|
|
Ali Abalı
|
SİYASİ PARTİLER ! |
|
|
|
Pazartesi, 12 Temmuz 2010 |
|
Bilindiği
gibi, Siyasi Partiler demokratik yaşamın vazgeçilemeyen kuruluşlarıdır. Bir
ülkede halka dayalı bu gibi kurumlar sürekli hayatta kalırlar.Toplu yaşamayı
yeğleyen ve dünyadaki gelişmelerden
yararlanmak isteyenler bu amaçlarına siyasi partiler aracılığı ile ulaşırlar.Büyük Atatürk, bu ülkeyi yoktan var
ederken , çok partili hayatı da düşünmüş ve onun işaret ettiği gibi ,ülkeyi
ileriye değil, geriye götürme hareketleri nedeniyle sağlığında çok partili hükümetleri göremedi.
Bazı
çevreler karşı çıkarlar ama, İsmet
İnönü'ün Cumhurbaşkanlığı döneminde , o zamanki adıyla Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan kopanlar tarafından 1946 yılında yeni
bir parti kuruldu. Bu Demokrat Parti idi.
Dünyamız,
İkinci Cihan Harbi’nden yeni çıkmıştı. Türkiye bu savaşa katılmamıştı ama dünyanın çektiği sıkıntılardan
da nasibini almıştı.Toplum yoklukla savaşıyordu. Ülkemizde elektrik yok denecek
gibiydi. Isınma şöyle dursun, aydınlama için gaz bulabilenler kendilerini
şanslı sayıyorlardı. Dolayısıyla önde
gelen gereksinmeler karne ile dağılıyordu.
Nüfus cüzdanlarında, verilen bir dilim ekmeğin karşılığı damgaları bugünün gençleri bilmez,
komik bulurlar.Şehirler arasında ulaşım için de yol yoktu. Köyler arasında
ulaşımı gerçekleştirmek için de yol vergisi konulmuştu.O zamana göre 6 liralık
vergiyi veremeyenler, bir ay yol
yapımında mecburi çalışmak zorundaydılar. Yönetim Cumhuriyet Halk
Partisi’nde olduğu için özellikle kuş uçmaz, kervan geçmez beldelerde, vatandaşın muhtaç olduğu Gaz - Bez - Tuz bu yerden dağıtılıyordu.
1950
yılında yapılan genel seçime Demokrat
Parti " Yeter söz milletindir "
sloganı ile katıldı. Seçim, çoğunluk sistemine göre yapıldığı için her tarafta
önde idi, sildi süpürdü. Daha sonra 1954
ve 1957 seçimlerinde de aynı
başarıyı gösterdi. Ancak bu parti 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri bir darbe
ile yok edildi. Bugünleri yaşamış ve yakından izleyen bir kişiyim. Darbe
konusunu ve Başbakanını asan bir millet olduğumuzu hiç bir zaman kabulenmem
olası değildir. Neyse ki, silahlı
kuvvetler ülke yönetimine defalarca karıştı, ama her seferinde uzun süre kalmadı. Daha sonra Türk demokrasisi inişli çıkışlı günler
yaşadı. Koalisyon hükümetleri görev
yaptı. Son iki dönemde AKP. tek
başına iktidar oldu.
Demokrat Parti’nin
kapatılmasından sonra, devamı sayılan Adalet
Partisi, Doğruyol Partisi seçimlerde başarılı oldu. Daha sonra Anavatan Partisi önde idi. İrili ufaklı
bu partiler seçim barajının yüksek % 10 olması nedeniyle TBMM’ye giremediler. Şu anda Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nde AKP. den sonra grup kurabilen CHP, MHP ve DTP bulunuyor. Meclise giremeyen bu partiler DYP ve Anavatan Partisi, DP.
adıyla yeniden siyasi hayata girme çabasındalar. Demokrat Parti’nin başına deneyimli bir politikacı olan Hüsamettin Cindoruk geldi. Geçtiğimiz günlerde Demokrat Parti’nin bu birleşmede Yargıtay Başsavcılığı’nca usul hatası yapıldığı ileri sürüldüğü için genel kurulu yapıldı.İlk birleşmede eski
başbakanlardan halen Rize Milletvekili
olan Mesut Yılmaz yönetimde idi. Son
kongrede Mesut Yılmaz'ın Hüsamettin
Cindoruk'a karşı olduğu söylendi.
