Anasayfa arrow Yazarlar arrow A.Haydar Nergis
 
 
cheap software
oem software
cheap viagra
cheap cigarettes
A.Haydar Nergis
Aziz Nesin ve İsveç Serüveni Yazdır E-posta
Cumartesi, 26 Eylül 2009

Gazeteci arkadaşım Abdullah Gürgün'ün, İsveç Radyo ve Televizyonunun ses kayıtları ve gazete arşivlerini tarıyarak hazırladığı ''Aziz Nesin ve İsveç Serüveni'' kitabı, büyük yazarımızın bilinmeyen yanlarına ışık tutuyor. Okumaya başlarken kitap, Aziz Nesin'den keyifli bir ironi ile gülümsetiyor;
''Köpeğe sormuşlar:

- Niçin havlayıp duruyorsun?

- Yürekliliğimden, demiş.

- Öyleyse gerin niçin gelip gidiyor?

Köpek yanıtlamış:

- Korkumdan! ''

Aziz Nesin, gülmeceyi yazmakla kalmıyor, kendisi de yaşıyor. 12 Eylül yönetimine karşı 2 bin imzalı ''Aydınlar Dilekçesi'' vermeleri, zamanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren'i çok kızdırıyor; bir yurt gezisinde punduna getirip ''Aydınlar Dilekçesi'' ni imzalayanlara, ''Ben ne yapayım böyle aydını, Vahdettin de aydındı'' diyor. Aziz Nesin, yanıt vermekte gecikmiyor: ''Son Osmanlı padişahı olan ve sonra İngiliz gemisiyle ülkeden kaçan Vahdettin' in aydın olduğu çok tartışmalıdır, ancak devlet başkanı olduğu kesindir''

Abdullah Gürgün, kitabın konusunu İsveç’le sınırlamıyor. Zaman zaman, Aziz Nesin'le birlikte Türkiye'ye, Almanya'ya, başka ülkelere uzanıyor. Sivas Katliamının öncesi ve sonrasını gazeteci birikimi ve belgeselci titizliğiyle irdeliyor. ''Kışkırtma içerdiği'' öne sürülen Sivas konuşmasının tam metnini kitaba alarak bu savların ne denli dayanaktan yoksun olduğunu kanıtlıyor

Aziz Nesin, konferanslarında, 1994 yılında Hiroşima Vakfı Ödülünü almak için Stockholm'e geldiğinde, Göteborg Kitap Fuarına katıldığında Salman Rüştü, Teslime Nesrin, Günter Wallraff, Muhammed Talbi gibi tanınmış yazar ve düşünürlerle karşılaşıyor. Aralarında ''Şeytan Ayetler''i, köktendincilik, Müslüman ülkelerin geleceği gibi konuları uzun uzun tartışıyorlar. Kitap, bu tartışmaların da belgesel tanığı niteliğinde. Aziz Nesin, İsveç'teki bütün konuşmalarında Kürt sorunu ve Türkiye'deki şeriat tehlikesi konuları üzerinde titizlikle duruyor. Kürt sorunuyla ilgili, herkesin ne düşündüğünü söyleyebilmesi için kurultaylar düzenlemeyi planlıyor. Ankara'da kararlaştırılan kurultaylardan birine zamanın Cumhurbaşkanı ile Başbakanı da katılacaklarını bildiriyorlar. Ancak, kurulta başlamadan Valilikçe yasaklanıyor.

Aziz Nesin, bulunduğu her ortamda, Türkiye'de şeriat tehlikesinin arttığına dikkat çekiyor. 1994 yılında, Stockholm'de düzenlenen Hiroşima Vakfı Ödül Törenindeki konuşmasında;'''Türk devletinin İslami bir devlet olma olasılığı var. Bu görünüyor. Çünkü, bugünkü Türkiye, deselerdi bize 20 yıl önce, 30 yıl önce...Türkiye bugünkü haline gelecek, hiç bir aydın inanmazdı buna. İnanamadığımız şeyler oluyor bugün ve daha da olacak görünüyor.(s.323)'' diyor. 28 Aralık 1994'de İsveç Radyosu Merhaba'ya yaptığı açıklamada da, ''Kökten dincilik, Türkiye' de her gün güçleniyor. İktidara doğru gidiyorlar, az kaldı.'' öngörüsünde bulunuyor.(s.289). Daha 1993 yılında İsveç Radyosunda endişelerini şu sözlerle ifade ediyor: ''Önce adım adım geliyorlardı, şimdi koşarak geliyorlar ve Türkiye bir felakete doğru gidiyor''(s.192) .

