|
|
A.Haydar Nergis
|
Aziz Nesin ve İsveç Serüveni |
|
|
|
Cumartesi, 26 Eylül 2009 |
|
Gazeteci
arkadaşım Abdullah Gürgün'ün, İsveç Radyo ve Televizyonunun ses kayıtları ve gazete
arşivlerini tarıyarak hazırladığı ''Aziz Nesin ve İsveç Serüveni'' kitabı,
büyük yazarımızın bilinmeyen yanlarına ışık tutuyor. Okumaya başlarken kitap,
Aziz Nesin'den keyifli bir ironi ile gülümsetiyor;
''Köpeğe sormuşlar:
-
Niçin havlayıp duruyorsun?
-
Yürekliliğimden, demiş.
-
Öyleyse gerin niçin gelip gidiyor?
Köpek
yanıtlamış:
-
Korkumdan! ''
Aziz
Nesin, gülmeceyi yazmakla kalmıyor, kendisi de yaşıyor. 12 Eylül yönetimine
karşı 2 bin imzalı ''Aydınlar Dilekçesi'' vermeleri, zamanın Cumhurbaşkanı
Kenan Evren'i çok kızdırıyor; bir yurt gezisinde punduna getirip ''Aydınlar
Dilekçesi'' ni imzalayanlara, ''Ben ne yapayım böyle aydını, Vahdettin de
aydındı'' diyor. Aziz Nesin, yanıt vermekte gecikmiyor: ''Son Osmanlı padişahı
olan ve sonra İngiliz gemisiyle ülkeden kaçan Vahdettin' in aydın olduğu çok
tartışmalıdır, ancak devlet başkanı olduğu kesindir''
Abdullah
Gürgün, kitabın konusunu İsveç’le sınırlamıyor. Zaman zaman, Aziz Nesin'le
birlikte Türkiye'ye, Almanya'ya, başka ülkelere uzanıyor. Sivas Katliamının
öncesi ve sonrasını gazeteci birikimi ve belgeselci titizliğiyle irdeliyor.
''Kışkırtma içerdiği'' öne sürülen Sivas konuşmasının tam metnini kitaba alarak
bu savların ne denli dayanaktan yoksun olduğunu kanıtlıyor
Aziz
Nesin, konferanslarında, 1994 yılında Hiroşima Vakfı Ödülünü almak için
Stockholm'e geldiğinde, Göteborg Kitap Fuarına katıldığında Salman Rüştü,
Teslime Nesrin, Günter Wallraff, Muhammed Talbi gibi tanınmış yazar ve
düşünürlerle karşılaşıyor. Aralarında ''Şeytan Ayetler''i, köktendincilik,
Müslüman ülkelerin geleceği gibi konuları uzun uzun tartışıyorlar. Kitap, bu
tartışmaların da belgesel tanığı niteliğinde. Aziz Nesin, İsveç'teki bütün
konuşmalarında Kürt sorunu ve Türkiye'deki şeriat tehlikesi konuları üzerinde
titizlikle duruyor. Kürt sorunuyla ilgili, herkesin ne düşündüğünü
söyleyebilmesi için kurultaylar düzenlemeyi planlıyor. Ankara'da
kararlaştırılan kurultaylardan birine zamanın Cumhurbaşkanı ile Başbakanı da
katılacaklarını bildiriyorlar. Ancak, kurulta başlamadan Valilikçe
yasaklanıyor.
Aziz
Nesin, bulunduğu her ortamda, Türkiye'de şeriat tehlikesinin arttığına dikkat
çekiyor. 1994 yılında, Stockholm'de düzenlenen Hiroşima Vakfı Ödül Törenindeki
konuşmasında;'''Türk devletinin İslami bir devlet olma olasılığı var. Bu görünüyor.
Çünkü, bugünkü Türkiye, deselerdi bize 20 yıl önce, 30 yıl önce...Türkiye
bugünkü haline gelecek, hiç bir aydın inanmazdı buna. İnanamadığımız şeyler
oluyor bugün ve daha da olacak görünüyor.(s.323)'' diyor. 28 Aralık 1994'de
İsveç Radyosu Merhaba'ya yaptığı açıklamada da, ''Kökten dincilik, Türkiye' de
her gün güçleniyor. İktidara doğru gidiyorlar, az kaldı.'' öngörüsünde
bulunuyor.(s.289). Daha 1993 yılında İsveç Radyosunda endişelerini şu sözlerle
ifade ediyor: ''Önce adım adım geliyorlardı, şimdi koşarak geliyorlar ve
Türkiye bir felakete doğru gidiyor''(s.192) .
