbitleri, kamu yararına uyarıları, yandaş medyadaki ekonomi sayfalarında, yandaş TV’lerde ekonomi programlarında göremezsiniz.

Ama biz ülke ekonomisi ve milletimizin yararına gördüğümüz bu tür tüm konuları yazmaya, araştırmaya, tartışmaya devam edeceğiz. Kuşkusuz ki, doğru ve yararlı alternatifleri de ortaya koyarak.

 
Daha neler... Yazdır E-posta
Cumartesi, 31 Temmuz 2010

İktidara yanaşmak ve yaranmak için fırsat kollayan medya kuklalarına, tetikçilerine, papağanlarına ve çıkarcılara hal­koylaması yeni bir olanak yarattı. Anaya­sa, hukuk, yargı bilgisi olmamak bir yana yurttaşlık nitelikleri tartışılır kimileri halkoylamasına ilişkin görüşlerini açıklarken uzmanlık taslamakta, tarihi yadsımakta, toplumsal gerçeklerin sömürüsüyle ayrılık­çılık ve bölücülük yapmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu, ümmetten ulusa geçiş sürecinin doğal zorunlulukları­nı, zamanı, ortamı, koşulları gözardı ede­rek gerçekleri çarpıtıp saptırmaktadırlar. Kiminin gazeteci, kiminin üniversite ilgilisi olarak kendilerine özgü böbürlenmeyle anlattıkları ibretle izlenmektedir. •••

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığının her yönden eşitliği öngörmesiyle asker-sivil her alanda, her göreve gelmeleri, millet­vekili, Bakan, Meclis Başkanı, Başbakan, hatta Cumhurbaşkanı olmaları unutturu­lup hak ve Özgürlük sorunları ve savlarıyla Kürtçülük yapılmaktadır. Yinelenen ve sürdürülen yalanlar gerçek olsaydı Kürt kökenli milletvekilleri Meclis'e giremezler­di. Olay asla özgürlük, hak, eşitlik sorunu değildir. Olay, tümüyle Kürt ırkçılığı, Türk Ulusu kapsamından ayrılma, ayn toprak, ayrı devlettir. "Türkiye'den ayrılmayız" di­yen gerillacı, PKK sözcüsü ve uzantısı durumundakilerin sözleri de topraklarımızda gözü olup ülkemizi parçalamak isteyenle­rin kaçamak savunmalarıdır.

Terörü yapay sorunlara ve yalanlara bağlayanların önerileri ve aldatmaları kim­seyi inandırmamaktadır. Daha Kurtuluş Savaşı sırasındaki isyanların bulutu kalk­madan Cumhuriyetin ikinci yılındaki Şeyh Sait İsyanı'yla Kürtçüler amaçlarını ortaya kovdular. Simdi de değişen bir şey yok.  Barınma, doyum, giyinme, su. silah giderlerini nasıl karşıladıkları açık. Uyuşturucu getirişi ve Türkiye karşıtlarının destekleriyle. Bu gerçeklerin belirginliği tartışılmazken "asimilasyondan" söz et­mek tam bir aymazlık ve sapkınlıktır. Kürt kökenli kimi yurttaşlarımızın ekonomik güçlerinin büyüklüğü Türkiye Cumhuriye­ti'nin ayrım gözetmeyen ulusal yaşamının belirtisidir. Haksızlık, yanlışlık, kötülük Türk - Kürt ayrımı nedeniyle değil, ilgilile­rin beceriksizliği, yetersizliği, eğitimi ve terbiyesi nedeniyle yaşanmaktadır. Başbakan'ın çağrısı, siyasal parti yetkililerinin görüşüp konuşmaları ile çözüm aranması doğal olduğu, yararlı olduğu ölçüde karşı­lık bulamazsa sonuç veremez. Tanı (teş­his) doğru konulmalıdır. Kürt ırkçılarının istediği hak, özgürlük, olanak vd. değildir. Bunlar zaten vardır. İstedikleri ayrı ulus sayılmak, ayrı yönetim oluşturmak, ayrı toprak edinmek ve ayrı devlet kurmaktır. Önlemler buna göre alınmazsa, yaptırım­lar uygulanmazsa, ekonomik, toplumsal ve kültürel önlemler gerçekte doyurucu olsa da terörle sonuç almak isteyenler için kışkırtıcı olur. "Açılım'a, Habur hoşgörü­süne karşın artan terör bu kanının kanıtı­dır. Oylama, geçiştirme, avutma sayılacak tutumlar geriye gidişin, başarısızlığın, boz­gunun anlatımıdır. Başbakanın gözyaşları tersine çeviremez.

