Anasayfa arrow Yazarlar arrow Yılmaz Hastürk
 
 
cheap software
oem software
cheap viagra
cheap cigarettes
Yılmaz Hastürk
DÜŞÜNÜR OLMAK Yazdır E-posta
Pazartesi, 12 Temmuz 2010

‘Milleti; yapmak kudret ve kabiliyetini  kendimizde görmediğimiz hususlar  hakkında KANDIRARAK  geçici teveccühler elde etmeye  tenezzül etmeyiz. Milleti, ADİ POLİTİKACILAR gibi yalan vaadlerde bulunmaktan nefret ederiz…’ 

 Mustafa Kemal ATATÜRK

Bugün, bir çok yönden  ve bilinçli bir şekilde, Cumhuriyeti ve bağımsızlığımızı  zora sokacak gayretler  ortaya konmaktadır.

Kandırılmış insanlarımız, kan gölü yaratmak yaratma gayreti içindeler.

Kendilerini aydın kabul eden yetişkin insanlarımızın çok azı, görüşlerini açıklıyor

Yazarlarımız, günü geçirmek için akla, hayale gelmeyecek konuları işliyorlar.

Sağduyulu olduğuna inandığımız bilim  ve fikir adamları suskunluğu  üercih ediyorlar.

Ne yazık ki iç ve dış hıyanet odakları  beraberlik sergiliyorlar.

Yeminine sadık kalmayanlar akıllarınca KURTULUŞ REÇETELERİ açıklıyorlar!..

Bu ülkeyi sevdiklerini, yarınlarımızı ve bizden sonra gelecek nesilleri  düşündüklerini söyleyenler, gelinen noktayı artık görmelidirler.

Siyasetin, bazıları için bir daimi meslek alanı, bazıları için ise maişet kapısı  olmaktan  kurtarılması gerekiyor.

Daha önce güven kazanıp siyaset açmazlarına önder olarak  getirilenlerin , zaman içinde tüm yeteneklerini  yitirmiş olduklarına şahit oluyoruz.

Siyaset bezirganları nice iyi niyetlileri günümüzde  olumsuz bilgilerine kaynak yaparak boşluğa iteliyorlar.

            Uyanış, diriliş, ayağa kalkış için  önder olarak ortaya çıkanlar, taşın altına sokacakları ellerini arkalarına veya yandaşlarının omuzlarına saklıyorlar.

Daha üretken ve etik davranmaları beklenen yurttaşlarımızın,  kayıtsız kalışlarının elbette haklı sebepleri vardır.

Bir çok siyaset adamının da  belirlediği gibi iki etken sebep var:

a-Siyaset, siyaset bezirganları tarafından hizmetten öte, meslek olgusuna dönüştürüldü.

b-Uzun bir süredir siyaset paraya bağımlı olarak  yapılır hale getirildi. Genel merkez tercihleriyle  listelerin oluşturulmasında  yetenek ve ahlak yerini, paraya bıraktı.

c-Para  sahipleri kendilerini temsilen tercih ettikleri ve işlerine gelen kişileri muhtelif partilerin seçilecek sıralarına  yerleştirmek için  kesenin ağzını açtılar.

Bir partinin fikir ve hedefini kitlelere aktarmak için  yapacağı çalışmalarda elbette  paraya gerek vardır.

Bunu siyasette gelişmek ve teşkilatlanmak için  gerekli para olarak tanımlayabiliriz.

Ancak,para üzerinde siyasetin gelişmesi, siyasette yozlaşmayı  getirmiştir.

Para üzerinden siyaset yapıldığı sürece, bu yolla talan,vurgun ve  haram servete aracılık yapmanın önünü alamazsınız.

Para  dağıtarak, partisinin üst yönetiminin  parasal ihtiyacını karşılayarak yapılan siyaset ile  geldiğimiz nokta ortadadır.

Siyaset kadroları zaman zaman para kaynaklarının vesayet ve hegemonyasına  girmektedir.

Bu hal,siyasi kadrolar ile seçmen arasında ciddi  bir itimatsızlık  ortamı oluşturmaktadır

İktidarların zaman içinde etkinliğini  kaybetmesine neden olan bu gelişime ‘Dur!  demenin zamanı gelmiştir.

