|
|
Dr. Turhan Temuçin
|
Bu Da Böylesi! |
|
|
|
Cumartesi, 07 Kasım 2009 |
|
Cem Uzan için üç tutuklama kararı
verilmiş! Az vermişler gene. Ben olsam onların yerinde, adam günlük magazin
sayfalarında hiç eksik olmuyor, on üç
tutuklama kararı verirdim. Niye m? Bir kere adam, ünlü bir adam. Böyle bir
ünlüyü bir daha nasıl ele geçiririm.
Haydi ele geçirdim diyelim, peki sonra ne yapacağım? İşte onun için
söyledim ya! On üç tutuklama kararı verirdim ki bir daha uyanmasın. Tıpkı, Nazım Hikmet gibi, ya da Nef’i gibi,
ya da Neyzen Tevfik gibi!
“9 ay sonra O villada “ diyor yazan
arkadaş. Hangi villada? Benim boğazda villalarım var! Acep benim villalarımdan
birisinden mi ola ki! Her neyse haber alınca size de bildiririm. Garipoğlu,
tatbikatta neler yaptı? Bunu da haber alınca size bildiririm. Ne yapalım? Benim “haber almam” bu kadar işte.
Kanlı Şişli soygununu polis
çözmüş. Polis de dehşete düşmüş. Polis
dehşete düşerse biz ne halt edelim? Bilmiyorum. Anlaşılan biz de dehşete düşmemiz
gerekiyor!
Mustafa Yıldız’ın cenaze töreninde
izdiham olmuş. 25 bin kişi bir cenaze törenine katılırsa olacağı buydu zaten!
Yanlış anlaşılmasın, ben 50 bin kişinin
katılmasını istiyordum. Böylesine
sarıklı, cüppeli bir topluluğun arşivlerimizde bulunması gerekir. Gerekir ki
sıkıştığımız zaman onları çıkarıp gösterelim “ Bakın biz böyle insanlardık”
diyelim. Arşivde olmadık olaylar vardır.
O, olmadık olayların keyfinden, başka bir şey yemek de istemeyiz. Ye Memet ye, ümit fakirin ekmeği!
Vallahi, benden bu kadar.Bundan sonrası için bir şey
diyemem. İsterseniz bundan sonra da siz konuşun!
Yani, ne konuşacaksınız ki?
Biz, yeteri kadar gevezelik yapıyoruz.
Size bir şey bırakmadık.
İster misin, şimdi tutun, bazı benim
aklıma gelmeyen, sözler edin.
Yandı keten helva ki nasıl yandı?
Ama, siz yapamazsınız böyle bir şey.
Olsa olsa, beni onaylarsınız !
Nasıl yağcılık yapıyorum ama?
Olursa bu kadar olur!
Yağcılık para ile değil ya!
İstediğim gibi yağ çekerim.
Başkasına
ne, bundan?
|
|
|
İŞİN DOĞRUSU |
|
|
|
Cuma, 30 Ekim 2009 |
|
PKK
nın karşılanması olayı, gerekli yerlerden tepki aldı. Bu başbakan, istifa etmek
için daha ne bekliyor, anlamadım!
TSK ve gerekli yerler tepkisini gösterdi.
Halkta öyle. Biricik evladını şehit veren ve daha evladı olsa, onu da şehit
olarak verecek olan, halkın tepkisi en güzel tepkiydi.
Elinde bayraklarla yürüyen halkın bu
tepkisi, övülmeğe laik bir tepkidir.
Bu halk, inancını öyle bir söyler ki şaşar
kalırsınız!
Bu halk değil midir başbakanı başımıza bela
eden? Ama başımıza bela ettiği gibi bu beladan bizi kurtaracak olan da gene
halktır.
Dini duygularını gıdıklayarak iktidar olan
başbakan, halkın sillesini yiyerek gidecektir.
Bu kesin…
Sonra, hesap soracaktır halkımız.
Özellikle de PKK nın karşılanması olayının
hesabını bir bir soracaktır.