Büyük usta, 80 yıllık ömründe, yaşama gözlerini yumduğu 6 Temmuz 1995 gününe dek dinlenmeye hiç zaman bulamıyor. ''Bir gün nasıl olsa tüm dinleneceğim, ama ne yazık, o zaman da dinlenmekte olduğumu bilmeyeceğim'' diyor.(s.35) Bu duygu ve düşüncelerini dizelere de döküyor: '' (..) Ölüme değil/ Sonsuzluğa gidiyorum/ Orda dinleneceğim gönlümce/ Yaşarken hiç mi hiç dinelemediğim// Kalemim yine elimde/ Kağıtlarım da önümde/ Son uykusunda düşecek başım/ Sağlığımda hiç eğmediğim''(s.356)

''Aziz Nesin, sana çok gereksinmemiz var; dinlendiğin yeter, kalk artık!'' demek geçiyor içimden...

AZİZ NESİN VE İSVEÇ SERÜVENİ, Abdullah Gürgün, Berfin Yayınları,375 sayfa, Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 
Danimarka da İslami okullar mercek altında Yazdır E-posta
Cuma, 11 Eylül 2009

İsveç'te, Danimarka'da hep böyle oluyor. Önce, İslami dernek ve okullara, türbana, çarşafa, burkaya izin veriyorlar. Daha yeni Kopenhag'ın Norvest semtinde 2 bin metrekarelik alanı cami yapımına bağışladılar. İnanç özgürlüğünün önünde hiç bir engel yok. Ancak. takkiye yapılmasını da affetmiyorlar. Aldatıldıklarını anladıklarında tepkileri çok sert oluyor. Demokrasilerinin kazanımları konusunda refleksleri çok güçlü. Hakların kötüye kullanıldığını saptadıklarında, daha önce verdikleri özgürlükleri gözlerini kırpmadan geri alıyorlar. Geçtiğimiz yılın sonlarında Malmö'nün Rosengård'unda bunlar oldu. Şimdi Danimarka'da bunlar oluyor. Yaşanan düş kırıklığıyla, hoşgörü ve sempati duygusu yerini tepkiye bırakıyor.

İsveç'e komşu ülke Danimarka, haftalardır için için kaynıyor. Hükümet ortağı Muhafazakar Halk Partisi tarafından kamuoyuna sunulan İslami okullara karşı uyum paketi, özellikle Müslüman çevrelerde şok etkisi yarattı. Parti Genel Başkanı Lene Espersen tarafından açıklanan uyum paketinin içeriği özetle şöyle:

Danimarka’daki, Müslüman kökenli gençler üzerinde yapılan araştırmalarda ürkütücü sonuçlara ulaşıldı. Bazı İslami okullarda, Danimarka değerleriyle örtüşmeyen, yasaklamacı ve demokrasiyi kabul etmeyen şeriatçı gençler yetiştiriliyor. Bu olumsuz gidişin önüne geçebilmek için, ivedi ve sert önlemler alınması gerekiyor. Bundan sonra, İslami okulların eğitim programları mercek altına alınacak, çalışmaları yılda bir kaç kez gizli olarak denetlenecek.

Müslüman okullarındaki '' ibadet odaları''(mescit), namaz kılmayan öğrencilerin üzerinde baskı aracı olarak kullanılıyor ve öğrenciler arasında gerilime neden oluyor. İbadet odaları uygulamasına son verilmesi için çalışma başlatılacak. İbadet etmeme özgürlüğü de dini özgürlükler kapsamında değerlendirilecek. Cami imamları 3'er aylık kurslardan geçirilecek.

Oruç, okullarda çocuklara karşı dini baskı aracı olarak kullanılıyor. İlkokul çağındaki öğrencilerin oruç tutmaması özendirilecek.
Kamusal alanda, Danimarka kültürü ile örtüşmeyen bir örtünme şekli olan burka yasaklanacak.
Muhafazakar Halk Partisinin burkanın yasaklanması önerisi, Danimarkalılardan büyük destek gördü. Politiken Gazetesi ve TV2 kanalının yaptırdığı kamuoyu araştırmasında, Danimarkalıların yüzde 56'sı burkanın yasaklanmasını istedi.