Parayı veren, her zaman düdüğü  çalmamalıdır.

 
NE AÇILIYOR Yazdır E-posta
Cumartesi, 03 Temmuz 2010

Her kelimenin anlamı yoruma açıktır. Bir açılım politikası bünyesinde neyi gizlediğini ortaya koydu.

Kimine göre “Kürt Açılımı”

Kimine göre “Güneydoğu Açılımı”

Kimine göre “Demokratik Açılım”

Kimine göre de “Analar Ağlamasın Açılımı”

İşte bu değerlendirmeyi açmanın tam zamanı.

Evet “ANALAR AĞLAMASIN”

Ama hangi analar!...

Biricik oğlunu, eline kınalar yakarak vatan görevine gönderen ANALAR MI?

Yoksa bu göz bebeğimiz “KINALI KUZULARIMIZA” ağır silahlarla saldıran ve kaçarken vurulan dağdaki kendini bilmezlerin anaları mı?

Analar ağlıyor ama alışageldiğimiz şekilde değil. İçin için ve göstermeden.

Al Bayrağa sarılı tabutun başında “ONLARI SEVİNDİRMEYECEĞİM” diyerek gözyaşlarını içine akıtıyor.

Elbette eli silahlı çapulcular sevindirilmemeli. Çünkü onlar gözyaşlarımızdan keyif alan sapıklar.

Bir çoğu “TÜRK VATANDAŞI” dahi değil. Kimisi Suriyeli, Ermeni, Iraklı.

Bu katil topluluğu nerede barınıyor. Hani yıllardır himaye ettiğimiz Barzani ve Talabani ortaklığı var ya. Onların egemen olduğu topraklarda.

Bunların bir de silahlı elemanları var. PEŞMERGE diyorlar.

Kim bunlar biliyor musunuz? Bir çoğu anne ve babaları SADDAM zulmünden bize sığınan, topraklarımızda besleyip, büyüttüğümüz çocuklar. Kursaklarında ekmeğimiz var!...

Peki, bu canım ülkeden çete yollarına koşan ve otomatik katil hüviyetine ulaşan KÜRT ASILLI çocuklarımız.

Hepsinin nasıl kandırıldıkları malum. Hayal ötesi vaatlerle.

Kimi genç kız, kimi delikanlı, kimi çocuk. Kalem tutacak parmaklar ölüm silahı tutuyor artık. Gergef işleyecek eller silah kabzası tutuyor. Kışları mağaralarda geçiriyorlar, yazın emirle ölüm yoluna koşuyorlar…

Kim için, ne için?

Bir hiç uğruna.

İmralı’ da ki ne yaptığını bilmezin emri ile.

Bu emri kim iletiyor?

Hukukun kolaylığından yararlanan avukatları.

Bir yandan idamdan müebbette dönüşen bir suçlunun icraatı, öte yanda yalnızca müvekkilinin hukuki sorunlarını dinlemek için İmralı kapısını aşındıran avukatlar.

İşte size bir HUKUK AÇILIMI!...

Nöbet tutan askere yağdırılan mermiler ortada.

İşine giden askere bomba düzenekleri ile katliam yapanlar ortada.

Yollara döşenen mayınlar yalnızca askerimizi şehit etmiyor, mayına babsıp parçalanan çoban da ortada.

Aynı ırktan gelen ama yerleri farklı, biri vatanını savunan korucu, diğeri ne yaptığını bilmeyen eşkıya. Her ikisi de birbirine ateş ediyor.

Açılımı mı soruyorsunuz?

İşte açılım bu.

Cennet vatanımıza göz dikenlere ciddi bir gözdağı. Uyan ey benim fedakar halkım. Uyan bu cennet vatanın hakiki sahipleri.

Başka bir TÜRKİYE yok…

 
HESAP VERİLMELİDİR Yazdır E-posta
Cumartesi, 26 Haziran 2010

Yaşam süresi ve sonrası bir hesap dönemidir. Olgun insan ölmeden önce yaşamın hesabını verebilmelidir.