Büyük
usta, 80 yıllık ömründe, yaşama gözlerini yumduğu 6 Temmuz 1995 gününe dek
dinlenmeye hiç zaman bulamıyor. ''Bir gün nasıl olsa tüm dinleneceğim, ama ne
yazık, o zaman da dinlenmekte olduğumu bilmeyeceğim'' diyor.(s.35) Bu duygu ve
düşüncelerini dizelere de döküyor: '' (..) Ölüme değil/ Sonsuzluğa gidiyorum/
Orda dinleneceğim gönlümce/ Yaşarken hiç mi hiç dinelemediğim// Kalemim yine
elimde/ Kağıtlarım da önümde/ Son uykusunda düşecek başım/ Sağlığımda hiç
eğmediğim''(s.356)
''Aziz
Nesin, sana çok gereksinmemiz var; dinlendiğin yeter, kalk artık!'' demek
geçiyor içimden...
AZİZ
NESİN VE İSVEÇ SERÜVENİ, Abdullah Gürgün, Berfin Yayınları,375 sayfa,
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|
|
|
Danimarka da İslami okullar mercek altında |
|
|
|
Cuma, 11 Eylül 2009 |
|
İsveç'te, Danimarka'da hep böyle
oluyor. Önce, İslami dernek ve okullara, türbana, çarşafa, burkaya izin
veriyorlar. Daha yeni Kopenhag'ın Norvest semtinde 2 bin metrekarelik alanı
cami yapımına bağışladılar. İnanç özgürlüğünün önünde hiç bir engel yok. Ancak.
takkiye yapılmasını da affetmiyorlar. Aldatıldıklarını anladıklarında tepkileri
çok sert oluyor. Demokrasilerinin kazanımları konusunda refleksleri çok güçlü.
Hakların kötüye kullanıldığını saptadıklarında, daha önce verdikleri
özgürlükleri gözlerini kırpmadan geri alıyorlar. Geçtiğimiz yılın sonlarında
Malmö'nün Rosengård'unda bunlar oldu. Şimdi Danimarka'da bunlar oluyor. Yaşanan
düş kırıklığıyla, hoşgörü ve sempati duygusu yerini tepkiye bırakıyor.
İsveç'e komşu ülke Danimarka,
haftalardır için için kaynıyor. Hükümet ortağı Muhafazakar Halk Partisi
tarafından kamuoyuna sunulan İslami okullara karşı uyum paketi, özellikle
Müslüman çevrelerde şok etkisi yarattı. Parti Genel Başkanı Lene Espersen
tarafından açıklanan uyum paketinin içeriği özetle şöyle:
Danimarka’daki, Müslüman kökenli
gençler üzerinde yapılan araştırmalarda ürkütücü sonuçlara ulaşıldı. Bazı
İslami okullarda, Danimarka değerleriyle örtüşmeyen, yasaklamacı ve demokrasiyi
kabul etmeyen şeriatçı gençler yetiştiriliyor. Bu olumsuz gidişin önüne
geçebilmek için, ivedi ve sert önlemler alınması gerekiyor. Bundan sonra,
İslami okulların eğitim programları mercek altına alınacak, çalışmaları yılda
bir kaç kez gizli olarak denetlenecek.
Müslüman okullarındaki '' ibadet
odaları''(mescit), namaz kılmayan öğrencilerin üzerinde baskı aracı olarak
kullanılıyor ve öğrenciler arasında gerilime neden oluyor. İbadet odaları
uygulamasına son verilmesi için çalışma başlatılacak. İbadet etmeme özgürlüğü
de dini özgürlükler kapsamında değerlendirilecek. Cami imamları 3'er aylık
kurslardan geçirilecek.
Oruç, okullarda çocuklara karşı dini
baskı aracı olarak kullanılıyor. İlkokul çağındaki öğrencilerin oruç tutmaması
özendirilecek.
Kamusal alanda, Danimarka kültürü ile örtüşmeyen bir örtünme şekli olan burka
yasaklanacak.
Muhafazakar Halk Partisinin burkanın yasaklanması önerisi, Danimarkalılardan
büyük destek gördü. Politiken Gazetesi ve TV2 kanalının yaptırdığı kamuoyu
araştırmasında, Danimarkalıların yüzde 56'sı burkanın yasaklanmasını istedi.
