Anasayfa arrow Yazarlar arrow Prof. Dr. C.Tayyar Sadıklar
 
 
cheap software
oem software
cheap viagra
cheap cigarettes
Prof. Dr. C.Tayyar Sadıklar
MERKEZ BANKASI TAŞINAMAZ Yazdır E-posta
Cuma, 01 Şubat 2008

TÜSİAD’ ın 38.Genel Kurul Toplantısında  ifade edilen,’Görüldüğü gibi dünya bir krize doğru ilerliyor.2008 Türkiye için  zorlu bir yıl olacak gibi görünüyor. Dolayısıyla bütün enerjimizi ekonomiye yoğunlaştırmalıyız. Rahat bir zamanda tartışmamız gereken türban konusunu, gündemin birinci maddesi haline getirdik…’ Tusiad’ ın  bu görüşlerine katılmamak mümkün değil. Biz bu ifadeye  ‘Merkez Bankası’ nın İstanbul’ a nakli konusunu da  ilave ediyoruz.’

Başkent Ankara Gazetesi’ nde 24.11.2005 tarihinde yazdığım  makalede bunu şöyle ifade etmiştim:

Türban tartışmasının alevlenmesi ve krize dönüşmesi ülkenin ve ekonomik istikrarın sonu olabilir. Ekonomide bugüne kadar  kazanılanlar bir anda  sıfıra indiği gibi ülke kurumları da sürüklenebilir. Bu ciddi uyarıyı yapma ihtiyacı duydum.’

Türkiye ekonomisi çok hayati bir noktaya gelmiştir, Merkez Bankası’ na en fazla ihtiyaç olacak bir dönemde bankanın itibar ve bağımsızlığı tehlikeye atılıyor.

Merkez Bankası’ nın Ankara’ dan İstanbul’ a taşınmasının yanlış olacağını defalarca ifade ettim. Ayrıca görüş bildiren bütün Merkez Bankası Başkanları ve ekonomi yazarları da  bu yanlışlığı açıkça ifade ettiler. Sayan Başbakan,’Anlayan da, anlamayan da  akla hayale gelmez açıklamalar yapıyor. Hiçbiri Merkez Bankası’ nın faaliyetlerine ilişkin bir tek laf söylemiyor. Sorun, bakın,Merkez Bankası neyle meşgul bunu da bilmezler’ demiş. Sayın Başbakan herhalde bu görüşlerimizi okumamış veya kendisine hatırlatılmamış.

Başbakanın, ‘Merkez Bankası İstanbul’ a taşınacak. Bu konuda kararımızı verdik. Hatta yerleri de belirlenmiştir. Bunu hiç kimseye soracak değiliz’ (10 Ocak 2008 Eylem Planı’ nın Başbakan tarafından açıklanması) ifadeleriyle başlatılan tartışma gittikçe alevleniyor.

Hiçbir demokratik ülkede ifade edilemeyecek bu görüşleri Adalet Bakanı Sn. Şahin,’Sn. Başbakan karar vermez buna,TBMM  karar verir..’ diyerek yumuşatmaya çalışmıştır.

İtibarlı bir Merkez Bankası’ nın bağımsızlık ve etkinliğine  en fazla ihtiyaç duyulacağı  günler geliyor.  Buna darbe vurmayalım. 1978’ de yapılan hatayı tekrarlamayalım.

Yanlışlığın gerekçelerini sıralayalım:

* Merkez Bankası, devletimizin bir sembolüdür ve Cumhuriyet Bankası adını alan yegane bankadır.

*Devleti devlet yapan üç sembol; Başkent, para (Merkez Bankası ) ve bayrak bütün dünyada  genellikle bir aradadır. Bu %99 böyledir.%1 bile sayılmayacak istisnalar bu genel vizyonu değiştiremez. Kaldı ki Başbakan da,’Şu anda ABD Merkez Bankası dışında  tüm finans kuruluşları  New York’ tadır’ diyerek  bizim görüşlerimizi teyit etmiştir. Diğer bir deyimle finans merkezi olmak için Merkez Bankası’ nın naklinin gerekmediğine  kendi ifadeleri ile  en güzel örneğini vermiştir.

İstanbul’ u finans merkezi  yapmak gerekçesi,Bankalar Birliğimizin uluslar arası bir kuruluşa yaptırdığı  araştırmayla da  tamamen çürütülmüştür. Finans merkezi olmak için  Merkez Bankası’ nın nakli gerekmemektedir.