Danimarka parlamentosunun orta doğu kökenli milletvekili Naser Khader de, İslami okullarla ilgili önlemleri desteklediğini belirterek, burka ve benzeri örtünme şekillerinin yasaklanmasını savundu.

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 
KUZULARIN SESSİZLİĞİ Yazdır E-posta
Cuma, 21 Ağustos 2009

Yaz geldi, geçiyor; yağmurlardan alamıyoruz başımızı. Güneş, yarım saatliğine doğmaya görsün, kızım pencereye koşuyor, “Baba, bak güneş!” Sanki Karun’un gömüsünü bulmuşuz...

İsveçli iki genç aralarında konuşuyormuş: Biri “Anımsıyor musun, geçen yıl, bu zamanlar hava ne kadar da güneşliydi...” demiş. Diğeri yanıtlamış: “Anımsamıyorum. Sanıyorum ben o anda sinemadaydım...”

Her defasında başka bir engel çıkıyor; Türkiye’ye tatil hazırlıklarını sürdürürken bu kez de, büyük kızımı belediyenin yaz stajına çağırdılar. İsveç’te, liseye giden gençleri çalışma yaşamına hazırlamak için yazları birer ay işe çağırıyorlar. Hafif işlerde çalıştırarak ücretlerini de bir tamam ödüyorlar.

Camda, yağmur tıpırtılarını izleyerek kara kara düşünürken birkaç yıl önce gittiğimiz İsveç’teki çiftlik evinden yine çağrı geldi. Konaklama fiyatlarını, sunacakları yemek türlerini, gezi planlarını ayrıntılarıyla yazmış, resimlerle süslemişler. Birkaç günlüğüne yine buyur ediyorlar. Evcek gitmemize olanak bulunmadığına göre bari tek başıma gideyim, dedim. Topladım valizimi, kâğıtlarımı, düştüm yollara. Bu kabız ortamda belki bir yazı konusu da çıkarırım.

Çiftliğe yaklaşırken, bizi ilk yavru domuzlar karşılıyor. Çitlerin kenarına doğru koşarak burunlarını uzatıyorlar. Bir şey mi istiyorlar, havayı mı kokluyorlar, belli değil.

Süt, ineklerden taze sağılarak geliyor masaya. Ekmek, köy fırınında odun ateşiyle pişiriliyor. Domatesi, salatalığı git, bahçede ellerinle topla. Her şey bu denli doğal görünüyor.

Koyunlarla kuzuların ağılları yan yana. Ancak' nedense meleşmiyorlar birbirlerine. Benim doğduğum köylerde, akşamın bu saatlerinde, süt emmek isteyen kuzularla annelerinin sesleri ahırı, konu birbirine katardı. Kuzuların bu sessizliğine bir anlam veremiyorum. Sonunda merakımı giderdim: Koyunlardan daha çok süt elde etmek için kuzuları sütten kesmişler. Kuzular, üç beş gün meleyip durmuş, sonunda kaderlerine boyun eğmiş, sütü de, annelerini de unutmuşlar.

İsveçli konuk arkadaşlarım erken uyumaya alışmış. Ben, gecenin karanlığında, ormanların gümbürtüsünü, gölün sessizliğini izliyorum. Gece boyunca ürkütücü kuş ve hayvan seslerini dinliyorum. O saatlerde dışarı çıkıp dolaşmamız istenmiyor; yırtıcı hayvanların saldırısına uğrayabilirmişiz.

Kendimi sabah erken kalkmaya, horozların sesini dinlemeye hazırlıyorum. Biraz not karaladıktan sonra, göldeki kuğuların dansını izleyerek uykuya dalıyorum.

Erkenden, birbirlerine saldıran azgın kuşların çığlıklarıyla uyanıyorum. Horozlar ötmüyor. Güneş doğuyor, sabah kahvaltısında sofraya taze yumurta geliyor, ama horozlardan hâlâ ses yok...

Çiftlik sahibi, biraz merak, biraz da şakayla sorduğum soruya yanıt veriyor: “Sabahleyin öterek sizi rahatsız etmemeleri için horozları karanlık bir yere hapsettik, birazdan serbest bırakırız...”

Hiç horozsuz sabah olur mu?

Ne denli kurgularsanız kurgulayın mutlaka bir yerinden sırıtan bu yapay yaşamın ortasında haykırmak geliyor içimden: “Horozlar, hey sabah horozları, neredesiniz?”