Danimarka parlamentosunun orta doğu
kökenli milletvekili Naser Khader de, İslami okullarla ilgili önlemleri
desteklediğini belirterek, burka ve benzeri örtünme şekillerinin yasaklanmasını
savundu.
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|
|
|
KUZULARIN SESSİZLİĞİ |
|
|
|
Cuma, 21 Ağustos 2009 |
|
Yaz geldi,
geçiyor; yağmurlardan alamıyoruz başımızı. Güneş, yarım saatliğine doğmaya
görsün, kızım pencereye koşuyor, “Baba, bak güneş!” Sanki Karun’un gömüsünü
bulmuşuz...
İsveçli iki
genç aralarında konuşuyormuş: Biri “Anımsıyor musun, geçen yıl, bu zamanlar
hava ne kadar da güneşliydi...” demiş. Diğeri yanıtlamış: “Anımsamıyorum.
Sanıyorum ben o anda sinemadaydım...”
Her
defasında başka bir engel çıkıyor; Türkiye’ye tatil hazırlıklarını sürdürürken
bu kez de, büyük kızımı belediyenin yaz stajına çağırdılar. İsveç’te, liseye
giden gençleri çalışma yaşamına hazırlamak için yazları birer ay işe
çağırıyorlar. Hafif işlerde çalıştırarak ücretlerini de bir tamam ödüyorlar.
Camda,
yağmur tıpırtılarını izleyerek kara kara düşünürken birkaç yıl önce gittiğimiz
İsveç’teki çiftlik evinden yine çağrı geldi. Konaklama fiyatlarını, sunacakları
yemek türlerini, gezi planlarını ayrıntılarıyla yazmış, resimlerle süslemişler.
Birkaç günlüğüne yine buyur ediyorlar. Evcek gitmemize olanak bulunmadığına göre
bari tek başıma gideyim, dedim. Topladım valizimi, kâğıtlarımı, düştüm yollara.
Bu kabız ortamda belki bir yazı konusu da çıkarırım.
Çiftliğe
yaklaşırken, bizi ilk yavru domuzlar karşılıyor. Çitlerin kenarına doğru
koşarak burunlarını uzatıyorlar. Bir şey mi istiyorlar, havayı mı kokluyorlar,
belli değil.
Süt,
ineklerden taze sağılarak geliyor masaya. Ekmek, köy fırınında odun ateşiyle
pişiriliyor. Domatesi, salatalığı git, bahçede ellerinle topla. Her şey bu
denli doğal görünüyor.
Koyunlarla
kuzuların ağılları yan yana. Ancak' nedense meleşmiyorlar birbirlerine. Benim
doğduğum köylerde, akşamın bu saatlerinde, süt emmek isteyen kuzularla
annelerinin sesleri ahırı, konu birbirine katardı. Kuzuların bu sessizliğine
bir anlam veremiyorum. Sonunda merakımı giderdim: Koyunlardan daha çok süt elde
etmek için kuzuları sütten kesmişler. Kuzular, üç beş gün meleyip durmuş,
sonunda kaderlerine boyun eğmiş, sütü de, annelerini de unutmuşlar.
İsveçli
konuk arkadaşlarım erken uyumaya alışmış. Ben, gecenin karanlığında, ormanların
gümbürtüsünü, gölün sessizliğini izliyorum. Gece boyunca ürkütücü kuş ve hayvan
seslerini dinliyorum. O saatlerde dışarı çıkıp dolaşmamız istenmiyor; yırtıcı
hayvanların saldırısına uğrayabilirmişiz.
Kendimi
sabah erken kalkmaya, horozların sesini dinlemeye hazırlıyorum. Biraz not
karaladıktan sonra, göldeki kuğuların dansını izleyerek uykuya dalıyorum.
Erkenden,
birbirlerine saldıran azgın kuşların çığlıklarıyla uyanıyorum. Horozlar
ötmüyor. Güneş doğuyor, sabah kahvaltısında sofraya taze yumurta geliyor, ama
horozlardan hâlâ ses yok...
Çiftlik
sahibi, biraz merak, biraz da şakayla sorduğum soruya yanıt veriyor:
“Sabahleyin öterek sizi rahatsız etmemeleri için horozları karanlık bir yere
hapsettik, birazdan serbest bırakırız...”
Hiç horozsuz
sabah olur mu?