Halkın hesap sorması demek, oyunu bir daha
bu iktidarın başına vermeyecek demektir.
Yani, bir iktidar değişikliği olacaktır.
Erken seçim sözlerinin ortalıkta dolaştığı
bu zamanlarda, erken seçim mi olur, yoksa bu başbakanı daha büyük hatalar
yapması için koy verirler mi onu bilmiyorum.
Ama, bildiğim bir şey varsa; bu başbakanın suyu, iyiden iyiye
kaynamıştır. Altındaki ateşi üflemeğe bile gerek yok.
Şimdi, Genel Kurmay Başkanı senin emrinde
değil mi?
Herkes senin
emrinde.İstediğin zaman aslan kesiliyorsun da niçin, PKK nın
karşılanması olayında aslan kesilmedin?
Aslan kesilmene de gerek yoktu. Yalnızca bir
emir verecektin…
Gecikme mazeretin yoktu.
Hatalar, insanı kamil bir insan olarak
ortaya çıkarır. Önemli olan hataları kabul etmek ve bir daha aynı hataya düşmemektir.
Senin ise, hataların saymakla bitmez.
İstanbul’u Medine yapmak en önce gelen hatandır.
İstanbul kim? Sen kimsin?
İstanbul, İstanbul olalı böyle bir teklifle
karşılaşmadı!
Anadolu’daki gençler, İstanbul’a gelmeği çok
isterler. Niye biliyor musun?
Çünkü orada, her istediğini yapacağını sanır
ve orada parmak atmak serbesttir zan ederler
Senin teklifin ile bunun arasındaki çelişki,
zaten senin kıratını gösteriyor
Bu kırat,
bilmem ki ne söylemeli, işte öyle bir kırat!
Kır At, aynı zamanda DP nin amblemi de.
DP, eski DP, tam on yıl bu ülkeyi idare
etti. Menderes asılmasaydı ( Menderes ve arkadaşlarının asılmasına karşı
olduğumu daha önce de yazmıştım) kim bilir belki yeniden başbakan olurdu. Yani,
yirmi beş -otuz sene önce
Oysa asıldı ve onun adına parti kuranlar
halen iktidarda.
Yazımı, bir şiirle bitirmek istiyorum. Bu
şiir Can Yücel tarafından Deniz Gezmiş’e yazılmıştır.
Mare
Nostrum
En uzu koşuysa elbet Türkiye’de de devrim,
O, onun en güzel l00 metresini koştu.
En sekmez
lüverin namlusundan fırlayarak,
En hızlısıydı hepimizin.
En önce göğüsledi ipi…
Acıyorsam sana, anam avradım olsun.
Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun…
Can Yücel
Güzel
şiir, değil mi?
|
|
|
ANILAR |
|
|
|
Cumartesi, 17 Ekim 2009 |
|
Lisede iken, Edebiyat Hocamız, ünlü
Türkçülerden Nihal Atsız’dı. İlk dersini hiç unutmam. İlk derse girmiş ve
saatini çıkararak masanın üzerine koyduktan
sonra en ön sırada oturan çocuğa:
- Kalk
bakalım sen, demişti, İstiklal Marşını oku!
Çocuk:
-Bu kolay soru, demişti. Okurum anasını
satayım!
Ve istiklal Marşını okumağa başlamıştı.
-Öyle değil, satır satır oku bakalım!
Ön sırada
oturan çocuk, satır satır okumağa başlamıştı ama o güne kadar marş olarak söylediği İstiklal
Marşını, tam olarak söyleyemiyordu.
- Otur,dedi,
sıfır aldınız!
Çocuk, yerine
oturdu, ne olduğunu anlamadan!
Ben, yanımdaki
Hüseyin Sekban’a:
-Görürsün bak!
Hiç kimse okuyamayacak demiştim ki:
- Sen, demişti, o konuşan çocuk, sen gel
bakalım!
Tahtaya
kalktık. Hiç korkmuyordum. Değil İstiklal Marşını, Safahat’ in tümünü ezbere
biliyordum
İstiklal
Marşını bir güzel okuduk.