Nitekim yeni genel kurulda Yılmaz yer
almadı. Buna karşılık bu tüzük kongresinde üç ayrı liste çıktı. Bu listelerin Hüsamettin
Cindoruk , Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller'e ait olduğu ileri sürüldü. Ama Hüsamettin Cindoruk' un listesi farklı bir sonuçla kazandı..
Bakalım,
bekleyip göreceğiz. Önümüzdeki günlerde önümüze gelecek sandıkta, bir
zamanların güçlü DP’ si yer alabilecek mi ?
|
|
|
SUDE ' NİN GÖZYAŞLARI! |
|
|
|
Cumartesi, 03 Temmuz 2010 |
|
"Ateş düştüğü yeri yakar
" deyimini bir kere daha hatırladık.
Ülkemiz tam 26 yıldan beri terör
belası ile yatıp kalkıyor. AKP. Hükümeti demokratik açılım diye ortaya attığı
görüşün ne olduğu belli olmayınca , daha doğrusu yapılmak istenilen
gerçekleşmeyince, özellikle doğu ve güney doğuda , guya özgürlük peşinde olan bir grup tüm Türkiye’ de
kan akıtmaya başladı. Olaylar birbirini izliyor. İşte bunlardan biri,bir süre
önce , İstanbul’ da askeri servis
arabasının geçişi sırasında patlatılan bomba yürekleri yaktı. Bu hain saldırı
sonunda 6 kişi hayata veda etti.
Bunlardan birisi asker ocağında açılan
kursa katılmak için servis arabasına
binen 17 yaşında olan Buse idi.Baba yaralı olarak hayatta kalmıştı, ama Buse
patlatılan bombaya özel olarak konulan çivilerin bir tanesinin kurbanıydı.
Buse'nin kardeşi Sude henüz 6
yaşındaydı. Ablası Buse'nin al bayrağa sarılı tabutunun arkasından bir süre
koştu. Babasına bakarak ablasına asker selamı da verdi. Daha sonra , tabutun
kendisinden uzaklaştığını ve ablanın artık hayatta olamayacağını anladı.
Gözyaşlarına hakim olamadı.Bağıra bağıra ağlıyordu. Bu hain saldırının bir
diğer masumu , yetim kalanı ise 2 yaşında olan Eylül idi. Jandarma uzman çavuş
Mehmet Çağlar Bölük ' de şehitler arasındaydı ve Eylül' ü ve bir kardelen olan
eşi Elif'i yapayalnız bırakmıştı. Kardelen Elif eşinin tabutu önüne geldi ve 2
yaşında Eylül' le birlikte el sallayarak babaya veda etti. Eylül'cük ne
olduğunu bilmiyordu. Ama ortalıkta kötü
bir havanın estiğinin farkındaydı.Şehit baba Duran Bayram'ın tabutu başında
oturan küçük kız 4 yaşındaki Rana 'ın
görünümü ise adeta taş kalplileri bile ağlatacak görünümdeydi. Bu hain
saldırıyı düzenleyenler acaba rahatça
yaşamlarını sürdürebilecekler mi ? 26 yıl süren bu bazen kan gölüne dönüşen
terör belasından ne bekliyorlar. ? Son istatistiklere göre de 26 yıllık PKK
terörü yüzünden yaşamını yitirenlerin sayısı 42 bini aştı.Yaralı sayısı ise 22 bini buldu.
PKK. harekatını başlatan çocuk ve bebek katili
Abdullah Öcalan yakalandı ve yargıç karşısına çıkarıldı. Ağırlaştırılmış
müebbet ceza aldı ve İmralı adasında hapsedildi.PKK.nın artık uzantıları
olduklarını çekinmeden ifade edenler Öcalan'ın affını istiyorlar. Niyetleri bu
eli kanlı kişiyi TBMM.ye sokmak. Ayrıca ayrı bir Devlet olma isteğinden
şimdilik vazgeçiliyor ama bir eyalet
gibi kendi başlarına hareket etmeyi bekliyorlar. Daha sı var. Anayasanın değişmez maddelerinde
"Kürt" deyimi de yer almalıdır.