Ne yapmak istemiştir. Ne yapmıştır., bütün bu soruların cevabını öncelikle ailesine daha sonra sırası ile yaşadığı kentin sakinlerine ve daha sonra da yurdunun insanlarına açıklayabilmelidir.

Düşünce tarzı bir yana, dikkat çeken zenginleşmenin hesabını verebilmelidir.

Hesap dönemi yalan içermemelidir.

Doğru, açık ve inandırıcı bir hesap vermelidir.

Ölümden sonranın hesabında yanıltma ve yalan söyleme imkanı yoktur.

Peki hayatta iken yalan söylemenin bir anlamı olur mu?

Hesap döneminde yalan söylememek esas olduğu taktirde hırsızın, hırsızlığı açığa çıkacaktır.

Çalmamak önemlidir ama en önemlisi hırsızlığa göz yummamaktır.

Her ademoğlunun karşısına zorluklar çıkar. Önemli olan zorlukları aşmaktır.

Özellikle vebal taşıyan görevlerde olanlar zorluklara boyun eğmemelidir. Eğerlerse; “Hak Yerler”!

Çalmayıp, çaldıranlar ise daha fazla sorumluluk alırlar.

Emre itaat esastır. Yanlış emri yerine getiren uygulayıcı sorumluluktan asla kurtulamaz.

Kul buyruğu “İZANLA-İNSAFLA” tartılarak uygulanmalıdır.

Hak yiyenler gelecekte sorgulanmaktan kurtulamazlar.  “Sorgu meleklerine hesap vermek zordur” Kurtuluşu yoktur.

Her bireyin belirli hedefleri vardır. Bu hedefe ulaşmak için kişiliği kayıp etmemelidir. Yani yalan SÖYLEMEMELİDİR!...

Eline yeterli olanak geçtiğinde ise ÇALMAMALIDIR, ÇALDIRMAMALIDIR!...

İşte o zaman insanlarımız Türkiye’ nin geleceğine güvenirler.

Böyle bir hedefe ulaşmak için kavga etmemeliyiz. Kavgayla hiçbir problem çözülmez.  Aksine artar. Dostluklar, düşmanlıklara dönüşür.

Geçmişimize, milli benliğimize, manevi değerlerimize DÖRT ELLE SARILMALIYIZ.

Toplumun müşterek değerlerini göz ardı edenler hızla yok olur!...

Bu vatan birimizin değil, hepimizin. Bunu unutmamalıyız.

İkbal başımızı döndürmemeli. Kendi benliklerini karanlık ruhlara teslim edenler zaman içerisinde faşist damgası yerler.

Egolarının kurbanı olanlar, hızla başarı çizgisinden uzaklaşırlar. Tek adam fobisine tutulurlar. Ağızlarından çıkanları kulakları duymaz.

Tek adam özentisi ile İKBAL DİREKSİYONU’ na geçenler, er veya geç gerçek duvarına çarparlar, Kurtulamazlar!...

Bütün bunları değerlendirmek için, düşünmek gerekir. Lider düşünebilen kişidir. Düşünen insaflı davranır.

Düşüncesizler kendi mutluluk binalarını başkalarının üzüntü ve elem arsalarına inşa ederler.

Öyle zaman olur ki, namuslu kişiler siyaset denen bataklığın içinde ayak oyunları ile yok olurlar. Kurtulanlar ise, başlangıca dönmek istemezler!...

Umudunu yitirenlerin sayısı arttıkça ülkenin ufku kararır. Karanlıklardan doğacak ve etrafı aydınlatacak bir kurtarıcı beklenir. Bu durum her ülkenin tarihinde yaşanmıştır.

Ancak, kurtarıcı geçmişten ders almış olmalıdır.

Kısaca; YALAN SÖYLEMEMELİ, ÇALMAMALI VE ÇALDIRMAMALIDIR!...

Seçkin olmak için buda yeterli değildir. “EMANETİ EHLİNE TESLİM ETMELİDİR.”

Çevresi de seçkin olmalıdır. Bu ülkede çalmayan ama çaldırdıklarını fark etmeyen elitler ile başarı arandı ancak olmadı. Ders alınması gerekirdi, alınmadı.

