|
|
Haydar Ahi
|
YANLIŞTAN DÖNMELİ |
|
|
|
Cumartesi, 04 Eylül 2010 |
|
CHP Genel Başkanı Kemal
Kılıçdaroğlu ‘Genel af' konusunda
öyle bir yanlış yaptı ki bu AKP'nin
ekmeğine tereyağ sürdü. Anayasa referandumu ile ilgili bir mitingde ‘Neden hayır' denmesini anlatması gerekirken tuttu ‘Genel Af' konusunu açtı. Rahşan Hanım
demek ki kendisini hemen etkilemiş! Eğer CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu bu genel af konusuna
devam ederse haberi olsun kendisini buraya getirenler indirmesin de
bilir. Ayrıca Mustafa Sarıgül neden parti kurmaktan son anda
vazgeçirildi, sakin bir zamanda düşünsün! Belki de birileri Mustafa Sarıgül'ü her ihtimale karşı yedekte tutuyor!Bu
tutumunu gelecek sene genel seçimlerde de sürdürürse bırakın CHP'nin iktidar olmasını barajı aşarsa
öpüp tepesine koysun. Hatta ve hatta şansını fazla zorlarsa CHP gelecek seçimlere yeni bir genel
başkanla bile girebilir.
Çünkü sol seçmen ‘Ben makarnamı, kömürümü, mercimeğimi
bilirim, kim iktidar olursa olsun" deyip de körü körüne oy verenlerden değildir.
Madalyonun diğer yüzüne
baktığımız zaman Kemal Kılıçdaroğlu'nun söylediklerini
Başbakanın uzun zamandan beri söylemek istediğini görürüz. Ama
Başbakan bir türlü cesaret edip de söyleyemedi. Çünkü halkın tepkisinin
ne olacağını biliyordu. Eğer Habur rezilliğinde kimsenin sesi çıkmasaydı
genel af konusunu kendisi açacaktı ama olmadı işte. Çünkü ‘Açılım' safsatasının
en son safhası dağdaki tüm teröristleri için genel af çıkmasıydı. Her
zamanki gibi gene şansları yaver gitti ve birileri imdatlarına yetişti.
Baktı ki halk Kılıçdaroğlu'nun söylediklerine
çok kötü tepki verdi hemen kırdı dümeni diğer tarafa.
Başbakan madem
teröristleri affetme yetkisini kendisinde görmüyordu da davul
zurnayla , müsteşar ve valilerle karşıladıkları ve daha sonra iktidar
tarafından ayarlandıkları iddia edilen hakim ve savcılar
tarafından anında serbest bırakılan PKK'lılar Kandil'den piknikten mi
geliyordu? O PKK'lıların şehit
ettiği askerlerin annesi babası eşi ve çocuklarının
olduğu, Kılıçdaroğlu dedikten
sonra mı hatırlanıldı?
Madem kendinizde terörist
başını affetme düşüncesi yok da
aşağıdaki 18.04.2006 tarihli ve Başbakan imzalı maddeyi ben mi icat ettim?
Madde
6- 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde
7- 1'inci maddede belirtilen amaçlara yönelik suç işlemek üzere, terör örgütü
kuranlar, yönetenler, örgüte üye olanlar TCK'nın 314. maddesine göre
cezalandırılır.
Örgütün
faaliyetini düzenleyen de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.
TCK'nın
221. maddesi (etkin pişmanlık) hükmü, bu madde açısından da
uygulanır. Kişi, etkin pişmanlık hükümlerinden ancak bir defa
yararlanabilir.
Kemal Kılıçdaroğlu tamam bir yanlışlık yapmıştır .Bu yanlışlığın
savunulacak hiç bir tarafı yoktur ama Abdullah Gül geçen sene Sırbıstan ziyareti sırasında bakın ne
demişti:
‘Kürt sorunu daha fazla büyümeden
çözülmeli, iyi gelişmeler olması lazım. Herkes, işin, çok daha farkında. Böyle
bir ortamda iyi şeyler olur. Bu fırsatın kaçmaması lazım"
Evet, Abdullah Gül
bunları söylediği zaman alkış çalanlar, şimdi Kılıçdaroğlu söyledi diye
kıyameti koparıyorlar. Hatta ‘Apo'ya paşalık ünvanı verelim' diye ciddi ciddi yazılar yazan yazarlara
ses çıkarmayanlar şimdi aslan kesiliyor.