 

 
AB dönem başkanlığında İsveç vizyonu* Yazdır E-posta
Cumartesi, 11 Temmuz 2009

1 Temmuz'da AB dönem başkanlığını devralan İsveç, bir çoğumuz için idol ülke. Biz ona hayranız; o Amerika'ya... Bunu ilk kez, İsveç’ teki başlangıç yıllarımda, hevesle izlemeye gittiğim Sosyal Demokrat Partisi Genel Kurulunda fark etmiştim. Kürsüdeki konuşmacılar, sözüm ona ABD'nin Orta Doğu politikalarını eleştiriyorlardı,;ama salon görevlisi gençlerden bazıları Amerikan bayraklı tişörtlerle dolaşıyorlardı. 9 milyon nüfuslu İsveç’ in, yaklaşık 1 milyonluk bölümü Amerika’ da yaşıyor. Üniversiteli gençlerin en büyük tutkusu okulu bitirdikten sonra kapağı Amerika’ ya atmaktır. Sarışın İsveç dilberleri, bir gün Hollwood' a giderek ünlü bir oyuncu olmayı düşler. Eğitimde, sağlıkta, sosyal yaşamda pratik Amerikan modelleri uygulanır. Ülkede, başından beri, sosyal adaletle ustaca harmanlanmış bir kapitalist ekonomik model uygulanır. İsveç’ in hem sosyalist, hem kapitalist eğilimli kişilerin sempatisini çekmesi bundandır. Sosyal demokratların en iyi ekonomi bakanlarından Kjell Olof Feldt'ın, görev yaptığı yıllarda Amerika’ da, en iyi ekonomi Bakanı payesiyle ödüllendirilmesi bundandır...

İsveç halkının önemli bir bölümü Amerikan hayranıdır. Özellikle yaşlıların bulunduğu alanlarda Amerikan karşı kolay kolay laf söyleyemezsiniz.. İşte, 1 Temmuzda AB dönem başkanlığını devralan İsveç, böyle bir İsveç’ tir. Dünya politikalarında, İngiltere kadar açık oynamasa da, ABD siyasetlerinin sessiz ve uslu bir izleyicisidir. Bu tavrını AB dönem başkanlığı sürecinde de sergilemesi, Fransa ile, Almanya ile zaman zaman sürtüşmelere girmesi bu misyonunun bir gereğidir.

İsveç’ in dönem başkanlığı, özellikle Fransa ve İngiltere ile ilişkiler açısından sancılı geçebilir. Özellikle İsveç ile Fransa arasında Türkiye konusundaki görüş ayrılıkları önümüzdeki süreçte yeni gerilimlere neden olabilir. Avrupa Birliğinde, Türkiye'ye verilecek statü konusunda İsveç ile Fransa arasındaki uzlaşmazlık 1 ay kadar önce iyice su yüzüne çıktı ve Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy'nin, İsveç'e yapacağı resmi ziyaretin iptal edilmesiyle sonuçlandı. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Sarkozy' nin İsveç' e geleceği günlerde, Le Figoro gazetesinde yayımlanan söyleşisinde, Fransa’nın, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda takındığı tavrı eleştirmekle kalmamış, Fransa’nın, AB içinde uyguladığı siyasi ve ekonomik politikayı üstü kapalı bir biçimde eleştirmişti. Fransız kaynakları, Sarkozy ziyaretinin, 7 Haziranda yapılan AB parlamentosu seçimleri nedeniyle ertelendiğini belirtmesine karşın, Le Monde Gazetesi, ziyaretin iki ülke arasındaki gerginliklerin daha fazla arttırılmaması için ertelendiğini yazmıştı.

İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt, ülkesinin AB dönem başkanlığında izleyeceği politikaları açıklarken, "Türkiye' nin, Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinin kararlılıkla destekleneceğini” söyledi. Bildt, Fransa ve Almanya' nın sıklıkla yineledikleri "Ayrıcalıklı ortaklık'' söyleminin, AB' nin güvenirliğini olumsuz yönde etkilediğini bildirdi. Carl Bildt, AB dönem başkanlığı süresince Ankara ile en az iki görüşme başlığı açmayı amaçladıklarını açıkladı.

İsveç, dönem başkanlığını, yenilenmiş bir AB parlamentosuyla sürdürecek.