İnsanlık alemine katkıda bulunmayanları başarılı kabul etmemeliyiz.

Kabadayı narası yalnızca çevrenin dikkatini çeker. Bu dünyaya bir katkı getirmez. Toplum yalnızca rahatsız olur. Mutluluk payı azalır.

Eleştiri oklarını insafsızca savuranlar öyle bir zaman olur ki, o okların hedefi olurlar. Şaşırırlar, yalnız kalırlar. Hayata küserler. En yakınında olanlar o okları sahiplerine yönlendirirler.

Bütün bunları niye yazdım? Biraz düşünelim.

Biraz olayları gözleyelim, insafa gelelim.

Hesabını veremeyeceğimiz hesaplar yapmayalım.

Hele hele ahirete ve hesap dönemine inanların bu konuda daha dikkatli olmaları gerekir. ONUN İÇİN YAZDIM TÜM BUNLARI.

 
Kör Köpek Yazdır E-posta
Cumartesi, 19 Haziran 2010

Anlatanlar öykünün kahramanı Nasrettin Hoca diyorlar. Ben katılmıyorum. Hoca olmasına hoca da, hangi hoca olduğu malum değil.

Neyse. Gelelim öyküye.

Hoca’ya hanımı et tembihlemiş.

Kasaptan iyi bir et al. Misafir gelecek’ demiş.

Hoca akşamüstü kasaba uğramış. İtina ile eti almış. Zembile koymuş. Yola Koyulmuş. Biraz sonra et kokusuna bir kör köpek hocaya yaklaşmış.

Köpek bir türlü uzaklaşmamış. Devamlı heybeye saldırmış.

Hoca:

‘Bak yavrum it. Evde misafir var. Bu et bize lazım. Var git rızkını başka yerde ara’ demiş.

Köpek hırlamaya, diş göstermeye başlamış.

Hoca tedirgin olmuş.

Bak şimdi bu eti sana veriyorum. Ama beş akçemi isterim’, demiş.

Kör köpek eti afiyetle yemiş.

Ertesi gün, Hoca, kör köpeğe rastlamış, hızla yanına Koşmuş.

Ver bakalım bizim şu beş akçeyi.

 Köpek kaçmış ve kaybolmuş.

Her rastladığında, köpekten, beş akçeyi ister, köpek de  kaçarmış.

Bir gün çıkmaz bir sokakta köpeği kıstırmış:

“Ver şu bizin beş akçeyi” diye hamle yapmış.

Köpek yolun sonundaki bahçeye girmiş,oradan, aralıktan evin içine.

Hoca evin kapısına dayanmış.

Başlamış kapıyı çalmaya.

Tak, tak, tak, tak…

Bir süre sonra kapı açılmış. Yarı dekolte bir kıyafetle evin hanımı Hocayı karşılamış.

Kör köpeğin sizin eve girdiğini gördüm. Bana beş akçe borcu var. Acele versin’ demiş.

Kadın, duraklamış.

Bir dakika, şimdi geliyorum’ demiş, kapıyı kapatmış.

Kadın kör sevgilisini eve almış. Birlikte imişler.

‘Bana bak Hoca geldi. “Kör köpeği  burada gördüm. Bana beş akçe borcu vardı, versin’ diyor.

 

Çapkın kör, düşünmüş: ‘Hocaya borcum yok, yok olmasına  da acaba niye geldi?Yoksa beni gördü de, başkalarına mı anlatacak?  Hoca bu. Ağzı gevşek olur. Ver, şu beş akçeyi, kurtulalım’, demiş.

Kadın, beş akçeyi alıp, aşağıya inmiş.

Kapıyı açıp, Hocanın eline sıkıştırmış, “Bir daha da kapıma gelme” demiş.

Hoca sevinçle parayı almış.

Teker, teker saymış. Başlamış, kendi kendine konuşmaya:

Ulan kör köpek. O canım eti yedin, yanına kar kalır sandın. Bak, nasıl yakaladım. Beş akçemi aldın ama, ardında beni çok koşturdun. Keşke altı akçe isteseydim!...