Yurttaşlığı özümseme, içselleştirme. be­nimseme olmadıkça, feodal yapıya, cema­at ve aşiret düzenine karşı çıkılmadıkça is­temler, öneriler, eleştiriler yapaylıktan, sahipleri de aymazlıktan kurtulamaz. Baş­bakan hala ne yapacaklarını, nelere nasıl ve ne kadar açılacaklarını açıklamadan genel ve yuvarlak sözlerle, duygusal de­ğinmelerle peşin destek istiyor. Kadın ku­ruluşu temsilcileri ve kimi kadın yönetici­lerle yaptığı son toplantı da böyle geçti. Üstelik yine yakası açıktı. DP Genel Baş­kanı CİNDORUK'la görüşmekten kaçın­malarının nedeni bilgi ve konuşma beceri­siyle Cindoruk'un karşısına çıkmaya elve­rişli olmadıkları içindir. Bilmeyenleri kan­dırmak kolay, bilenleri kandırmak olanak­sız ya da güçtür. 12 Eylül sömürüsüyle yandaş medyanın 27 Mayıs sataşmaları ardından gözyaşı ve İç Hizmet Yasası'nın 35. maddesi polemiği başladı. Hukuka aykırı yanlarıyla taş atan PKK oyuncuları­na yararı olmayacak bağışlar getiren yasa tartışmaları, halkoylamasını Anayasa'yla değil AKP aldatmacalarıyla ve reklamlarıyla minder dışına çıkarma çabalan birbi­rine karışıyor. Partiler birbirini oyuna ge­tirmek isterken yanlışlar ve doğrular yer değiştiriyor. Ortalık toz duman. Hukuksal-lığı çok tartışılır Balyoz olayının iddiana­mesinin kabulüyle görevdeki generallerin de içinde bulunduğu 102 subayın tutuk­lanması kararıyla bağımsız yargı, hukuk devleti. Silivri uygulamaları kuşkulan yine alevlenecek, halkoylamasını etkileme eleş­tirileriyle yandaş medya çabaları  artacaktır. Nereye gidiyoruz?..

 
Sentetik kağıt balonu Yazdır E-posta
Cumartesi, 08 Mayıs 2010

Dünyada türev ürünler olarak adlandırılan finansal işlemlerin boyutu 600 trilyon dolar olarak tahmin ediliyor.

Bir koyundan 5 post çıkarma anlamına gelen bu türetilmiş ürünlere, sentetik kağıtlar da deniliyor. Yani yapay, üretilmiş, uydurulmuş kağıtlar.

Bu tür finansal türev ürünlerin kaynağı ve merkezi olan ABD’de Obama yönetimi şimdilerde bir finansal reform yapmaya çalışıyor.

Sınırsız, ölçüsüz, kontrolsüz büyüyen bu sentetik türev ürünlerin kayıt ve denetime alınması da başlı başına bir sorun.

Bu ürünleri pazarlayan, piyasaya süren, gölge bankacılık kuruluşlarının ve hedge fonlarının da önemli sorumlulukları var.

Sentetik türev ürünler giderek bir sahtekarlık ekonomisi balonuna neden oluyorlar.

Zincirleme biçimde, sigorta ettirilen, rating şirketlerine not verdirilen bu kağıtlar, Goldman Sachs gibi yatırım bankaları tarafından, dünyanın çeşitli bankalarına ve çeşitli yatırım ve emekli fonlarına satılıyor.

Aslında maddi bir teminata dayanmayan, üretime dayalı bir varlığı bulunmayan bu tür kağıtlarla, kontrolsüz bir biçimde ve aşırı risk alarak kısa sürede büyük paralar kazanılması hedefleniyor.