Ne deyim Kılıçdaroğlu! verdin bunların eline bir
vuvuzela... !
Diğer taraftan
Başbakanın ‘Genel af söylemleri referandum
rüşvetidir" cümlesi doğrudur. Aynı referandum yaklaşırken iktidarın
esnafa verilen kredi faizlerini düşürmesi gibi, yeni 30 bin polis alınacağını
söylemesi gibi, memura zam vermeye hazırlanmak gibi, muhtaçlara yardım etmeye
başlamak gibi,12 Eylül döneminde asılan gençler için sahte gözyaşları dökmek
gibi! 30 yıldır ağlamadın da şimdi niye
ağlıyorsun?
Uzun lafın kısası, AKP teröristler için bazen 40 kişi
bazen 13 kişi şeklinde taksitle af çıkartıyor. CHP ise belki indirimli olur diye
toptan af çıkartmak istiyor! Yani ‘Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak'
hikayesinin sonuna geliyoruz!
|
|
|
KİTABIMIZDAN& |
|
|
|
Cuma, 27 Ağustos 2010 |
|
Uzun zamandan beri yeni bir
kitap çıkartmak istiyordum. Düşündüm ve bunun bir fıkra kitabı olmasına
karar verdim. Bir zarar ziyan olmazsa bu yılın sonuna doğru hazır olur inşallah.(
İşin doğrusu kitap basıma hazır da Türkiye'ye gelmek için hanımdan
izin kopartamıyorum. ‘Bugüne kadar kitaplarından kaç kuruş kazandın da
gene bana masraf açacaksın" diyor!)
Kitabımın içinde bulunacak
olan fıkralardan birkaç tanesini Sorgun Postası
okuyucuları ile paylaşmak istedim. Derlediğim ve bazılarını da bizzat
uyarladığım bu fıkralardaki kişi ve kuruluşlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçekle
uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur.
Uğursuzluk
Ava meraklı Sultan
Recep ve
arkadaşları, bir gün adamlarıyla beraber akşama kadar dağda,
ormanda keklik ararlar ama bir keklik bile vuramazlar. Sultan Recep bunun sebebini, sabahleyin gördüğü derviş kılıklı
birisinin uğursuzluğuna bağlar.
Hemen fedailerine
seslenir: ‘Saraydan çıkarken, şu tipte, sivri külahlı, sırtı kambur, sakin
görünüşlü" birinin önünden geçtiğini ve hemen bu adamı bulmaları
emrini verir. Tarife göre bu kişi Bektaşi babalarından Derviş
Kemal' den başkası değildir. Derviş Kemal'i yaka paça huzura
getirirler.
Sultan Recep:
‘Bre uğursuz,
nabekar!... Bugün sabahleyin karşıma çıktın. Bu yüzden akşama kadar bir ava
rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur. Vurun kellesini... „
Derviş Kemal bakar ki kelle elden
gidiyor. Son bir dileğini açıklamak için söz alır:
‘A devletlum siz beni
gördünüz bir keklik vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm
sizdiniz ve kellemi kaybediyorum. Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!..."
SALAK ÇIRAKLAR
İki esnaf, kimin
çırağının daha salak olduğunu anlamak için iddiaya girerler. İlk önce silah satıcısı
Morton, çırağı Reco'yu yanına çağırır ve:
-"Oğlum Reco! Şu 10 lirayı al, bana son model üstü bir
açık araba getir" der.
Ve Reco parayı alır almaz
son sürat çarşının yolunu tutar.
Benzin istasyonu sahibi
olan Ebu Şeyh de yanında pompacı
olarak çalışan çırağı Hampacı
Apo'yu yanına çağırır ve:
-"Haydi Hampacı, bizim
eve git bir bak bakalım ben evde miyim" der.