*  *           *

Şimdi, yeni bir yıla girerken bu öykü, nereden aklıma geldi.

Hani Belediye Başkanlıklarına aday olan veya olamayanlar var ya…

Bundan sonra onların bazıları “beş akça” talep edeceklerdir.

Ama her zaman, kör ve  çapkın karşılarına çıkmaz.

 Dikkatli olmaları gerekir.

 
CHPDEN BEKLENENLER Yazdır E-posta
Cumartesi, 12 Haziran 2010

CHP, Türkiye’nin ve Avrupa’nın en eski partisidir. Zaman zaman ihtilaller sonucu yaşamına ara verse de, kuruluş tarihi itibari ile  başlı başına bir tarihtir.

1950 sonrası tek başına iktidar olmasa dahi, bir dönem hariç, parlamentonun en etkin muhalefet partisi sıfatı ile ayrıcalı bir konumdadır.

1946’dan itibaren  Demokrat Parti’nin  az gelirli insanlara yönelmesiyle orta ve üstü gelire  sahip olanların  partisi görünümünde olmuştur.

Tarımın makineleşmesi ve  modern tarım kurallarının uygulanmaya başlanması  ile  karşıtı partiler  çiftçi ve büyük çiftçiler için  bir toplanma merkezi oluşturmuştur.

Küçük esnaf ve zanaatkarlar bu aşamada CHP karşıtı partilere yönelmişlerdir. Bunun sonucu olarak  küçük partilerin ortaklığı ile kurulan  koalisyon hükümetleri kamu hayatını renklendirmişlerdir.

Genç partililer, devlet kadrosunda mensubu  bulunduğu partinin  temsilcisi konumuna gelmeye başlamışlar, sağ ve sol görüşlü militanlar  birbirlerini yok etmeye başlamışlardı. Bu da 1980 ihtilalini devreye soktu.

Yeni bir partileşme ve demokrasinin kapısının aralanması, öncelikle yasaklı  dönemde SODEP’i gündeme getirdi, karşısında Halkçı Parti yer  aldı.Asker ağırlıklı MDP (horoz partisi) ve ANAP 1983 seçimlerinde  halkın huzuruna çıktılar.

Büyük Türkiye Partisi ve SODEP, mevcut yönetim tarafından seçime sokulmadılar.

SODEP, Halkçı Parti’nin alacağı oya engel olmak için ‘tak tak’ yüzbaşı formülünü diye getirdi, başarılı olamadı. Büyük Türkiye Partisi’nin oyları, sağ ağırlıklı oylar, rahatsız konuma gelmiş  orta sınıf oyları, ANAP’a aktı.Parlamentoya ANAP ve Halkçı Parti girdi, Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP)  sonuncu oldu.

Halkçı Parti o dönem orta gelir sınıfından, memur-emekli ve işçi sınıfından oy alarak ciddi bir başarı yakaladı.

Başarının sırrı,Haçlı Parti’nin gösterişten uzak, ılımlı, halka daha yakın bir politika izlemesiydi. Kamu mallarının korunması konusunda TRT Televizyonunun  düzenlediği açık oturumda lideri rahmetli Necdet CALP’ Özal karşısında,’Boğaz Köprüsü’nü sattırmam’ beyanı, orta gelir sınıfı, memur  ve emeklileri etkilemişti.

Daha sonra Halkçı Parti karşısında  SODEP ve Ecevit’in DSP’si oy kazanımı için ciddi bir yarışa girdiler. SODEP, Halkçı Parti ile birleşerek  SHP oldu.

SODEP ve DSP aynı kümeden oy almak yarışında iken CHP’nin açılımına izin verilmesi ve yasakların kalkması ile  SODEP ana merkezli SHP, CHP’ye katıldı. Sol politika CHP ve DSP ile  temsile başlandı.

DSP’nin son yıllarda güç kaybetmesi ile CHP,bu kulvarın tek güçlü partisi haline geldi.

Son seçimlerde Ana Muhalefet Partisi olarak TBMM’nde  ses getirmeye başladı.