Türkiye’de türev ürünler yeterince yaygın değil. Bu nedenle bu kağıt spekülasyonundan doğabilecek bir sıkıntıyla kısa vadede karşı karşıya değiliz.

Ancak Goldman Sachs gibi bu tür işlemlerle piyasaları yönlendiren spekülatif fiyat balonlarına neden olan, finansal kuruluşların mutlaka denetime ve düzenlemeye tabi   tutulması gerekiyor.

Dövizden, emtiaya kadar her alanda bir çeşit kumarhane kapitalizminin en tipik aracı haline gelen bu tür sentetik kağıtların, ihracının – sigortalanmasının – ratinginin ve risklerinin iyi bilinmesi gerekiyor.

Obama yönetiminin Goldman Sachs isimli dev yatırım bankasına karşı açtığı son soruşturma bu konuda oldukça önemli.

Sınırsız, ölçüsüz ve kontrolsüz finanslaşma, bir süre sonra bu piyasaları adeta canavarlaştırıyor.

Önceki IMF Başkanlarından olan, Alman Cumhurbaşkanı Köhler’in sözü son derece yerinde; “birer finansal canavara dönüşen bu oluşumları yeniden kafeslerine koymalıyız.”

Gerçekten de üretim ekonomisi yerine, kağıt spekülasyonlarını esas alan bir anlayıştan artık vazgeçmenin zamanı çoktan geldi.

Rakibi Lehman Brother’s batarken, kendisi Bush yönetimi ile olan sıkı-fıkı ilişkileriyle kurtulan, Goldman Sachs’ın başına gelenler birilerine ders olur belki.

 
Siyasal İslam-3 Yazdır E-posta
Cumartesi, 08 Mayıs 2010

Bugün bazı belediyelerde bazı işleri yaptırmak için, bazı yerlere bağış yapma zorunluluğu, herkesin bildiği bir durumdur. Bunun adı rüşvettir. Bu kesim ‘Hayır, rüşvet değil, bu bir bağıştır’ diyor. ‘Vatandaş bağış yapacağı yeri, bağışın miktarını, kendisi seçer. Bağış yapıp yapmayacağı, vatandaşın içinden gelen bir şeydir. Nereye, ne miktarda ve ne zaman verileceği belli olan, bal gibi rüşvettir’ diyorsunuz. ‘Hayır, sadece zorunlu bağış’ diyorlar. Yani ‘rüşvet’in adını ‘bağış’a çevirdiler. Allah’ın haram kıldığını helalleştirdiler. Haramı helal saymanın hükmü nedir, derseniz? ‘Kâfirliktir’ derler. Rüşveti meşrulaştırma anlayışının, sözde İslami kesimlerce normal görülmesi, dahası savunulması; inkâr edilemeyecek bir gerçektir. Bir zamanlar “Rüşveti alan da veren de mel’undur” hadisini çerçeveletip bürolarına asan bu sözde İslami kesimde, yaklaşık on beş yıldır bu levhalar kaldırıldı. Utanmasalar bu hadisteki ‘mel’undur’ kelimesini ‘memnundur’ şeklinde yazıp asacaklar. Muhtemelen yazacakları zamanı kolluyorlar. Yıllar önce ülkemizi Darul harp (harp evi/alanı) sayarak bazı haramları helal sayıyorlardı. Şimdilerde kendilerinin yönetiminde olan ülkemiz için ‘darul harp’i de ağızlarına almaz oldular ama alıştıkları haramları helal saymak için başka kulplar aramaya başladılar. Bir kısmı ise haram helal fark etmez demeye çoktan başladı. Ancak ‘Harp Hiledir’ hadisi işlerine çok yaradığı için ona iyice sarıldılar.

Dinimizde israf haramdır. Allah Firavun’un ilahlık iddiası bir tarafa onun müsrifliğini de eleştirir. Bugün bazı siyasetçiler değeri 10 bin Euro’nun üzerinde olan bir elbise giyebiliyor. Yine bunlardan birinin eşi 65 000 TL’lik bir yüzük takabiliyor. Bunlar lüks villalarda oturuyorlar. Lüks arabalara biniyorlar. Hâlbuki ülkemizde açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca insan var.