Bu arada AKP. hükümeti başta İsrail ve İran olmak
üzere dış konularda yanlış
üzerine yanlış yapmak için adeta yarış halinde.Bu nedenle de etraf yalnızlık
çemberinde. Özetle Türkiye’ mize bir şeyler oluyor. Dileriz buna hurafeler
karışmaz.
|
|
|
KILIÇDAROĞLU'NUN ÇEVRESİ |
|
|
|
Cumartesi, 19 Haziran 2010 |
|
Cumhuriyet
Halk Partisi’nin (CHP) yeni lideri Kemal
Kılıçdaroğlu, bu ülkeyi sevenlerce coşku ve büyük ümitlerle karşılandı. Kılıçdaroğlu'nun
yaptığı Anadolu gezilerinde, ona
koşanların, mitinglere katılanların toplama vatandaş olmadığı, geziye katılan
ve olayları izleyen arkadaşlarımızın ifadeleridir. CHP’nin belli kalıplar içinden çıkarak, bugün dediğim dedik,
çaldığım düdük örneği dilediğini yapan AKP
yönetimine karşı çıkan görüntüsü, görüştüğümüz, konuştuğumuz kişilerin
yüreklerini serinletiyor. Nedeni de Türkiye’nin
son olaylarla değil ekseninden, yörüngesinden çıkmış olması bu ülkeyi sevenleri
üzüyor.
Ancak,
CHP'nin çiçeği burnunda yeni genel
başkanının, bu görünümünü genel seçimlere kadar sürdürmesi gerekiyor. Bu günler
cicim aylarıdır. Kılıçdaroğlu yeni
bir kadro ile işe başladı. Daha ilk günden itibaren İstanbul İl Başkanlığı konusu allanıp pullanıp büyük sorun haline
dönüştürülmek istendi. Bu gelişmeleri nedense Kılıçdaroğlu'nun yeni çevresi umursamadı. Gerçekten konu bir süre
daha önemsenmeseydi, çatlak büyüyecekti. Neyse ki çözüm bulundu, yara pansuman
edildi. Görülecektir ki, bir süre sonra yeni bir çıban başı bulunacak ve
kaşınacaktır.
Bu
bakımdan yeni Genel Başkan Kemal
Kılıçdaroğlu, olayları yakından izleyecek ve anında çıkacak konulara el
koyacak, güvendiği kişilerden oluşan ekip kurmalıdır. Bu ekibin kapısında
bekleyen odacısı ve onu taşıyan şoförlerinden başlayarak ve içte ve dışta yer
alan konuları ve yayınları izleyen danışmanlardan oluşması başarıyı arttıracak
ve önemli-önemsiz konularda sağlıklı ve zamanında kararlar alınmasını
sağlayacaktır. Basit bir gerçek, Kılıçdaroğlu
partinin üst yönetimi olan Merkez
Yürütme Kurulu’nda bizlerin gözlemlediği dış konularda zorlanacaktır. Oysa
bu günlerde Türkiye’nin içinden
çıkmak için uğraş verdiği konu ‘Dış
Dünyamızda’ içine düştüğümüz Arap-Müslüman sarmalıdır.
Unutmayalım
ki bu konu yeni değildir. Ilımlı
Müslüman ülke deyimini bugün ne yaptığı bilmeyen AKP iktidarı söylemedi, getirmedi. Dış güçlerce empoze edilen,
gerçekleşmesi ile birlikte kontrol edileceği düşünülen bu tasarıda, hızını
ayarlayamayan kişilerce ekseninden çıkarıldı. Dileğimiz Kılıçdaroğlu ve ekibinin gittikçe düğümlenen dış dünyaya önem
vererek bu konuda sağlıklı ve net görüşlerini topluma iletmesi olacaktır.
Çünkü
Türkiye Atatürk’ün işaret ettiği
yönü batıya dönük modern ilerleme yolundan sapma bahtsızlığını yaşamamalıdır.
|
|
|
ONE MINUTE'DEN SONRA! |
|
|
|
Cumartesi, 05 Haziran 2010 |
|
Aradan aylar geçti, ‘One Minute'in karşılığı kanla alındı.