Ben, ezelden beri hür yaşadım, hür yaşarım,
Hangi çılgın, bana zincir vuracakmış şaşarım, dizelerine gelmiştim ki:
-Otur, dedi, on
aldınız! Adınız neydi?
Adımızı
söyledik.
- Hem Turhan,
hem de Temuçin, dedi. Biliyor musun Turhan’ın ve Temuçin’in tarihimizdeki
yerini?
- Biliyorum,
dedim.
- Anlat o zaman! Arkadaşların da öğrensin.
Bildiğimiz
kadarı ile anlattık.
O günden sonra,
arkadaşlar bana soyadımla hitap etmeğe başladı. Bu da benim hoşuma gidiyordu
O günden sonra
da ben, Nihal Atsız’ıın evine pazar günleri de gitmeğe başladım.
Doğrusu ya,
bizi iyi karşılıyor, haftada bir gün tatil günü olan, pazar günleri bizim
gelmemizden hiç gocunmuyordu.
Arkadaşlarımızdan
Hüseyin Sekban ise onun ideolojisine kaydı. Ben de onu öğrenmekle birlikte
ideolojisine katılmadım.
Yılar sonra,
Hüseyin Sekban onu ziyarete gittiğinde beni sormuş, olumlu yanıt alınca da ne
yaptığımı öğrenmek istemiş:
-
Ne yapıyor?
-
İsterseniz bu bahsi kapatalım demiş.
-
Niye? Turhan komünist mi oldu?
-
Evet, komünist oldu!
-
İnanmam! Turhan en son komünist olacak bir kimsedir!
Hocamız bizi
iyi tanıyordu. Neden komünist olmam, onu bir dahaki yazımızda anlatırız.
Nihal
Atsız, iyi bir hocaydı. Öğrencilerin bir dakikasını bile çalmaz.
Saatini çıkardığı cebine koyar, tahtada en sevdiği çocuk olsa bile:
-Unutma, derdi, bir dahaki ders sen
kalkacaksın!
-İyi adamların,
ideolojisi başka olmakla birlikte, iyi oluşları hiçbir zaman unutulmamıştır.
Nihal Atsız da
iyi adamlardan birisiydi.
Onun
iyiliğinin, yalnız kendine zararı olmuştur.
O yıl,
Ankara’da yaptığı bir konuşma nedeni ile Süleymaniye Kitaplığına verilmiş ve
ömrünün sonuna kadar orada kalmıştır
Şu anda,
Karacaahmet Mezarlığında yatmaktadır.
Tanrı rahmet
eylesin.
|
|
|
Armutlu dan iki |
|
|
|
Cuma, 21 Ağustos 2009 |
|
Bir aydır
Armutlu’dayım. Bakıp bakıp keyifleniyorum. Armutlu, benim ikinci memleketim
gibi.
Memleketim olan Trabzon’un Of
Kazası’nın Taşhan Köyü’ndenim ben. Babam, çok gençken öldükten sonra, anam bizi
okuttu. Üçümüzü de yüksek öğrenim gördürttü. Anamın borcunu hiçbir zaman
ödeyemeyeceğim.
Doktor olduktan sonra “halkın
doktoru” olarak kaldım. Hiç bir zaman
hastamdan para almadım..
Öyle ki bu alışkanlığımı Armutlu da
sürdürdüm, Kışın topladığım eşantiyon ilaçlarla yazın, hasta bakardım ve asla
para almazdım.
Şimdi bunun karşılığını topluyorum.
Büyük bir dostluk çemberi içindeyim Anlatılır gibi değil.
Armutlu
“Armadyan” eski bir yerleşim bölgesinde kurulmuş. Tarih kadar eski bir
yerleşim bölgesi.
Geçmiş yıllarda, Armutlu hakkında çok
bilgi verdim. Bu kez daha değişik bir şey yapmak istiyorum. Yani, Armutlu’nun
yapısına bakarak bazı ön görüşler anlatacağım.