Ne denli
kurgularsanız kurgulayın mutlaka bir yerinden sırıtan bu yapay yaşamın
ortasında haykırmak geliyor içimden: “Horozlar, hey sabah horozları,
neredesiniz?”
|
|
|
AB dönem başkanlığında İsveç vizyonu* |
|
|
|
Cumartesi, 11 Temmuz 2009 |
|
1 Temmuz'da AB dönem başkanlığını
devralan İsveç, bir çoğumuz için idol ülke. Biz ona hayranız; o Amerika'ya...
Bunu ilk kez, İsveç’ teki başlangıç yıllarımda, hevesle izlemeye gittiğim
Sosyal Demokrat Partisi Genel Kurulunda fark etmiştim. Kürsüdeki konuşmacılar,
sözüm ona ABD'nin Orta Doğu politikalarını eleştiriyorlardı,;ama salon
görevlisi gençlerden bazıları Amerikan bayraklı tişörtlerle dolaşıyorlardı. 9
milyon nüfuslu İsveç’ in, yaklaşık 1 milyonluk bölümü Amerika’ da yaşıyor.
Üniversiteli gençlerin en büyük tutkusu okulu bitirdikten sonra kapağı Amerika’
ya atmaktır. Sarışın İsveç dilberleri, bir gün Hollwood' a giderek ünlü bir
oyuncu olmayı düşler. Eğitimde, sağlıkta, sosyal yaşamda pratik Amerikan
modelleri uygulanır. Ülkede, başından beri, sosyal adaletle ustaca harmanlanmış
bir kapitalist ekonomik model uygulanır. İsveç’ in hem sosyalist, hem
kapitalist eğilimli kişilerin sempatisini çekmesi bundandır. Sosyal
demokratların en iyi ekonomi bakanlarından Kjell Olof Feldt'ın, görev yaptığı
yıllarda Amerika’ da, en iyi ekonomi Bakanı payesiyle ödüllendirilmesi
bundandır...
İsveç halkının önemli bir bölümü
Amerikan hayranıdır. Özellikle yaşlıların bulunduğu alanlarda Amerikan karşı
kolay kolay laf söyleyemezsiniz.. İşte, 1 Temmuzda AB dönem başkanlığını
devralan İsveç, böyle bir İsveç’ tir. Dünya politikalarında, İngiltere kadar
açık oynamasa da, ABD siyasetlerinin sessiz ve uslu bir izleyicisidir. Bu
tavrını AB dönem başkanlığı sürecinde de sergilemesi, Fransa ile, Almanya ile
zaman zaman sürtüşmelere girmesi bu misyonunun bir gereğidir.
İsveç’ in dönem başkanlığı, özellikle
Fransa ve İngiltere ile ilişkiler açısından sancılı geçebilir. Özellikle İsveç
ile Fransa arasında Türkiye konusundaki görüş ayrılıkları önümüzdeki süreçte
yeni gerilimlere neden olabilir. Avrupa Birliğinde, Türkiye'ye verilecek statü
konusunda İsveç ile Fransa arasındaki uzlaşmazlık 1 ay kadar önce iyice su
yüzüne çıktı ve Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy'nin, İsveç'e yapacağı
resmi ziyaretin iptal edilmesiyle sonuçlandı. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt,
Sarkozy' nin İsveç' e geleceği günlerde, Le Figoro gazetesinde yayımlanan
söyleşisinde, Fransa’nın, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda
takındığı tavrı eleştirmekle kalmamış, Fransa’nın, AB içinde uyguladığı siyasi
ve ekonomik politikayı üstü kapalı bir biçimde eleştirmişti. Fransız
kaynakları, Sarkozy ziyaretinin, 7 Haziranda yapılan AB parlamentosu seçimleri
nedeniyle ertelendiğini belirtmesine karşın, Le Monde Gazetesi, ziyaretin iki
ülke arasındaki gerginliklerin daha fazla arttırılmaması için ertelendiğini
yazmıştı.
İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt,
ülkesinin AB dönem başkanlığında izleyeceği politikaları açıklarken,
"Türkiye' nin, Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinin kararlılıkla
destekleneceğini” söyledi. Bildt, Fransa ve Almanya' nın sıklıkla yineledikleri
"Ayrıcalıklı ortaklık'' söyleminin, AB' nin güvenirliğini olumsuz yönde
etkilediğini bildirdi. Carl Bildt, AB dönem başkanlığı süresince Ankara ile en
az iki görüşme başlığı açmayı amaçladıklarını açıkladı.
İsveç, dönem başkanlığını, yenilenmiş
bir AB parlamentosuyla sürdürecek.