Siyasette dini söylemler kullanan bu kesim büyük paralar kazandı. Milyonlarca genç 500 TL’ye bile iş bulamazken bunların çocukları gemiler aldı, milyon dolarlık iş yerleri kurdu ve dünyanın önde gelen şirketlerinde görevler aldılar. Bunlar ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ hadisini de artık söyleyemez hale geldiler. Ramazan ayında fakir sofralarında birkaç dakika göstermelik bulunup poz vermekle halkı belki kandırabilirler ama Hakk’ı asla kandıramazlar. Siyasal İslamcılardan önemli mevkilerde bulunup haram kazanç ve israf içinde olmayan birine rastladınız mı?

Bunların geçirdiği evrim ve değişimi burada yineleyelim. Önceleri kendilerini ahir zamanın sahabesi gibi gösterip mücahit olarak adlandırıldılar. Sandıklarda müşahit olarak hak ve batıl oyları ayırmaya başladılar. Belediyeleri ele geçirince Müteahhit oldular. İktidara gelince her alanda her şeyi yapmaya müsait oldular. Egemen güçleri koruyup kollarken kimsesizlerin kimsesi sloganını unuttular. Garip gurebayı artık dillerine almaz oldular.

AB uyum yasaları dâhilinde zina suç olmaktan çıkarıldı. Bu gün evli olan bir erkek veya kadın, bir başkasıyla ilişki halinde görülse, karşılıklı rıza ile bir arada iseler, kanuna göre suç değildir. Eşi bile şikâyetçi olamaz. Peki, bu kanun bir başka parti iktidarında çıkmış olsaydı, hele sol bir parti döneminde çıkmış olsaydı, neler olmazdı? Beyazıt Camisinde Kuran’ları zincire vurup, ‘din elden gitti’ diye gösteriler yaparlardı. Sözde İslami kesimlerin gazetelerinde, televizyonlarında, dergilerinde, camilerin çayhanelerinde, tüm dini toplantı ve merasimlerinde fiskoslarla bu kanunu çıkaran iktidar aleyhinde en acımasız ithamlar yapılırdı.

Irak’ta Amerikan işgalinden sonra, 1,5 milyon insanın can verdi. 5 milyon kadar çocuk öksüz kaldı. Milyonlarca kadın dul kaldı, kadınların, kızların ırz ve namusları çiğnendi. Şayet tüm bunlar başka bir iktidar dönemine rast gelseydi, nice mahşeri kalabalık tel’in mitingleri bir yana, sözde İslami kesimlerin neler yapacağını kestirmek, olacakları tahmin etmek mümkün değildir. Her şeye tesadüf diyemeyiz, eş başkanlık zamanlamasını düşünmeden edemeyiz.

Tezkerenin meclisten geçmesi için uğraş verenler ‘abdestli- namazlı kardeşler’ değil miydi? O dönemde tezkerenin karşısında yer alan ve geçmemesini sağlayan CHP değil de, dini sömürüsünden semiren bir parti olsaydı göklere çıkarılmaz mıydı? Müslüman kanının akıtılmasına ve Müslüman kadınların ırz ve namuslarının çiğnenmesine aziz milletimizi ve şerefli ordumuzu ortak etmeyen CHP’ye, ‘one minüte’ şakşakçıları hangi tavrı sergilediler? Yaptıkları şey bir yandan Irak’ta bir milyon masum boğazlanmasına lojistik destek verirken diğer yandan Gazze katliamını siyaset malzemesi yapmaktır.

20-30 yıl önce Siyasal İslamcılar adaleti, dillerinden hiç düşürmezlerdi. Hz. Ömer adaletinden büyük bir özlemle bahsederlerdi. Mehmet Akif’in Safahat’ından “Kenarı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu/ Gelir de adli ilahi sorar Ömer’den onu” dizesini sürekli gündemde tutarlardı. Şimdilerde kendi dönemlerinde bir kuzuyu bırakında nice canlar, nice mallar şöyle veya böyle telef oluyor. Sorumluları ya dokunulmazlık zırhlarıyla korunuyor ya da dokunulmazlar tarafından korunmuyorlar mı?