Armutlu, işgal görmüş ve camisinin
içinde insanların yakıldığı bir yerleşim bölgesi. Bu cami şimdilerde müze
olarak kullanılıyor. Hem sen, camisinin içinde insanların yakıldığı bir kent ol
ve hem de bu günkü iktidara oy ver. İnanılır gibi değil bu!
Her neyse. Biz bunu da geçelim. Gelelim
Armutlu’nun kaza oluşuna. ARMUTLU, Yalova’ya bağlı bir kaza. Uzun ve virajlı
yollar Armutlu’ya ne verdi, ne aldı?
Onu bir başka yazımızda anlatırız:
Bizim üzerinde durmak istediğimiz konu Armutlu’nun kaza oluşu falan değil.
Bizim üzerinde durduğumuz konu tam anlamı ile Armutlu’nun siyasi havasıyla
ilgili.
Armutlu, ne sihirdir ne keramet el çabukluğu marifet, havasındadır her
zaman.
Bu havadan olacak Armutlu bu günkü
iktidara oy verir. Öyle ki kafalarını
kessen. Nuh der peygamber demez ve bu günkü iktidara oy verir
İnsanların içine doldurulup ateşe
verildiği cami ortalıkta iken “O, başka”
demekte ustadırlar.
Zulmün, ta kendisini görmüş, insanların
içine doldurulup ateşe verildiği camileri bilmiş ve bunları müze yapmış
insanların yaşadığı bir kenttir Armutlu.
Şimdi, benim eski yazılarımı okuyanlar
bilirler, bu yüzden de Armutluyu pek
sevmezdim.
Şu anda Armutluyu pek çok seviyorum
Biliyor musunuz? Niye sevdiğimi?
Ben Armutluyu seviyorum!
Hem de çok seviyorum!
Siyasi durumunda bir değişiklik
olduğundan falan değil
Armutluyu seviyorum işte.
Ol huri kızları ki el kadar mayoları
ile caka satarlar insana. Bir önceki dönemde, ne yapıp ne edip insanlara eziyet
etmenin ne demek olduğunu anlattılar bir
cümle ile!
Şimdi is, el kadar mayolarını yarıya
indirdiler ve hepsi anadan doğma gibi oldular!
Armutluyu sevmek için bin bir neden
var. Bunların en başta geleni ise mutlaka bir başka parti bulurlar. Tıpkısının
aynı olmasına karşı büyük bir ihtimam gösterirler.
Armutlu bu! Yine görüyorum ki
Armutlu’da AKP bitmiş!
Plajlarda görünen odur ki
Armutlu’da AKP . bitmiş. Ama mutlaka
bulurlar tıpkısının aynısını!
Eğer, bu yeni parti tesettürden ise
Armutlulu tesettürden yana, yok, tesettürü kale almıyorsa, o zaman da tesettüre
düşman olurlar.
Şu anda görünen odur ki Armutlu’da AKP
bitmiş!
Nereden mi çıkardım bunu.
Plajlarda güneşlenen kızlarımızdan!
Eskiden zırh gibi giysilerle denize
giren Armutlular, şimdilerde ise gönlünün dilediği şekilde giriyor.
Bu da Armutlu’nun göstergesidir!
Bu, en büyük gösterge değil de ne
anlama geliyor, bir düşünmek gerekir!
Düşün bakalım.!
Düşünebildiğin kadar düşün:
Bulabilecek
misin çıkış yolunu?
|
|
|
Ekonomik Kriz! |
|
|
|
Cuma, 14 Ağustos 2009 |
|
Ekonominin,
içine ettiler. Böylece ne ekonomi kaldı, ne de ekonomik nedenlerle hareket eden
her hangi bir şey. Ortalık dümdüz. Sanki ağır bir iş makinesi getirildi, o da
her türlü izandan uzak, ortalığı karıştırmakla görevli. Karıştırmakla görevli
ki böyle bir şey AKP iktidarında olur. İşin tuhafı da AKP’nin iktidarında
olmasıdır.
