|
|
Salim Taşçı
|
Beste aşamasında olan , bir şiire ne dersiniz |
|
|
|
Cumartesi, 04 Eylül 2010 |
|
İ T İ R A F
Salim Taşçı
SENİNLE GELİYOR EN GÜZEL GÜNLER ,
UMUT , GÜL DEDİĞİN YERDE BAŞLIYOR ,
BU GÜZEL DÜNYADA ÖMRÜMÜN SONU ,
SENİN ÖL DEDİĞİN YERDE BAŞLIYOR .
İLKBAHARI NASIL , ÖZLERSE DAĞLAR ,
BEN DE ÖZLÜYORUM SENİ O KADAR ,
BU DELİ GÖNLÜMDE HER ZAMAN BAHAR ,
BANA GEL DEDİĞİN YERDE BAŞLIYOR .
BİR SENİ BULMUŞUM BEN BULA BULA ,
HER GÜN SABAHLARLA ÇIKARIM YOLA ,
AH ÇEKTİĞİN YERDE BİTİYOR SILA ,
GURBET , YOL DEDİĞİN YERDE BAŞLIYOR .
SEVDİM SENİ NEYLEYİM BAHTIM KARA
TABİB KAR ETMEZ KAPANMAZ YARA
FERMAN DİNLEMEZ GÖNLÜM DÜŞMÜŞ DARA
AŞKIM BİTTİ DEDİGİN YERDE BAŞLIYOR
SALİM TAŞCI
05/08/2010
|
|
|
Bir dost arıyorum... |
|
|
|
Cuma, 27 Ağustos 2010 |
|
Yüzüme karşı övmeyen
Arkamdan sövmeyen
Hatalarımı anında söyleyen
Bir dost arıyorum...
* * *
Varken de yokken de yanımda
Olan
Derdin var mı diye
Soran
Ağlayınca gözyaşımı
Silen
Bir dost arıyorum
* * *
Karanlık da ışığınım diyen
Hal-hatır bilen
Her müşkülde gelen
Bir dost arıyorum
* * *
Katmerli maskesi olmayan
Güzel sözle doyan
Doğru yolu bulan
|
|
|
HOŞGÖRÜYE BAKINIZ...? |
|
|
|
Cumartesi, 21 Ağustos 2010 |
|
Hoşgörü,
hoşgörülü olmak erdemliliktir.
Buraya
kadar tamam…
Ancak;
Hoşgörüde
sınırı aştın mıydı, adı acizlik olur. Zaman, zaman da kendine güldürürsün…
Ardından “Pes yahu “ dedirttirirsiniz.
“ Hadi be adam, ne yazacaksan yaz da, neymiş
şu hoşgörü görelim !” diyeceklere, tozlu tarih sahifelerini biraz
karıştırmalarını öneririm…
TARİH: 15 AĞUSTOS 1461
TARİH: 15 AĞUSTOS 2010
15 Ağustos 1461 Pontus Devleti’nin Fatih Sultan Mehmet tarafından ortadan kaldırılışı ve fethi.
15 Ağustos 2010 Sümela’da ayin!
Bu iki
olayın gün ve aylarının aynı tarih olması tesadüf müdür, yoksa bilerek mi denk
getirilmiştir? Ey uyanık okuyucu, bunun cevabını da siz bulun artık!
* * *
Bir grup
ayincinin! sırtlarındaki giysilerde Pontus
Devleti’nin sınırları ve şehirleri belirtilmiş ve ayine de böyle devam
etmişlerdir.
Soralım;
Dünya’nın hangi devletinde böyle bir rezaleti hoşgörüyle! karşılarlar veya
müsaade ederler? Açık ve aminaye tabirle, oyarlar… Ardından, bölücülük, bir
başka devletin toprağına tecavüz vs… den adamın anasından emdiğini burnundan
getirirler… Ama biz hoşgörülü! olduğumuz için, alkışlarla, çiçeklerle
karşılarız. Düşünmeyiz ki, kendi elimizle altımızı oyduğumuzu…
Şimdi iş plaket safhasına
kalmıştır!