 
GÜLLÜKTEN YOZGATA SELAM VAR Yazdır E-posta
Cumartesi, 01 Mayıs 2010

Yıllardır yaz tatilini geçirmekte olduğum GÜLLÜK, Türkiye’nin en önemli  bir beldesidir.

Maden yatakları yönünden  zengin olan Muğla ve yöresinin  Ege Bölgesi’ne açılan en eski limanı ile Güllük ticari aktivitelerin de   en çok yaşandığı bir belde.

Mandayla Körfezi kıyısında kurulmuş olan belde sakinleri,  Ege adalarından ve Anadolu  batısından gelen Yörüklerin yıllardır karışıp kaynaşmaları sonucunda son yıllarda en büyük iç ve dış turizm hareketlerinden de faydalanarak yaşamlarını sürdürmekteler.

Tarihi ve kültürel  zenginlikleri yanında coğrafi özellikleri ile eşsiz bir turizm beldesi olan Güllük giderek gelişmektedir.

Sahil köy, kasaba ve şehirlerinin çok dikkatli  ve sağlıklı  gelişmesi  ile birlikte ülkemiz turizm gelirleri daha da artacaktır.

Türkiye’nin en büyük kültür balıkçılığının merkezi de olan Güllük, üretimini iç ve dış piyasaya  ulaştırmaktadır.

Bir  sahil  beldesinin liman ve sanayi ağırlıklı imajını, kültür,sanat,turizm ve mutlu yaşam imajı ile değiştirmesi gerekmektedir. Bu amaca hizmet edecek alt ve üst yapıyı kurmak yerel yönetimler ile merkezi yönetimin ortak çalışması ile olanaklıdır.

Yıllardır yaz aylarında Güllük’de yaşayan bir Alman komşumuzun şu sözlerini hep hatırlarım : ‘ Şu  Güllük’ün havasını şişelesem de Almanya’ya götürsem. Burada  sağlığa yararlı eşsiz bir hava var. Ayrıca zengin bir  tarih ve doğa  var; insan böyle yerde yaşamak ister.’

Ben de komşumuza  şiirler okuyarak sonunu şöyle bağlamıştım :

Güllük’de güneş olsam gök yüzüne eş olsam…

Güneşin bir başka doğup battığı bu belde gökyüzü ve yer yüzü ile insanlara huzur,mutluluk ve sağlık bahşetmektedir. Yeter ki insanlar bunun kıymetini bilsinler.

Bu anlamda insanların yaşadıkları bu eşsiz beldenin kıymetini bildikleri de pek  söylenemez.

İnsan  de koruma, geliştirme ve güzelleştirme duyguları yanında alışkanlıkları da geliştiği takdirde her şey güzel olacaktır.

Bu güzel beldenin yeni seçilen çalışkan ve yetenekli Belediye Başkanı  sevgili Aytunç Kayrakçı’yı  yörede yaşayan herkes çok sevmektedir.Umut verici, akılcı, çağdaş ve güvenilir  bir  yönetici olarak  kendisini Güllük’e adamıştır.

Güllük Belediye Başkanı  Aytunç Kayrakçı’nın   değerli eşi Yozgat-Sarıkaya- Hasbek Kasabası’ ndan… Bizde bir gelenek vardır. ‘İnsan nerden evlenmişse oralı olur’ derler.

Güllük’ten Yozgat’a ve Yozgat’tan Güllük’e selam var…

 
Köylerimiz
Çayözü
Çayözü
Bahadin
Bahadin
Akocak
Akocak
Döviz Kuru(TCMB)
USD Alış1.5033 YTL
USD Satış1.5106 YTL
EURO Alış1.9179 YTL
EURO Satış1.9272 YTL
Foruma Son Eklenenler
Toplam Ziyaretçi
59685847
Son 5 İlan


 
= Resimli
 
 
 
cheap software downloads
Adobe photoshop oem softwarebuy adobe photoshopcheap oem store
cheap software
adobe,corel,microsoftcheap cigarettes
oem software