Merkez Bankası’ nın nakli, bir tuğlanın taşınması değildir. Cumhuriyeti cumhuriyet yapan kurum ve anlayışın yıkılmasıdır. Konuyla ilgilenenlere , Merkez Bankası Kanunu’ nu açıp okumalarını önereceğim. Kanunun 4. maddesinde  şu ifadeler yer alıyor: ‘Banka fiyat istikrarını sağlama amacı ile  çelişmemek kaydıyla, hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını destekler…’ ‘Banka,hükümetin mali ve ekonomik müşaviri, mali ajanı ve haznedarıdır.’

Müşaviri olan bankanın yerini ona danışmadan  değiştirmek, bağımsızlık kavramıyla uyuşmaz. Bankanın finans sektörü ile ilişkisi kadar hükümetle (Maliye Bakanlığı ve Hazine )  ile ilişkileri olmaktadır. Toplantı ve temaslar Maliye ve Hazine ile yapılır, ticari bankalarla değil.  Bankalar Kanunu’ na göre kurulmuş Bankalar Birliği, İstanbul’ dadır. Bunun başkanı da eskiden Merkez Bankası Başkanı iken şimdi İş Bankası Genel Müdürü olmuştur. Finans sektörüyle ilişki, bu kanalla sağlanır.

Merkez Bankası, emisyon müessesesidir. Emisyon yapmak için bankanın hiç kimseyle  temas yapmasına gerek yoktur. bu konuda yetişmiş çok değerli uzmanlar vardır ve bunlar Ankara’ dadır. Bunları İstanbul’ a nakletmeye kalkışmak hemen hemen mümkün değildir.

117 ton civarındaki altın rezervimiz  banka binamızın altına  özel surette yaptırılmış kasalarda saklanmaktadır. Bunun naklinin külfeti hesaba katılmalıdır.

Merkez Bankası bir ekoldür. Zamanımızda  oluşturulan Araştırma  Grubu, mali sektörü besleyen en önemli kaynaktır. Bunların ve Merkez Bankası personelinin İstanbul’ a nakli sırasında verilecek kayıplar da dikkate alınmalıdır.

Finans sektörü ile ilişkiler gelişmiş teknoloji sayesinde  sadece ekran üzerinde yapılmaktadır. Bunun için her hangi bir yere  nakle gerek yoktur. nakil sırasında sistem çökeltilebilir veya büyük külfetler göze alınarak yeni bir sistem kurmak gerekecektir.

Merkez Bankası Başkanı’ nın Davos’ taki  şu beyanatına dikkat edelim:’Mali disiplinsizlik ve gevşeme felaket getirir.’ Bu da Maliye ve Hazine  ile ilişkinin  önemini vurgulamaktadır.

Konunun  yeterince incelenmediği, tartışılmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca yapılacak spekülasyonlarda  devletimiz  büyük yara alacaktır. Dünyadaki örnekler de  göz önünde bulundurularak  bir uzmanlar grubunca  incelenmesinde yarar vardır.

Yanlışın neresinden dönülürse kardır.

Yanlıştan dönmek de fazilettir.

 