İl’in
Valisine, Emniyet Müdürüne, İl Jandarma Alay Komutanına, Kaymakamına “ hoşgörü plaketi verilsin! “ Verilsin
ki, hoş görücülüğümüz tescillensin…
Ah Fuzuli ah, ne yazmışsın bir zamanlar;
“ Sussam gönül razı değil,
Söylesem tesiri yok. “
* * *
Şimdi
soralım sayın Patriğe;
Mora isyanında, Patrik 2nci
Gregorios’un, Rus Çarı Alexander ‘a yazdığı ihanet mektubunun ele geçmesiyle, 2nci Mahmut döneminde asılmış ve o
tarihten bu yana da, adı “kin kapısına
“ çıkan, Patrikhane’nin bir kapısı 1821’den bu yana kapalıdır. Şu kapıyı bir aralayın ki, samimiyetinizden!
kuşku duyulmasın… Vallahi biz hoşgörümüzde oldukça samimiyizdir.
Siz de
kendinizce belki haklı olabilir! bizlere şu soruyu yöneltebilirsiniz;
“ Tuzunuz kokmuş, balınız kurtlanmış, sizlerin başka işiniz
yok mu? “ derseniz, ‘Bizim de başka yazacağımız yok’ deriz!
Ve de ilave
ederiz;
Demek ki, Avrupa Birliği’ne ufala, ufala
gireceğiz…
|
|
|
HOŞ GELDİN RAMAZAN... |
|
|
|
Cuma, 13 Ağustos 2010 |
|
“ Gündüz oruç, gece kumar,
Deli gönül cennet umar…
Abbas Sayar “
* * *
“ Bir kez
gönül yıktın ise,
Bu
kıldığın, namaz değil.
Yunus Emre
“
* * *
“ Aldanmayın insanların samimiyetine,
Hep menfaat uğruna gelir vecde,
Vaat etmemiş olsaydı cenneti,
Tanrısına dahi etmezdi secde.
Ömer Hayyam “
* * *
Yazıp
çizenler, gelip geçen erenler, yukarıdaki sözleri ederler.
* * *
Oruç; ruhu
ummana götürür, temizler, yedi kat temiz bez’e sarar…
Bilene!
Fiziksel
rahatlık verir, dinlendirir,
Anlayana.
Açın halini
anlar! İdrak edebilene.
El ‘e,
bel’e, dile sahip olmayı (H.B. Veli ) öğretir, düşüne bilene…
* * *
Dini gün ve
aylarda, Müslümanlığın emrettiklerini yerine getirmek mi, 12 ayın tamamında
uymak mı esastır.
Cumadan,
cumaya,
Bayramdan,
bayrama,
Ramazandan,
ramazana, diyenler mi?
12 ay
şartları yerine getirenler mi, makbuldür?
* * *
İnanç
Sahibi; Kibir ve hırstan uzak durur .(S.T) Bu iki silah, kişinin önce kendisini
vurur. Köz eder, kül eder, savurur… Karunlar (Midas ) ,Firavun, Nemrut hani
nerdeler.
Bizim Yunus’un dediği gibi,
“
Dökülmüştür, kirpikleri, kaşları,
Başları
ucunda hece taşları,
Ne
söylerler, ne de haber verirler .”
* * *
Bu Dünya,
ne krallar, ne imparatorlar ve de ne diktatörler görmüştür. Şimdi neredeler.
Tarihin tozlu raflarında, mezarlarında bir yığın kemik halinde…
* * *
Biz de
yazımızı Behlül Dane hazretleriyle sonlandıralım.
NAMAZ
“Bir gün
Harun Reşit Behlül Dane Hz.lerine cuma namazını kılan cemaatten birkaç tanesini
alıp yanına
Getirmesini
ister. O da namazdan dan sonra caminin çıkışında bekler ve gelenlere “İmam
namazda hangi sureleri
Okudu ”
diye sorar. Kimse cevaplayamaz. Sadece iki kişi bilir. Onları alır Harun Reşide
götürür. Harun Reşid celallenir tabi. Bula bula iki kişi mi buldun diye. Bunun
üzerine ” sen bana namaz kılanları getir demedin mi? Ben de sordum imam namazda
ne okudu diye kimse hatırlayamadı. Yalnız bu ikisi bildi. Demek ki sadece iki
kişi namaz kılmış der.
HER KOYUN KENDİ BACAĞINDAN ASILIR!
Behlül Dane
Hz.leri bazı kişileri yanlış yaptığı için uyarıp nasihat edince Harun Reşide
şikâyet ederler.