İsveç’ te yapılan AB parlamentosu
seçimlerinde, Sosyal Demokrat Partisi 5, sağcı Moderat Partisi 4, tutucu Folk
Parti 3, Çevreci Miljö Partisi 2, Merkezci Center Pari 1, Hıristiyan Demokrat
Parti 1, Sol Parti 1 ve ''korsan parti'' olarak adlandırılan internet partisi 1
milletvekili çıkardı. İsveç'in, Avrupa Parlamentosunda 18 sandalyesi bulunuyor.
Türk kökenli isimler, hemen bütün partilerden aday olmalarına karşın seçilmeyi
başaramadılar. Sosyal Demokrat Partiden aday olan ve ''Pizzacının kızı'' olarak
bilinen Evin Çetin de İsveç genelinde 21 bin 830 tercihli oy almasına karşın
Avrupa Parlamentosuna seçilemedi.
|
|
|
Şüküre ve zikire devam2 |
|
|
|
Cumartesi, 04 Temmuz 2009 |
|
Otelin
plajında çalışan çoğu Doğulu gençlerle ahbaplığı ilerlettim. Bizim
çocukların kendi aralarında İsveç’çe, bizimle Türkçe konuştuklarını görünce ilk
günden ilgilendiler:
“Abey, siz,
İsveç’ten geliyorsunuz galiba?”
Saklayamadım:
“Evet!”
“Benim de
İsveçli bir kız arkadaşım var,yakında ben de evlenip oralara geleceğim”
Yarı şaka:
“İyi,hoş
gelirsin, bir sen eksiktin...” dedim.
Çok da uyanık
”Abey,İsveç
telefonunu verir misin, oraya gelince seni arayayım”
Eşim, yine bir
lüzumsuzluk yapmama fırsat bırakmadan araya girdi:
“Sen, kız
arkadaşının telefonunu ver, gerektiğinde biz ararız.”
Gencin adı
Barış’tı. 1980’
de, 12 Eylül’ den bir hafta sonra doğmuş, lise mezunuydu.
“Barış,”
dedim,” Sen 12 Eylül çocuğusun, 12 Eylül’ de binlerce insanı işkenceden
geçirdiler, cezaevlerine tıktılar, 50’
den fazla kişi dam edildi; bu ne biçim Barış?”
Yanıtı cebinde
hazırdı:
“Abey, o
zamanlar alilerimiz o zamanlar militarizmin etkisinde çok kalmışlar...”
Sohbeti daha
fazla sürdürmek istemedim:
“Boş ver
bunları da ,hadi sen bize soğuk bir su getir. Buraya tatil yapmaya geldik,
böyle konulara girmeyelim.”
Barış
uzaklaşırken eşim biraz da sinirli bir şekilde uyardı:
“Senden laf mı
almaya çalışıyor, nedir? Sapır supur konuşuyor, fazla açılma!”
Eşimin
kuşkuculuğu bana 12 Eylül öncesi paranoyalarımızı anımsattı.Kendimizi çok mühim
işler peşinde koşuyor sanıyorduk.Ne zaman bir okul köşesinde bir simitçi, ya da
ayakkabı boyacısı görsek, birbirimize kaş, göz işareti yapardık:
“Dikkat et,
sivil polis olabilir!”
***
“Gidip gazete
alayım” diyerek çıktım, arka sokaklara daldım.Eski hastalıklarım
nüksetmiş,yerli halkın nasıl yaşadığını merak ediyordum.Oralardaki bakkalın,
manavın fiyatları da ateş pahası mıydı?
Bahçeli küçük
bir evin önüne geldim.Yaşlı bir kadın, bahçenin bir köşesinde pişirdiği
gözlemeleri küçük bir sepete yerleştiriyor; on bir, on iki yaşındaki torunu
onları götürüp ara sokaklarda gizli gizli satıyordu.
İşportacılık
yasaktı.Kadın, beni belediyenin adamı sandı, önce korktu. Çocukların sahilde
beklediklerini,yiyecek bir şeyler aradığımı söylediğimde rahatladı.
“O zaman tam
aradığın yeri buldun” dedi, keyiflenerek.
Gözlemeci Gülizar Teyze Sivaslıydı.Plajda çalışan çocuklara da vereceğimi
de hesaplayarak gözlemelerin sayısını biraz fazla söyledim.Kadın daha da
keyiflendi.Ama benim niyetim onunla biraz sohbet etmekti.
O, gözlemelerin
hamurunu açarken fazla geciktirmeden damdan düşme ilk sorumu sordum:
“Gülizar teyze,
geçim durumlarınız nasıl, memleketin gidişatını nasıl görüyorsun?”