 
TÜRKİYE’ Yİ UÇURUYORLAR! Yazdır E-posta
Cumartesi, 07 Temmuz 2007
Türkiye İstatistik Kurumu’ nun  (TÜİK) 3 Temmuz tarihinde  açıkladığı rakamlar belli başlı gazetelerimizde  Türkiye Uçuyor!  şeklinde manşetle verildi. Bu rakamlar gerçekten olumlu ve sevindiriciydi. Ancak, rakamların veriliş zamanı  ve IMF dahil  herkesi mutlu edecek şekilde  seçimden önce ortaya çıkması,  bazı korkunç şüpheler yarattı.TÜİK’ in rakamlarının doğru olduğunu  varsaymaya mecburuz. Aksi halde  Türkiye ekonomisi  üzerine büyük  bir gölge düşer. Rahmetli Şefik İNAN’ ın  İstatistik Genel Müdürlüğü  yaptığı yıllarda  zamanın hükümetinin seçim kaygısıyla  rakamları biraz düzeltmesi konusunda ısrarı üzerine   ‘Bu Rakamların Namusu Var’  diyerek görevden ayrıldığını biliyoruz.Evet, son açıklanan rakamların  da namusu vardır ve olmalıdır. Özellikle çok rica ediyorum bu konuda yapılacak bir hata bütün dengeleri sarsabilir. Aman hata yapmayalım.Açıklanan rakamlara göre; enflasyon hedeflenen  seviyeye ulaşmakta ve büyüme rakamları  beklenenden de olumlu noktalara  gelmektedir. İhracat hızla artmaktadır.Ne gariptir ki,bu açıklamaların yapıldığı günlük  gazetemizin iç sayfalarında  bir ekonomist,açlık sınırının 2002’ de 369 YTL iken 2007’ de  %68 artarak  623 YTL’ ye ;  yoksulluk sınırının da  1.122 YTL’ den  %80 artarak  2030 YTL’ ye  çıktığını açıklıyordu. Seçim Ekonomisi’ terimini  Ekonomi Literatürü’ ne  kazandıranlardan biriyim. Böyle bir uygulamanın  ne denli tehlikeli olduğunu  defalarca makalelerimde  ve televizyon programlarımda  belirttim.  Seçim dönemlerinde kamu masrafları  arttırılmakta  ve  vergiler azaltılmaktadır. Sonuç; kamu açığı ve enflasyon olarak  daha ağır vergiler şeklinde  sonraki aylarda  ve yıllarda ortaya çıkmaktadır.Seçim Ekonomisi’ nin  getireceği sıkıntılardan  sadece akademisyenler değil  Merkez Bankası da çekinmekte ve uyarılar yapmaktadır. Nitekim 14 Haziran 2007 tarihinde yapılan Para Politikası Kurulu Toplantısı’ ndan  sonra  Merkez Bankası şu şekilde  bir açıklama yaptı:Faiz dışı bütçe harcamalarında  gözlenen artışlar para politikasının etkinliğini  azaltma potansiyeli taşımaktadır. 2007 yılının ilk beş ayı itibariyle, merkezi yönetim faiz dışı  harcamalarındaki  artışın yılın tamamı için  öngörülen yüksek oranlı  artış hedefinin de  üzerinde gerçekleşmiş olması bu  konudaki  gelişmelerin yakından  izlenmesini gerektirmektedir.’Hükümet son aylarda  Seçim Ekonomisi’ kavramı içine giren uygulamaları birbiri arkasına yapmıştır:* 220 bin geçici kamu işçisi kadroya alınmıştır.* Turizm ve gıda ürünlerinde  10 puanlık  KDV indirimi yapılmıştır.* Buğday alım fiyatlarında %13 oranında  zam yapılmıştır.* Çiftçinin Ziraat Bankası ve  Tarım Kredi Kooperatifleri’ ne kredi borçları  affedilirken Ziraat Bankası’ nca bazı alanlarda  düşük faizli kredi uygulamasına geçilmiştir.* Kamu kesimi işçilerine  %10-%35 arasında ücret zammı verilmiştir.* Belediyelerin hazineye  borçlarında ertelemeler yapılmıştır.Diğer taraftan ,Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı tarafından  imzalanarak IMF’ ye  (Para Fonu )  Mayıs 2007 tarihinde  verilen ‘Niyet Mektubu’ nda bakın neler öneriliyor:-Enflasyon hedeflenen seviyenin üzerinde kalmıştır.