Harun Reşid
de Behlül Daneyi (Ks) çağırır ve “ Her koyun kendi bacağından asılır, niye
millete karışıyorsun
“ diye
kızar.' Bunun üzerine Behlül Dane Hz.leri Bir koyun keserek koyunu bacağından
ağaca asar. Bu sefer Kokusundan rahatsız olan ahali Behlül Daneyi tekrar Harun
Reşide şikâyet eder. Harun Reşid niye böyle
Yaptın diye
sorunca Behlül Dane Hz.leri şu ibretlik cevabı verir.” Her koyun kendi
bacağından asılır ama
Kokusu yedi
mahalleyi ayağa kaldırır.”
Bir gün
Harun Reşid kuş avına çıkmıştır. Her seferinde ıskalamaktadır. Her
ıskaladığında Behlül Dane Hz.leri
“'İsabet
Oldu “ der. En sonunda Harun Reşid’in sinirlendiği görür ve ” Yani kuşun hayatı
açısından isabet oldu ” der
Herkesin
ceza ve mükâfatı verilmiş
Behlül
Dane, bir gün Harun Reşid ‘den bir vazife istedi. Harun Reşid de ona çarşı
pazar ağalığını verdi. Behlül hemen işe koyuldu. İlk olarak bir fırına gitti.
Birkaç ekmek tarttı hepsi normal gramajından noksan geldi. Dönüp fırıncıya sordu:
“Hayatından memnun musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuğunla ağzının tadı var
mı?” Adam her soruya olumsuz cevap verdi.
Behlül bir
şey demeden ayrıldı ve bir başka fırına geçti. Orada da birkaç ekmek tarttı ve
gördü ki bütün ekmekler gramajından fazla geliyor, eksik gelmiyor. Aynı
soruları bu fırının sahibine de sordu ve her soruya olumlu cevap aldı.
Bundan
sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid'in huzuruna çıktı ve yeni bir
vazife istedi. Harun Reşid, " Behlül daha demin vazife verdik sana, ne
çabuk bıktın?" dedi.
Behlül
açıkladı:
“Çarşı
pazarın ağası varmış! Benden önce ekmekleri tartmış, vicdanları tartmış, buna
göre herkes hesabını ödemiş, ceza ve mükâfatları verilmiş, bana ihtiyaç
kalmamış.”
* * *
Eh , haydi
erenlerin yolundan yürümeye ...
Ne mutlu
İslam’ın şartlarını yerine getirebilenlere...
Ramazanınız
mübarek olsun (S.T)
|
|
|
TÜRKİYE NELER GÖRDÜ, NELER... |
|
|
|
Cumartesi, 07 Ağustos 2010 |
|
27 Mayıs,
22 Şubat,
21 Mayıs,
12 Mart
… Ve 12 Eylül
* * *
Eylül ayı’nı severim, nedeni 18
Eylül’de doğmuş olmamdır.
12 Eylül’ü tarih’e bırakırım, gerçeği
yazdığı içindir…
* * *
Tarih, diktatörlerle, darbecilerle
doludur. Kimi rejim değiştirir, suyun başını tutup diktatör olur, kimisi de
demokrasiyi yok etmek için, demokrasi maskesi altına sığınıp, ülkeyi kargaşa
ortamına sürükleyenlere “ Kendinize çeki düzen verin …” diyerek müdahaleci
olur…
Sudan’ da, Numeyri,
Libya’da, Kaddafi,
İran’da, Humeyni,
Irak’ta, Necip, Saddam Hüseyin,
Mısır’da, Nasır, Enver Sedat,
Suriye’de, Hafız Esat,
Tunus’ta, Habib Burgiba,
Almanya’da, Adolf,
Portekiz’de, Salazar,
İspanya’da, Franco,
Yugoslavya’da, Tito,
Sovyet’lerde, Stalin,
…Ve hatta Kıbrıs müdahalesi olmasa,
Yunanistan’ da, Papadopulos…
* * *
Türkiye’ye gelince,
Cemal Gürsel,
Talat Aydemir,
Memduh Tağmaç,
…Ve Kenan Evren…
Portreleri hangi vitrine konulacaktır.