Ve Hampacı " Başüstüne şeyhim"
diyerek son sürat oradan ayrılır.
Derken iki çırak arkadaş
çarşıda karşılaşır.
Hampacı çırak arkadaşına:
-"Yahu benim patron amma
da salak herif ha. Elinin altında telefon var. Ara evini,sor karına evde misin,
değil misin. Beni eve kadar yormanın ne alemi var değil mi yani"? der.
Reco ise:
-"Yav benimki ondan da
salak. Verdi elime 10 lira. Lan bugün günlerden Pazar her yer kapalı. Ben
nerede galeri bulup da sana araba alayım salak herif" der.
ORMANIN GÜZELLİĞİ
Tesadüfistan isimli ülkenin iki vatandaşı Hacı Reco ile Hampacı Apo Afrika'nın balta girmemiş ormanlarında geziyorlarmış.
Sağa sola şaşkın şaşkın bakan Hacı
Reco:
-"Yav Hampacı görüyor
musun ormanın güzelliğini ? " demiş.
Arkadaşının
söylediklerine bir anlam veremeyen Hampacı şaşkın şaşkın;
-" Ben
ağaçlardan başka birşey göremiyorum ki" demiş.
|
|
|
ATATÜRK OLMASAYDI& |
|
|
|
Cumartesi, 21 Ağustos 2010 |
|
Referandum
bahanesiyle Atatürk ve silah arkadaşlarına saldırılar aldı başını
gidiyor. Tabii bu saldırıyı yapanlar gene Atatürk ve silah arkadaşları
sayesinde bugünkü konumlarına gelen insanlardan başkası değil. Bu insanlar
kitap okumazlar, araştırmazlar, tarih bilgileri sıfırdır. Sadece kulaktan dolma
dedikodularla konuşurlar.Doğruları belgeleriyle ortaya çıkaranlara da asla ve
asla inanmazlar. Böyle insanların destekçileri de kendileri gibi bilgisiz
olduğundan buna hemen kanarlar. Atatürk ve silah arkadaşlarına olur olmaz her
yerde saldıranların hiçbir zaman unutmaması gereken bir şey vardır .Eğer
Atatürk ve silah arkadaşları olmasaydı anaları belli babaları elli olacaktı !
Atatürk'ün
kurduğu „Cumhuriyet Sistemi" sayesinde başbakan olan Recep
Tayyip Erdoğan, Anıtkabir'de saygı duruşunda duranlar için „ Atanın
huzurunda sap gibi ayakta duruyorlar „ derken, Cumhurbaşkanı olmasını
Atatürk'ten başka kimseye borçlu olmayan Abdullah Gül de, ‘Ankara halkının yarısı
gecekonduda yaşıyorsa laik sistem başarısız olmuştur demektir.
Sistemin değiştirilmesi gereklidir" derken, Doğu'da koyun otlatmaktan
Atatürk sayesinde kurtulan ve milletvekili olan Dengir Mir Mehmet Fırat ‘Atatürk
devrimleri travma yarattı" diyebilmekte, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet
sistemi sayesinde bakan olma şansını yakalayan Ömer Dinçer ise ‘Cumhuriyet
devrinin sonu geldi ,artık şeriat düzenine geçme zamanı gelmiştir" diyecek
kadar kendinden geçebilmektedir.
Bakın elin Çinlisi Atatürk ve
Cumhuriyet hakkında okullarında öğrencilerine neler öğretiyorlar!
Çin'de okutulan
lise ikinci sınıf tarih kitabında ATATÜRK şu sözlerle yer almaktadır:
"Birinci Dünya
Savaşı ile yenilen ülkeler arasında bulunan Türkiye, savaştan sonra emperyalist
ülkelerin istila ettiği hedef bir ülke oldu. Ülkelerini kurtarmak için, Türk
Halkı, önderi ve yurtsever komutanı olan
Kemal ATATÜRK ile ülkelerinin bağımsızlığını kazanmak için çalışıyorlardı.
M. Kemal
liderliğindeki yurtsever grup, padişahtan ayrılarak, Nisan 1920'de milli bir
hükümet kurdu.