İsveç’ te yapılan AB parlamentosu seçimlerinde, Sosyal Demokrat Partisi 5, sağcı Moderat Partisi 4, tutucu Folk Parti 3, Çevreci Miljö Partisi 2, Merkezci Center Pari 1, Hıristiyan Demokrat Parti 1, Sol Parti 1 ve ''korsan parti'' olarak adlandırılan internet partisi 1 milletvekili çıkardı. İsveç'in, Avrupa Parlamentosunda 18 sandalyesi bulunuyor. Türk kökenli isimler, hemen bütün partilerden aday olmalarına karşın seçilmeyi başaramadılar. Sosyal Demokrat Partiden aday olan ve ''Pizzacının kızı'' olarak bilinen Evin Çetin de İsveç genelinde 21 bin 830 tercihli oy almasına karşın Avrupa Parlamentosuna seçilemedi.

 

 
Şüküre ve zikire devam2 Yazdır E-posta
Cumartesi, 04 Temmuz 2009

Otelin plajında  çalışan çoğu Doğulu gençlerle ahbaplığı ilerlettim. Bizim çocukların kendi aralarında İsveç’çe, bizimle Türkçe konuştuklarını görünce ilk günden ilgilendiler:

“Abey, siz, İsveç’ten  geliyorsunuz galiba?”

Saklayamadım:

“Evet!”

“Benim de  İsveçli bir kız arkadaşım var,yakında ben de evlenip oralara geleceğim”

Yarı şaka:

“İyi,hoş gelirsin, bir sen eksiktin...” dedim.

Çok da uyanık

”Abey,İsveç telefonunu verir misin, oraya gelince seni arayayım”

Eşim, yine bir lüzumsuzluk yapmama fırsat bırakmadan araya girdi:

“Sen, kız arkadaşının  telefonunu ver, gerektiğinde biz ararız.”

Gencin adı Barış’tı. 1980’ de, 12 Eylül’ den bir hafta sonra doğmuş, lise mezunuydu.

“Barış,” dedim,” Sen 12 Eylül çocuğusun, 12 Eylül’ de binlerce insanı işkenceden geçirdiler, cezaevlerine tıktılar, 50’ den fazla  kişi dam edildi; bu ne biçim Barış?”

Yanıtı cebinde hazırdı:

“Abey, o zamanlar alilerimiz o zamanlar militarizmin etkisinde çok kalmışlar...”

Sohbeti daha fazla sürdürmek istemedim:

 “Boş ver bunları da ,hadi sen bize soğuk bir su getir. Buraya tatil yapmaya geldik, böyle konulara girmeyelim.”

Barış uzaklaşırken eşim biraz da sinirli bir şekilde uyardı:

“Senden laf mı almaya çalışıyor, nedir? Sapır supur  konuşuyor, fazla açılma!”

Eşimin kuşkuculuğu bana 12 Eylül öncesi paranoyalarımızı anımsattı.Kendimizi çok mühim işler peşinde koşuyor sanıyorduk.Ne zaman bir okul köşesinde bir simitçi, ya da ayakkabı boyacısı görsek, birbirimize kaş, göz işareti yapardık:

“Dikkat et, sivil polis olabilir!”

*** 

“Gidip gazete alayım” diyerek çıktım, arka sokaklara daldım.Eski hastalıklarım nüksetmiş,yerli halkın nasıl yaşadığını merak ediyordum.Oralardaki bakkalın, manavın  fiyatları da ateş pahası mıydı?

Bahçeli küçük bir evin önüne geldim.Yaşlı bir kadın, bahçenin bir köşesinde pişirdiği gözlemeleri küçük bir sepete yerleştiriyor; on bir, on iki yaşındaki torunu onları götürüp ara sokaklarda gizli gizli satıyordu.

İşportacılık yasaktı.Kadın, beni belediyenin adamı sandı, önce korktu. Çocukların sahilde beklediklerini,yiyecek bir şeyler aradığımı söylediğimde rahatladı.

“O zaman tam aradığın yeri buldun” dedi, keyiflenerek. 

Gözlemeci Gülizar Teyze Sivaslıydı.Plajda çalışan  çocuklara da vereceğimi de hesaplayarak gözlemelerin sayısını biraz fazla söyledim.Kadın daha da keyiflendi.Ama benim niyetim onunla biraz sohbet etmekti.

O, gözlemelerin hamurunu açarken fazla geciktirmeden damdan düşme ilk sorumu sordum:

“Gülizar teyze, geçim durumlarınız nasıl, memleketin gidişatını nasıl görüyorsun?”

Kadın,bu beklenmedik soru karşısında biraz afalladı. Önce, “Allaha şükür!” dedi. Sonra,”Aman, geçim dediğin nedir ki, altı, üstü bir boğaz tokluğu” diye tamamladı.