Bir tarafta diktatör,
Beri tarafta demokrasi’nin rayına
oturtulması…
* * *
Sene 1978, eşimle evlilik
yıldönümümüzü kutlamak üzere, bir lokanta arıyoruz… Saat 19… Ve tüm yerler
kapalı… Oturacağımız bir yer yok. Caddelerde, sokaklarda yürürken, gerek
caddenin ve gerekse sokağın ortasından yürüyoruz… Araba gelirse, sağa, sola
kaçıyoruz… Neden mi. Caddeler, sokaklar bölünmüş, bir taraf sağ, bir taraf sol…
Nereye adım atsan sorgudasın… “Solcu musun, sağcı mısın? “ O dönemde en iyisi!
Ot olmak ya hadi neyse.
* * *
Bir şehirde yolcu otobüs firmaları
bile sağcı-solcu diye ayrılmıştı.
Devlet birimlerinde karşıt görüşlüler aynı odayı paylaşmayacak derecede
bölünmüşlerdi. Kardeş kardeşe düşman olmuş, ortalık kan gölüne dönmüştü.
Turlar, turları izliyor meclis bir türlü Cumhurbaşkanı seçemiyordu. Herkes
birbirine soruyordu; Nereye gidiyoruz? Demokrasi raydan çıkınca düzeltmenin
kolay olmayacağını bilmeyen yoktur. Ne yazık ki, bilmesi gerekenler bile
sağlıklı düşünmekten uzak bir yol izliyorlardı… Genelkurmay’a çuvallar dolusu
mektuplar, dilekçeler gönderiliyor, hepsinin isteği bir cümlede düğümleniyordu…
“ Daha ne bekliyorsunuz ?”
* * *
…Ve beklenen son gelmiş, asker
müdahale etmek zorunda kalmıştır. Bu arada her zaman, her yerde olduğu gibi,
kraldan çok kralcılar da çıkmış, haksız gözaltılar, işkenceler baş
göstermiştir. Açıkçası, kurunun yanında, yaş da yanmıştır. O tür olumsuzluklara
sebebiyet verenlerin cezalandırılmaları elbette gereklidir. Kanun Devleti,
kanunları uygulamalıdır. Nevzat Çelik’in Şafak Türküsü bir daha yazılmamalı,
okunmamalıdır. Sebep olunmamalıdır. Suçsuz yere insanlar asılmamalıdır. Yüce
Allahtan dileğimiz; Türkiye’de bir daha müdahaleler olmamasıdır. Demokrasinin
raydan çıkarılmamasıdır. Çoğulcu demokrasinin devam etmesidir.
* * *
Gelelim can alıcı meseleye; 12 Eylül
gerekli miydi, müdahaleciler yargılanmalı mıdır?
Bu sorunun muhatapları;
Hayatta olan,
Sayınlar,
Demirel, Erbakan ve zevatı…
Eh sayınlar hadi cevap verin artık…
İnsan ilelebet mağdur rolü oynayamaz. Sanık ayağa kalk diyeceğiz amma, o kadar
çok sanık var ki, yargılamaya zaman yetmez…
Yazık günah değil midir, bir kuşak gençliği heder etmek, birbirine kırdırmak,
geride bir yığın gözü yaşlı, yüreği yaralı ana, baba bırakmak?
Suçlu, suçlular yargılanmalıdır, ancak
geçmişin, olayların sentezi yapılarak. Tarihin ikiz kardeşi! Gerçek adalettir.
* * *
İmparator,
Kral,
Diktatör,
…Ve müdahaleci…
Seç, beğen, al!
Hangisi uygunsa,
Vitrinine koy…
* * *
Hani ya, Nasrettin Hoca’nın hırsız
meselesi…
“Ya hırsızın hiç mi suçu yok? “
* * *
Var, var, var da,
Herkes işine geldiği gibi konuşur,
işine gelmeyene sağırdır…
Ne demiş Fuzuli;
“ Söylesem tesiri yok,
Sussam gönül razı değil …”
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 169 |
|
|
Döviz Kuru(TCMB) |
| USD Alış | 1.5033 YTL | | USD Satış | 1.5106 YTL | | EURO Alış | 1.9179 YTL | | EURO Satış | 1.9272 YTL | |
|
Toplam Ziyaretçi |
|
59685433
|
|
Son 5 İlan |
| = Resimli | |
|