O yıl
Ağustos'ta padişah, ittifak devletleriyle Sevr Anlaşması'nı imzaladı ve böylece
Türkiye, İngiltere, Fransa ve İtalya'nın yarı sömürgesi oldu. Uzun süren bir
savaştan sonra, M.Kemal hükümeti 1922 yılında İngiltere'den destek alan
padişahın ordusunu ve işgalci Yunanlıları yendi ve 1923 yılında ittifak
devletleri ile Lozan Anlaşması'nı imzaladı. Lozan Anlaşması'nda Türkiye'nin bağımsızlığı
ve toprak bütünlüğü kabul edildi. Yabancı ülkelerin Türkiye üzerindeki
egemenlikleri ve ekonomi üzerindeki özel denetim hakları ortadan kaldırıldı.
Ayrıca, boğaz bölgesinin tarafsızlaştırılması kabul edildi. Milli bağımsızlığı
kazandıktan sonra, Türkiye Cumhuriyeti kuruldu ve M. Kemal Birinci
Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Daha sonra M. Kemal bazı demokratik reformlar
uyguladı. Siyasi olarak padişahlık sistemine son verdi. Din ve devlet işlerini
birbirinden ayırdı. Ekonomik alanda önlemler aldı. Kültür ve eğitim alanında
laik eğitimi geliştirdi ve harf devrimi yaptı. Arap alfabesinin yerine Latin
alfabesini getirdi. Sosyal olarak tüm eski kötü alışkanlıkları ortadan
kaldırdı.
Bu türlü
yenilikler ülkenin bağımsızlığını kuvvetlendirdi ve halkı tekrar diriltecek
yola girmesini sağladı.
M. Kemal
devrimi, başarılı bir devrimdir. M. Kemal devrimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun
yüzlerce yıl süren derebeylik sistemini bitirdi ve Türkiye tarihinde yeni bir
sayfa açtı."
|
|
|
KONUŞAN KONUŞANA |
|
|
|
Cuma, 13 Ağustos 2010 |
|
Sokaktaki
vatandaşın yüzde 90‘ına ‘Referandumda evet ya da hayır diyeceğin yeni
anayasa maddelerinden tek bir madde biliyor musun" diye sorun
vallahi de bilemez billahi de bilemez. Bilememesi tabii ki onun
suçu değil. Asıl suçlu olan, mitinglerde vatandaşı bu konuda
aydınlatacağı yerde birbirlerinin dedikodusunu yapan başbakan ve muhalefet
partilerinin liderleridir. Televizyonlar, gazeteler ve halk
haftalardır referandumla yatıp, referandumla kalkıyor ama bir Allah'ın kulu
çıkıp da ,'Bu konunun içeriğinden
kimseye bahsetmiyor' demiyor.
Bunlar Mecliste olsun, meydanlarda olsun
siyasetçiden çok kahve ağzıyla konuşuyorlar. Artık iş referandum
mitinginden çok genel seçim havasına büründü. Referandum için hakaretler
havada uçuyorsa genel seçimlerde herhalde birbirlerine direk ana- avrat
küfrederler!Yeni Anayasanın yararları ve zararları hakkında ne
başbakanın, ne de muhalefet partilerinin doğru düzgün halkı aydınlatma gibi
dertleri var. „Evet „diye oy verecekler de „hayır" diye oy
verecekler de ne için oy vereceklerini tam olarak bilmiyorlar. Ama bizim siyasetçilere
bakarsanız hakaret ve küfür üzerine neredeyse doktora tezi verecek kadar
işi ilerletmişler!
Bundan kısa bir
süre önce yazmıştık" Biz de iyi şeyler yazmak istiyoruz, biz de
istiyoruz ülkemizde şu fabrika açıldı , şu baraj yapıldı, uzay çalışmalarımız
başladı , gelirimiz şu kadar bu kadar diye. Ama maalesef ülkemizde
dedikodudan başka bir şey üretilmiyor. Biz de bir şey yazamıyoruz ancak
konuşulanları eleştiriyoruz „ diye.
İşte bu hafta da maalesef gene öyle olacak.