Eveleyip gevelemeden konuya direk girdim

“Tayyip nasıl Tayyip, Tayyip’in gidişinden memnun musun?”

Gülizar teyze, yanıt olabilecek bütün ihtimalleri sıraladı:

-  “Memnun olmasan elden ne gelir ki, adam geldi  oturdu işte!”

-“ Millet beğenmiş ki reyini vermiş, ben beğenmişim, beğenmemişim, kaç para eder...”

“ Senin Ecevit’ in, Çiller’in sanki bundan iyi miydi?”

“ Her gelen kendisini düşünüyor, bizim yüzümüze bakan mı var?”

Baktı ki bu yanıtların hiç biri beni tatmin etmiyor.Başka bir telden çalmaya başladı:

“Halimiz ne olsun ki bre yavrum! Bak, şükür senin cebinde çoluk çocuğuna bir gözleme yedirecek paran var.Şu Alanya’da, akşam  evine  götürecek bir ekmek  parası bulamayan çok insan var.Unun, peynirin, kıymanın  kilosu kaça, haberin var mı? Bir demet maydanoz bile dünyanın parası...”

Sözlerinin hoşuma gittiğini anladı:

“Tok, açın halinden anlamıyor, altta kalanın canı çıkıyor, işte söyleyeceğim bu efendi yavrum!”

Kendi kendime:

“İşte “ dedim, “Gorki’nin romanlarından çıkıp gelmiş bir kadın.... Tıpkı Fakir Baykurt’un Irazca Ana’sı...Bu çürümüş toplumda böyleleri halâ direnmeye, varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar!”

Bu saptamayı yapmak, benim için umut verici bir durumdu.

O kadar keyiflendim ki, paranın üstünü bile almadım.

Tam o sırada ezan okunmaya başladı. Gülizar Teyze  birden toparlandı, ciddileşti,konuyu değiştirdi:

“Bugün cuma, sen cuma namazına gitmiyor musun ?”

Duymazdan geldim:

Sorusunu yineledi:

“Cumayı kılmaya gideceksen aha cami burada, yakınımızda.İçerde abdest alacak yerler de var, gidecek misin?”
Ben, yanıt vermekte zorlanırken o anladı. Bu kez işi nasihate  döktü:

“Böyle olmaz evladım , o memleketlerde  hiç olmazsa cumadan cumaya namazını kılacaksınız. Cami yoksa evinde kılacaksın, çocuklara dinini öğreteceksin!”

***

Plaja döndüm. Hanımda surat iki karış...

Çocuklara , “Bakın size  gözleme aldım, ayranla iyi gider”
dedim.

“O da ne” dediler, şöyle bir bakıp surat ekşittiler.Gözlemelere ellerini bile sürmediler,
“Hamburger!” diye tutturdular...Hanım da fazla kilo almaktan korkuyor, zaten canı da sıkkın...

“Canınız isterse,” dedim, “ben de gözlemeleri  Barış’la arkadaşlarına veririm...”

Etrafa bakındım, görünürde kimse  yoktu.

“Barış, Zülküf, Hüsamettin! Nereye gittiler bunlar?”  

Yazları plajın barında çalışarak ev geçindiren Alanya Lisesi öğretmeni, sesimi duydu, yerinde kalkarak yanıma geldi:

“Çocuklar yoklar ağabey, bir arzunuz varsa söyleyin, ben getiririm.”
Küçük kızım:

“Suuu!” dedi

Ben:

“Hocam, bu çocukların  hep birden nereye kayboldular böyle?”diye sordum.
Öğretmen, gözlerimin içine alaylı bir gülümsemeyle baktı:

“Seninkilerin hepsi cuma namazına gittiler, ağabey!”

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 104
Köylerimiz
BelenCumafakili 6
BelenCumafakili 6
Ahmetfakili
Ahmetfakili
Akocak
Akocak
Döviz Kuru(TCMB)
USD Alış1.5033 YTL
USD Satış1.5106 YTL
EURO Alış1.9179 YTL
EURO Satış1.9272 YTL
Foruma Son Eklenenler
Toplam Ziyaretçi
59265064
Son 5 İlan


 
= Resimli
 
 
 
cheap software downloads
Adobe photoshop oem softwarebuy adobe photoshopcheap oem store
cheap software
adobe,corel,microsoftcheap cigarettes
oem software