-Büyük ölçüde öngörülenin  üzerinde  gerçekleşen yatırım  harcamaları nedeniyle  faiz dışı harcamalara  ilişkin üst sınır tutturulamamıştır.-KİT (Kamu İktisadi Teşekkülleri )  fiyat ayarlamaları program  varsayımlarının gerisinde  kaldığından  yerine getirilememiştir.-Maktu Vergiler’ in  ve KİT ürünlerinin  fiyatlarının ( Enerji Fiyatları Dahil ) program varsayımları ile  uyumlu olması sağlanacaktır.-Vergi tabanının daralmasına yol açan  yeni girişim veya  sektörel vergi indirimlerinden  kaçınılacak  ve KDV’ nin yapısını bozacak indirim ve istisna uygulamalarına gidilmeyecektir.Bu vaatler genellikle yerine getirilmediği gibi  aksi yönde uygulamalar yapılmıştır. Açıklanan yüksek oranlı  büyüme oranının  ayrıntılarına bakıldığında bu uygulamaların sonuçları görülebilir. Nitekim, büyümenin kaynağının daha çok  kamu harcamalarının artışı olduğu görülecektir.Sırası gelmişken ortaya çıkmakta olan  büyük bir tehlikeden bahsetmek istiyorum. Buna ŞEYTAN ÜÇGENİ de denmektedir. Bir ülkede  enflasyonla birlikte yüksek faiz ve düşük kur uygulanıyorsa ekonominin çökmesi kaçınılmazdır. Bu daha önce de yaşanmıştır, tehlike kapımızdadır.30 milyar doları bulan cari açık (Döviz Açığı ) Türkiye’ yi  süratle  ve büyük ölçüde borçlanmaya itmiştir. Türkiye’ nin 2002 ile 2007 arasında  iç borcu % 10; dış borcu % 60 oranında artmıştır. Özel sektör dış borçları ise % 180 oranında yükselmiştir. Bu borcun içindeki sıcak para denilen  kısa vadeli dış borçlar bir hesaba göre 50 milyar doları  aşmıştır.Dünyadaki likidite  Türkiye’ ye kısa vadeli  fonların akımına yardımcı olmuş, yüksek reel faizden  yararlanarak büyük kazançlar  sağlanmış ve yurtdışına  götürülmüştür. Adeta Türkiye’ nin kanı emilmiştir. Bu fonlar sayesinde bir taraftan  borsa tavan yaparken, bir taraftan da  dolar kuru düşük tutulabilmiştir.Ya  bu akım aniden durursa ne olacak?  Bu tehlikeye Başbakan Yardımcısı da  işaret etmiş  ve böyle  bir durumda TÜRBÜLANS  olacağını vurgulamıştır. Aynı şekilde Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısından sonra’ Uluslar arası yatırımcıların portföy tercihlerinde  ve likidite artışında  ani dalgalanmalara yol açabilecek önemli bir risk unsuru öne çıkmaktadır’ diyerek  ALARM vermiştir. Kanımca, Türkiye yalancı bir cennette yaşatılmaktadır. Bu cennetin seçimden sonra  cehenneme dönme ihtimali büyüktür. Her şeyden evvel hükümetin Para Fonu’ na  vaat ettiklerini yerine getirmesi gerekecektir. Bunun anlamı, büyük ölçüde zamdır. Ayrıca kemer sıkma zorunluluğu  daha da artacaktır.Gelir dağılımının çok bozuk olduğu  ülkemizde beklenen bu gelişmeler daha çok dar gelirlileri çarpacaktır.Gelecek hükümetler yoksulluk, işsizlik ve yolsuzlukla  daha radikal metotlarla  mücadele etmek zorunda kalacaktır. Bunların çaresi vardır.Öncellikle güven ortamı sağlanmadan,  terörizm yok edilmeden hiçbir konuda  başarıya ulaşmak mümkün değildir.Seçim Ekonomisi’ nin içinde yaşamış, sıkıntılarını çekmiş, yıllarca bu konuda uyarılar  yapmış eski bir bürokrat, bir akademisyen olarak bu uyarıları yapmak mecburiyetini hissettim.Dikkatli olmazsak büyük bir TUFAN gelebilir. 
 