Başbakanın
Rize'de „Muhalefet partilerini karalama mitingi"nde
söylediği ‘Enflasyon yüzde 30 ‘ardan yüzde 7,5'lara geriledi"
incisi sadece istatistik olarak doğrudur. Bakın istatistik
olarak nasıl doğru. Çünkü enflasyon yüzde 30'larda iken enflasyon sepetinde
soba borusu, kombi cıvatası, dinamit lokumu, beyizbol sopası, tenis
raketi, cep telefonlarının sim kartı yoktu. Halk bunları
kahvaltıda ve akşam yemeğinde yemedikçe o enflasyon tabi ki düşecektir.Çok az
veya uzun zaman süre aralıklarla satılan maddenin fiyatı artmaz. Sıkıysa
koysana enflasyon sepetine et ve benzini! Öyle her kesimin alamadığı tenis
raketiyle , Amerika'da oynana beyzbol sopasıyla , sadece müteahhitlik
hizmetlerinde lazım olan dinamit lokumlarıyla ölçülen enflasyon
tabi ki artmaz. Hatta enflasyonun bu durumda eksiye bile geçmesi
gerek.
Diğer bir konu
ise ‘Ergenekon Davası' konusu.
Her şeyden önce adalet konusunda tarafsız! olduğunu haftada on kez
tekrarlayan bir başbakan daha soruşturma aşamasında olan bir dava
için" Ergenekon Terör Örgütü" diyemez. Eğer bir başbakan böyle
derse ‘Suçu ispatlanana kadar herkes
suçsuzdur „ deyiminin yerini ‘Suçsuzluğu ispatlanana kadar herkes
suçludur" deyimi alır. Yarın bir gün bu dava fos çıkınca o zaman ne
yapacak, ne diyecek başbakan? Terör örgütü yakıştırması yaptığı bu dava
bir gün onun başına çorap örebilir! Ayrıca hadi diyelim yarın bir gün
iktidardan düştü ve tüm Deniz Feneri sanıkları tek tek yakalanmaya
başladı ve daha dava aşamasında bu dava için „ Deniz Feneri Hırsızlık Örgütü"
veya „ Fethullah Gülen Terör örgütü" yakıştırması yapılırsa
ne diyebilecek acaba!
Bu konudan
başlamışken devam edelim.Başbakan gene bu mitingde Baykal için ‘Ergenekon'un
avukatı „ dedi. Doğru Baykal bu kelimeyi sarfetti. Birincisi referandum
mitinginde Baykal'dan bahsetmek neyin nesi. Sen başbakansın ve yani
anayasada hangi maddeler var halka onu anlat. İkincisi ve en önemlisi ise
Baykal bu kelimeyi durduk yerde demedi. Başbakan ilk önce " Ben
Ergenekon'un savcısıyım" dedi Deniz Baykal ondan sonra ‘Sen
Ergenekon'un savcısıysan ben de avukatıyım" dedi.Yani kavgayı her zaman
olduğu gibi gene başbakan başlattı. Baykal'ın Ergenekon avukatı olduğunu
söylemeden önce savcısı kim di halk onu da öğrenmek ister belki! Başbakan şunu
unutmasın ki gün gelecek ve savcılarla avukatlar yer değiştirecek! Ben bundan
çok yandaş basın nasıl başlık atacak onu merak ediyorum. Hele Ankara'nın Ceyarı
89 tane yolsuzluk ididası dosyası ile ne yapacak nerelere kaçacak ve
paçayı yırtmak için bu sefer partisinden kimlere şantaj yapacak onu daha
çok merak ediyorum!
|
|
|
HER KESİMİ BAĞLADILAR! |
|
|
|
Cumartesi, 07 Ağustos 2010 |
|
12 Eylül 2010 tarihinde
yapılacak olan referandumda “evet” çıkması için AKP işini şimdiden
sağlama almışa benziyor. Aslında ülkemizin geleceği için dinamit yerine geçen
bazı maddelerinin yanı sıra bazı kesimin hoşuna gidecek bir
iki madde soktular ki onlar da mutlu olsunlar , memnun kalsınlar ve
“evet desinler “diye hesapladılar.