Ekonominin
“içine ettiler” demiştik..Gerçek anlamda içine etiler.Bir bilen olsa da ona
sorsak. Ekonominin içine kim etti?
Ekonominin
içine, başta sayın başbakan olmak üzere onun kurmay heyetleri ve
çevresindekiler etti. Öyle bir içine ettiler ki artık ne yapsan faydası yok.
Sen normal vatandaştan üç misli fazla maaş alıyorken kalkıp “ Ben bu para ile
geçinemiyorum” dersen, sekiz on kez
Amerika’ya gidersen olacağı bu idi! Ne zan ediyorsun?
Oğlunu
Amerikanın en gözde işine alırlar, oradan sana da pay verirler.
Ekonomik
krizin nedenlerini saymağa gerek yok. Bunu herkes biliyor! Ama biz gene de
sayalım. Bir ülkede kriz oluyorsa, o ülke de laf olsun diye kriz olmaz. O ülke
hangisi ise peşine takıldığı ülkenin krizine alet olmak niyetindedir. Örneğin,
Rusya da oluyorsa eskiden Demir Perde ülkeleri denilen ülkelerde, kriz olmak
zorunda idi. Yok, ABD oluyorsa ABD sempatizanı olan ülkelerde olmalıydı.
Türkiye’de
bu ikinci şıktır olan biten.
O
zaman, bir kez daha söyleyelim hiç incinmeden, hiç gözünün yaşına bakmadan!
Demek
ki neymiş?
Türkiye’de
kriz olursa, bu Amerika’daki krizin bir sonucudur!
Ya
da tersi de doğrudur bunun:
Türkiye,
Amerika’dan esinlenerek krizi yaşar
Türkiye
de kriz, salt Amerika öyle istiyor diye çıkarılır
Hoş,
Amerika’nın isteklerine karşı duracak bir güç yok şimdilik!
Şimdilik
diyoruz…
Şimdilik,
karşı duracak başka bir güç yok.
Osmanlı
İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu ne oldu?
Amerikanın
da sonu gelecek.
Bir
gün, bu mutlu günü göreceğiz.
Osmanlı’dan.,
Roma’dan söz ettik.
Niye
Amerika olmasın ki?
Amerika;
Roma’dan, Osmanlı İmparatorluğundan daha kurnaz ya da daha zeki mi?
Bir
sabah kalkar bakarız ki işgal ülkelerinin başta geleni, Amerika, yok ortalıkta!
Emperyalizmin
sözcüsü olmak, bazı nedenlerle, ülkelere de kök söktürür
Bu
nedenler çeşitlidir ama en önde geleni emperyalizmin savunucusu olmaktır.
Vay
haline, emperyalizmin savunucusu olan ülkelere!
O
ülkeler ki Emperyalizmin savunucusudur, o ülkeler ki tek başına kalsalar dahi,
beş para etmez inançlarından zerrece sapmazlar.
Onlardan
olmadığım için mutluyum
Ve
mutluyum ki bunları yazabiliyorum, benim olduğum ülkede bunları yazmak suç
değil!
Kimse, benim bu değişmem için söz söylemesin
Benim
yazılarımı devamlı olarak okuyanlar, değişenin,
ben değil şartlar olduğunu,
kolayca anlarlar
Hemen
şunu söyleyeyim ki ben,
Öyle
kolay olay değişmem.
MUSIRIM!
Haydi,
bir kez daha yabancı bir sözcük kullanalım:
Musır, ısrar eden demek!
Buradaki
anlamı ise ısrarcıyım oluyor.
Ne
çok şeyler biliyorum ben!
Sözü getirip benim, çok şeyler
bildiğime anlatacağım
Olursa bu kadar olur, yani!
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 107 |
|
|
Döviz Kuru(TCMB) |
| USD Alış | 1.5033 YTL | | USD Satış | 1.5106 YTL | | EURO Alış | 1.9179 YTL | | EURO Satış | 1.9272 YTL | |
|
Toplam Ziyaretçi |
|
59262261
|
|
Son 5 İlan |
| = Resimli | |
|