GEZSEN ANADOLU’ YU Yazdır E-posta
Cumartesi, 09 Haziran 2007
Son  on beş gün içinde geniş bir Anadolu turu yaptım. Okul çağlarında sık sık tekrarladığımız bir şarkı sözcüğü aklıma geldi: Sen ne güzel bulursunGezsen Anadolu’ yu.Dertlerden kurtulursun Gezsen Anadolu’ yu.                        Anadolu’  yu arada sırada gezmekte yarar var.  İnsan dertlerden kurtulduğu gibi, bazen de dertleniyor.Gezimiz; İzmir’ i, İstanbul’ u, Samsun’ u, Giresun’u içine alan  bir başlangıçtan sonra GAP Bölgesi’ ni yeniden tanıyarak  noktalandı. Bu gezideki bütün izlenimlerimizi   bir makale içinde özetlemek mümkün değil. Sadece bazı çarpıcı gözlemlerimizi  aktaracağım.Karadeniz gezimizin asıl amacı; yeni açılan  Karadeniz Otoyolu’ nu ve Giresun’ daki  finansman  müzakerelerini bizzat yaptığım  Aksu Kağıt Fabrikası’  görmekti.  Karadeniz  Otoyolu’ nu yapanları kutlarım. Özellikle Ünye-Giresun arasındaki  3800 metrelik çok modern tünel hayranlık verici. Bolu Tüneli ile karşılaştırıldığında  daha görkemli, daha kullanışlı olan bu tünelin Türk mühendislerince  gerçekleştirilmesinden gurur duyduk.1960’ lı yıllarda Japonlardan bizzat sağladığımız 30 milyon dolar civarındaki krediyle  inşa edilen Aksu Kağıt Fabrikası’ nın  3 milyon 200 bin dolara  özelleştirildiğini öğrendik, gidip yerinde gördük. Fabrika hala çalışıyor  ve makineleri pırıl pırıl. Sadece arsası 10 milyon dolar eder. Bu özelleştirmeye aklımız ermedi. Diğer taraftan, yeni kurulan  üniversitenin böyle bir araziye ihtiyacı var. Bu konunun  üzerine gidilmesinde yarar gördük.Kirazın vatanının  Giresun olduğunu  Japonlardan öğrenmiştim. Japonya’ da bir kardeş şehir edilmiş ve kiraz yetiştiriliyor. Türk kirazları özel paketler içinde  kilosu 250 dolarak kadar satılıyor. Giresun’ da  ise kiraz üretiminin  hemen hemen durmuş olduğunu  öğrenerek hayretler içinde kaldım.GAP gezisine gelince, 1953 Mülkiye mezunu  bir grup arkadaş ve eşleriyle birlikte  GAP Bölgesi’ nde dört günlük bir tur yaptık. Şanlıurfa, Mardin, Midyat, Hasankeyf, Harran, Atatürk Barajı, Adıyaman, Nemrut, Halfeti ve Birecik gezileri yapıldı. Bu arada Batman -Diyarbakır bölgesinin içinden de geçildi.Yorucu fakat anlamlı  bir geziydi. Atatürk Barajı bu bölgeye  başka bir güzellik  ve anlam katmış. GAP  Bölgesi’ ne   yapılan yatırımlar 16 milyar doları bulmuş., bir o kadar daha yatırıma ihtiyaç var. Bu bölge bütünüyle bir hazine. Bir bölümünde de petrol fışkırıyor.Bu gezi sırasında da Avrupa’ nın  ve dünyadaki diğer güçlerin  bu bölgeyi Türkiye’ den koparmak istediklerini  daha iyi anladık.Bölgedeki yüzleri aşan barajların yapımı ve Mezopotamya Bölgesi’ nin zenginliğine zenginlik katan yatırımlar için  sarf edilen ve kullanılan  kredilerin faizlerini  ve borçlarını  ülke olarak bütün bölgeler yüklenmiş, bugün dahi ödüyoruz, nimetleri ise bu bölgeye  hediye edilmiş, helal olsun.Baraj suları altında kalacağı söylenen  tarihi Hasankeyf Harabeleri’ nin  kurtarılması için  bir önerim var. Dönüşte DSİ yetkilileri ile tartışmayı planlıyorum.Bu zengin ve güzel yurt parçasını bizden kimse koparmaya heveslenmesin. Zamanında heveslenenlerden kanlarımız ve şehitlerimiz pahasına geri almışız.O bölgedeki illerimizin isimlerine bir bakalım: Şanlıurfa, Gaziantep, Kahramanmaraş. Bu isimlerin niçin kullanıldığını bir düşünelim.GAP Bölgesi’ yle ilgili  bir üzüntümü de ifade etmeden geçemeyeceğim. Keban Projesi ile başlayan  çalışmalarımla bu projelerin bir çok aşamasında  katkılar sağladım. Bunlardan biri de  entegre bir proje olan bu bölgenin gübre ihtiyacını karşılamak üzere  kurulan Mardin-Mazıdağı Gübre Kompleksi’ dir. Bu kompleksin kapandığına dair  bilgiler aldım, tekrar teyit etmeye çalışacağım. Diğer bir sorun da , bilinçsiz sulamanın  ortaya çıkardığı ‘ tuzlanma’ konusudur.Değinilecek o kadar konu var ki bir makaleye sığmıyor. Şu kadarını belirteyim: O bölgeler barajlarıyla, tarihi ve kültürü ile  zenginliği ile  dünyanın iştahını kabartıyor.Bir makalemizde de değindiğimiz gibi :’Alıp da kaçar mısın?’   
 