Kendi yandaşların oylarını almak
çok kolay. Tıpkı 1 yaşındaki çocuğun elinden oyuncağını almak gibi bir şey.
Başbakanın,’ Referandumda evet deyin” demesi bu kesim için yeter
de artar bile. Anayasa maddelerinin içeriği onları hiç mi hiç ilgilendirmez.
Yeter ki yürüyüşü hoşuna gitti diye oy verdiği, arada bir de makarna, kömür
ve mercimek dağıttığı adam “ evet deyin” desin yeter !
Hazır önümüzdeki günlerde de ramazan ayı nedeniyle birkaç
tane iftar çadırı açarlar ve evet oylarını çorba ve salata sayesinde
artırırlar!
Evet oyu verecek bir başka grubu
ise memur kısmı oluşturmaktadır. Çünkü bu arkadaşların evet demeleri için “birden
fazla sendikaya üye olunabilir” maddesi yeterlidir.Yoksa onlara ne Anayasa
Mahkemesi’nin yapısı , ne HSYK’nın yapısı! Yeter ki o elinde pankartla birden
fazla gösteride boy göstersin.
Diğer bir grup ise kendilerini
hala solcu zannedenlerin grubudur. Bu grubun evet oylarını almak
için “ Darbeciler yargılanacaklar” maddesi biçilmiş bir
kaftandır. Aslında 93 yaşındaki Kenan Evren‘in yaşı nedeniyle
kanuna göre ceza almasının mümkün olmadığını Başbakan da, bu sözde
solcu arkadaşlarda biliyor ama işte ne yaparsınız bir kere kafaya
takmışlar “evet diyeceğiz” diye. Sadece sembolik bir yargılama davası
için evet diyecekseniz buyurun tutmayalım sizi!
“Madem Kenan Evren‘i
yargılayacaktın da bugüne kadar aklın neredeydi” veya “ yargılamayı
düşündüğün bu adamı geçenlerde Çankaya Köşkü’nde neden ağırladın”
diye sormak bizim sözde solcuların her nedense aklına gelmiyor. Hatta
onların aklına “ Asılan sağcı ve solcu gençler için neden referandumdan 2 ay
önce ağlıyorsun. 30 senedir aklın neredeydi? “ diye sormak da gelmiyor.!
Bu referanduma başka tarafından
baktığımız zaman Türk halkının kendi zekasıyla imtihanı olduğunu
görürüz. Bundan 28 sene önce halkın yüzde 92’si tarafından kabul edilen
anayasanın şimdi aynı halktan bu anayasanın bazı
maddelerinin değiştirilmesi ve iptal edilmesi için evet oyu vermeleri
isteniyor. 1982 yılında verilen evet oylarının amacı yeni
anayasanın kabulü içindi. Ama şimdi siyasi iktidar ve yandaşları bu
anayasanın iptali için evet oyu verilmesini istiyor. Eğer geçmişteki
zekanızla ters düşmek istiyorsanız “evet” oyu verebilirsiniz! Ama
kendi zekanız ile çelişkiye düşmüş olursunuz unutmayın!
Eğer referandumda “evet”
oyu çıkarsa bu sadece AKP iktidarını şımartacaktır. Bunu halkın kendisine
desteği gibi algılayacak olan iktidar “TSK” ile daha çok polemiğe
girecek ve ayrıca “Açılım” adı altında kamplaşmalara devam edecektir.
Şimdilik tam olarak ele geçiremedikleri Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunu da ele geçirdiler mi “hoşgeldin başkanlık sistemi”
demek için hepimiz hazır olalım. Bakalım ondan sonra Anayasa Mahkemesinin
başkanlığına ve üyeliklerine hangi camilerinin imamları atanıyor!
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 164 |
|
|
Döviz Kuru(TCMB) |
| USD Alış | 1.5033 YTL | | USD Satış | 1.5106 YTL | | EURO Alış | 1.9179 YTL | | EURO Satış | 1.9272 YTL | |
|
Toplam Ziyaretçi |
|
59685793
|
|
Son 5 İlan |
| = Resimli | |
|