Kadın,bu
beklenmedik soru karşısında biraz afalladı. Önce, “Allaha şükür!” dedi.
Sonra,”Aman, geçim dediğin nedir ki, altı, üstü bir boğaz tokluğu” diye
tamamladı.
Eveleyip
gevelemeden konuya direk girdim
“Tayyip nasıl
Tayyip, Tayyip’in gidişinden memnun musun?”
Gülizar teyze,
yanıt olabilecek bütün ihtimalleri sıraladı:
- “Memnun
olmasan elden ne gelir ki, adam geldi oturdu işte!”
-“ Millet
beğenmiş ki reyini vermiş, ben beğenmişim, beğenmemişim, kaç para eder...”
“ Senin Ecevit’
in, Çiller’in sanki bundan iyi miydi?”
“ Her gelen
kendisini düşünüyor, bizim yüzümüze bakan mı var?”
Baktı ki bu
yanıtların hiç biri beni tatmin etmiyor.Başka bir telden çalmaya başladı:
“Halimiz ne
olsun ki bre yavrum! Bak, şükür senin cebinde çoluk çocuğuna bir gözleme
yedirecek paran var.Şu Alanya’da, akşam evine götürecek bir
ekmek parası bulamayan çok insan var.Unun, peynirin, kıymanın
kilosu kaça, haberin var mı? Bir demet maydanoz bile dünyanın parası...”
Sözlerinin
hoşuma gittiğini anladı:
“Tok, açın
halinden anlamıyor, altta kalanın canı çıkıyor, işte söyleyeceğim bu efendi
yavrum!”
Kendi kendime:
“İşte “ dedim,
“Gorki’nin romanlarından çıkıp gelmiş bir kadın.... Tıpkı Fakir Baykurt’un
Irazca Ana’sı...Bu çürümüş toplumda böyleleri halâ direnmeye, varlıklarını
sürdürmeye devam ediyorlar!”
Bu saptamayı
yapmak, benim için umut verici bir durumdu.
O kadar
keyiflendim ki, paranın üstünü bile almadım.
Tam o sırada
ezan okunmaya başladı. Gülizar Teyze birden toparlandı, ciddileşti,konuyu
değiştirdi:
“Bugün cuma,
sen cuma namazına gitmiyor musun ?”
Duymazdan
geldim:
Sorusunu
yineledi:
“Cumayı kılmaya
gideceksen aha cami burada, yakınımızda.İçerde abdest alacak yerler de var,
gidecek misin?”
Ben, yanıt vermekte zorlanırken o anladı. Bu kez işi nasihate
döktü:
“Böyle olmaz
evladım , o memleketlerde hiç olmazsa cumadan cumaya namazını
kılacaksınız. Cami yoksa evinde kılacaksın, çocuklara dinini öğreteceksin!”
***
Plaja döndüm.
Hanımda surat iki karış...
Çocuklara ,
“Bakın size gözleme aldım, ayranla iyi gider”
dedim.
“O da ne”
dediler, şöyle bir bakıp surat ekşittiler.Gözlemelere ellerini bile sürmediler,
“Hamburger!” diye tutturdular...Hanım da fazla kilo almaktan korkuyor,
zaten canı da sıkkın...
“Canınız
isterse,” dedim, “ben de gözlemeleri Barış’la arkadaşlarına veririm...”
Etrafa
bakındım, görünürde kimse yoktu.
“Barış, Zülküf,
Hüsamettin! Nereye gittiler bunlar?”
Yazları plajın barında çalışarak ev geçindiren Alanya Lisesi öğretmeni, sesimi
duydu, yerinde kalkarak yanıma geldi:
“Çocuklar
yoklar ağabey, bir arzunuz varsa söyleyin, ben getiririm.”
Küçük kızım:
“Suuu!” dedi
Ben:
“Hocam, bu
çocukların hep birden nereye kayboldular böyle?”diye sordum.
Öğretmen, gözlerimin içine alaylı bir gülümsemeyle baktı:
“Seninkilerin
hepsi cuma namazına gittiler, ağabey!”
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 104 |
|
|
Döviz Kuru(TCMB) |
| USD Alış | 1.5033 YTL | | USD Satış | 1.5106 YTL | | EURO Alış | 1.9179 YTL | | EURO Satış | 1.9272 YTL | |
|
Toplam Ziyaretçi |
|
59265064
|
|
Son 5 İlan |
| = Resimli | |
|