Türban Tartışması Yazdır E-posta
Cumartesi, 12 Mayıs 2007
Cumhurbaşkanımız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ nin  (AİHM) kararıyla türban tartışmasının sona erdiği ve  kapandığını   ifade etmiştir. Buna karşılık hükümet ise henüz son noktanın konmadığını  iddia etmektedir. Bunun anlamı türban tartışmasının şiddetlenerek artacağıdır.İnançlı bir Müslüman olarak yüce dinimiz ve uygulamalarıyla  ilgili görüşlerimi  bu sütunlarda birkaç defa  ifade ettim. Bazı görüşlerimi tekrar edeceğim:Türban konusuna  bugüne kadar  nasıl bir çözüm  bulunmadığını anlamıyorum. İnançlarından dolayı başlarını örtenlere elbette saygımız vardır. Ancak, bu laik Cumhuriyetin  temel kurallarına karşı  inatlaşma şekline dönerse ülkeye yazık olur. Amaç, inançtan dolayı baş örtmekse  bunun başka yöntemleri de vardır. Cumhuriyetin ilk yıllarında başörtülerini ve çarşaflarını çıkaran büyükannelerimiz, başlarını modern bir şapka veya eşarp ile  örtmüşlerdir. Niçin bu yol denenmiyor da  güzel hanımlarımızın güzelliklerini  gölgeleyen örtüler kullanılıyor. Bunu Cumhuriyete karşı  bir inatlaşma olarak  yorumlamak mümkündür.Avrupa Topluluğu’ na girme iddiasında olan ülkemizde kara çarşaf görünmesi  izah olunamaz. Son zamanlarda gerek kara çarşafın, gerekse türbanın çoğalması bu iktidarın niyetleri ve beyanlarına ters düşmektedir.Diğer taraftan türban,  Anadolu’ muzda  genellikle kullanılan bir örtü değildir. Bu örtü daha çok Katolik  rahibelerin kullandığı  bir örtü şeklidir. Başlarını örtenlerin hemen  %80’ i başörtü veya yazma kullanmaktadır. Bu duruma göre azınlığın hoşuna gitmek için çoğunluğun ve ülkenin kaderini harcamayalım.Kanımızca ilk yapılacak iş, bugün tartışma konusu olan  türban ile başörtüsünü  birbirinden ayırmaktır. Bunların gerçekçi bir tanımını yapmakta yarar vardır. Siyasi bir polemiğe dönüşen türbandan vazgeçip eşarp, yazma gibi başörtülerin  kullanılması gündeme getirilmelidir. Böylece konu büyük ölçüde çözülebilir.Üniversitelerde ders verirken öğrencilerime şu görüşü sık sık tekrarlarım: ‘Bir Türk vatandaşının; hem inançlı bir Müslüman, hem Atatürkçü ve laik hem de liberal ve Pazar ekonomisini uygulayan,aynı zamanda da sosyal devlet ilkesine bağlı  olmasına bir engel yoktur. Bu kavramlar birbirleriyle çelişmezler ve bir arada  uygulanabilirler.’Bu görüşün uygulayıcısı olarak diyorum ki: ‘Türban tartışmasının alevlenmesi ve krize dönüşmesi  ülkenin politik ve ekonomik istikrarının sonu olabilir. Ekonomide, bugüne kadar kazanılanlar bir anda sıfıra indiği gibi ülke karanlığa da  sürüklenebilir bu ciddi uyarıyı yapma ihtiyacı duydum.’Unutmayalım ki anayasamızın 24. maddesi din ve inanç özgürlüğünü  kısıtlamamaktadır. Aksine , anayasamız,’Herkes; vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir…’  hükmünü getirmekle, ileri  bir dünya görüşünü içermektedir.Yüce dinimiz İslam,’Ulul emre itaat’ ı  şart koşmuştur. Bunun anlamı  devletin kurallarına uyulmasıdır. Bu konuda devletin kuralları; anayasamızda, Anayasa Mahkemesi kararlarında ve son olarak da  AİHM kararlarında şekillenmiştir.İlgilileri aklıselime davet ediyorum. 
 
Köylerimiz
Ayvalik
Ayvalik
Ayridam
Ayridam
BuyukOren 4
BuyukOren 4
Döviz Kuru(TCMB)
USD Alış1.5033 YTL
USD Satış1.5106 YTL
EURO Alış1.9179 YTL
EURO Satış1.9272 YTL
Foruma Son Eklenenler
Toplam Ziyaretçi
59685541
Son 5 İlan


 
= Resimli
 
 
 
cheap software downloads
Adobe photoshop oem softwarebuy adobe photoshopcheap oem store
cheap software
adobe,corel,microsoftcheap cigarettes
oem software