İktidar partisi AKP tercihlerini seçmen tabanına uygun  olarak  yaptıkça bu kesimde yer almayanların dikkat odağı haline geldi.

Ancak, Rusya’nın  dağılması ve sol partilerin etkinliğini kaybederek liberal ve büyük sermayenin  desteklediği kapitalist partilerin  tüm ülkelerde etkinlik kazanması, CHP’nin ulusal çizgide cumhuriyetçi, katılımcı bir yöne  yönelmesini gündeme getirdi. Son yıllarda Baykal ve bazı il başkanları bu konuda başarılı bir yöneliş içinde oldu, partinin oylarını artırdı. Özellikle PKK karşısında  iktidarın uyguladığı  Doğu ve Güneydoğu açılımı konusundaki politikasını  ulusal bir çizgiye ve demokratik bir yaklaşım içinde  ortaya konulması CHP’nin elini güçlendirdi. Bu, Deniz Baykal’ı aranan lider  konumuna getirmeye başlamıştı.

Alevi Açılımı’ adında başlatılan iktidar partisi yaklaşımı sonuç vermedikçe CHP’ye kaymalar başladı.

İşçi-memur-emekli-esnaf ve çiftçi ekonomideki uygulamalardan rahatsız oldukça  bir arayışa yöneldi.

Ancak, Deniz Baykal’ın uzun bir süredir CHP lideri oluşu, parti teşkilatının kapalı devre  üye kayıt ve yapılan çalışmaları CHP’nin aranılan büyümesine , yapılan olumsuz değerlendirmeler ile mani olmakta idi.

Özel hayatla ilgili ve nasıl tespit edildiği hala bilinmeyen malum görüntüler,yeniden CHP’nin önünü açtı. Hem Doğu ve hem de Alevi kökenli birinin lider oluşu aslında bir şanstır.  Bu şansın da iyi kullanılması  gerekir:

1.CHP, seçkinler kulübü görüntüsü vermemelidir.

2. Kadro, CHP yanlıları kadar  diğer kesimlere oy verenleri de  kucaklamalıdır.

   3. CHP Genel Merkezi, ulaşılmaz bir konumdan çıkarılmalıdır. CHP kadro ve  Genel Merkezi ile  halka açılmalıdır.

4.Zengin-fakir-elbisesi ütülü  veya çamurlu,eli nasırlı veya bakımlı,bıyıklı,sakallı, tıraşlı ayrımı yapmadan  hep partili uzanan eli sıkmalı, uzatılan yüzü öpmelidir. Bunun ciddi bir örneğini Zonguldak’ta,grizu  faciasında yitirilen işçilerin arkadaş ve aileleri ile  buluştuğunda Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yaşamıştır.

Yüzü ter ve kömür karasıyla   kaplı işçiyle  yan yana ve duygu dolu birlikteliğinin resimlerini gazetelerde gördüğüm zaman bunu bir başlangıç olarak kabul ettim ve sevindim.

5.Yalnızca politikalar ve davranışlar tenkit edilerek bir sonuç almak mümkün değildir. ‘SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ?’ sözüne  muhatap olmadan iktidara gelindiğinde  ortaya konulan problemin  çözüm yolu da halka anlatılmalıdır.

6.Şikayet konusu edilen ekonominin  nasıl yönlendirileceği açık bir dille ortaya konulmalıdır.

7.Komşu ülkelerle ortaya çıkan  ve çıkacak problemlerin hal şekli, açıkça belirtilmelidir.

8.Halkla birlikte olmadıkça iktidar olunamayacağı unutulmamalıdır.

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 141
Köylerimiz
Akbucak
Akbucak
Doğankent
Doğankent
Camlık
Camlık
Döviz Kuru(TCMB)
USD Alış1.5033 YTL
USD Satış1.5106 YTL
EURO Alış1.9179 YTL
EURO Satış1.9272 YTL
Foruma Son Eklenenler
Toplam Ziyaretçi
59263555
Son 5 İlan


 
= Resimli
 
 
 
cheap software downloads
Adobe photoshop oem softwarebuy adobe photoshopcheap oem store
cheap software
adobe,corel,microsoftcheap cigarettes
oem software