Türk bayrağı çekerek 33 ülkeden 561 kişi ile yola çıkan gemi, açık denizde
silahla durduruldu. İnsani Yardım
Vakfı'nın Gazze'deki zor durumda olan kişilere verilecek malzemeler silah
sayıldı.
Gemilerin ne taşıyacağı ve
nereye gideceği aylar öncesi ilan edilmişti. Buna karşın sanki keyif gezisiydi,
bir yaşında çocuğun da bulunduğu kadınlı-erkekli grup yola çıktı. Gazze'deki insancıklar gerçekten zor
durumdaydı. Karadan yapılacak yardım gerçekleşmedi. Deniz yolu denenecekti.
Buna karşın İsrail yetkilileri Hamas'ı bir terör örgütü tanımladıkları
için de yardımların silah olmasından kuşku duyuyorlardı.
İnsani
Yardım Vakfı'nın bulduğu Mavi Marmara adlı geminin kaydı
yurtdışında Comor Adaları’ nda idi.
Ama büyük boyda bir Türk bayrağını sererek yola çıktı.
Türk yetkilileri bu çalışmaya
karşı ne mi yaptı?
Hiç bir şey, galiba
seyrettiler.
Çünkü, devletimizin büyükleri
başka işle meşguldüler, yoktular.
Şöyle ki, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, futbol topunun peşinde
koşabilmek için Kazakistan'dan İsviçre'ye geçmişti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan maaile Güney
Amerika'yı Kristof Kolomb'dan
sonra keşfetmeye çalışıyordu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Mısır'da piramitleri
ziyaret ediyordu. Milli Savunma Bakanı Vecdi
Gönül, Makedonya'yı şereflendiriyordu. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit Japonya'da, Genelkurmay 2. başkanı Orgeneral Aslan Güner ise Kore'de
idiler.
Böylelikle yönetimdeki bu
büyük boşluğu vekil olarak Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç , "Şeyini şey ettiğim" dememek için tüm
konuşmalarını eline verilen kağıttan okuyarak gidermeye çalışıyordu. Yüzlerce
insan Akdeniz'in serin sularına
salıverildi. Bu konuda da usta olan
İsrailliler korumasız, silahsız, sadece yumruklarıyla kendilerini korumaya
çalışan insanları kurşunladılar. Çuval olayından sonra, Türkiye'nin bayrağı bu şekilde ayaklar altına alındı. Hayır için
yola çıkan insanlar,( yerli – yabancı) vahşice can verdiler.
Komşuları ve özellikle bazı
ülkelerle sıfır hata deyimi ile yola çıkan AKP
yönetimi ve özellikle Türk Dışişleri
bu ulusun aşağılanmasının önde geleni olduğu unutmamalıdır. Bu bölgenin
özellikle Ortadoğu'nun jandarmasının
İsrail olduğu böylelikle kanıtlanmıştır.
Yazık değil mi?
|
|
|
KILIÇDAROĞLU SIRAT KÖPRÜSÜNDE Mİ? |
|
|
|
Cumartesi, 29 Mayıs 2010 |
|
Cumhuriyet Halk Partisi’nin olağan genel
kurulunda, her şey yıldırım hızıyla gerçekleşti. Beş gün üçünde Genel Başkan Deniz
Baykal bir komplo sonucu koltuğunu terk etti, istifa etti, yerine son yerel
seçimlerde parlayan Kemal Kılıçdaroğlu geldi.
Geldi mi? Bazı görünmeyen güçlerce getirildi
mi? Şimdi ne söylesek boş... Ancak Kemal Kılıçdaroğlu oylamaya katılan 1189
delegenin tamamının oyunu aldı.. Bu gelişmeler sürerken CHP’nin yıllanmış genel
başkanı Deniz Baykal evinden çıkmadı ve olayları yerinden izledi. Kılıçdaroğlu
bu ani yükselmenin telaş ve şaşkınlığını acaba yaşadı mı? Bu konu hâlâ
tartışılıyor. Çünkü 80 kişilik parti meclisinin saptanmasında söylemler her
geçen artarak sürüyor. Kılıçdaroğlu, önceki kongrede alınan kararın askıya
alınmasına niçin razı geldi? Bu kararın en başında genel sekreterlik makamının
kaldırılması vardı. Ayrıca Parti Meclisi’nin seçiminin de çarşaf liste ile
yapılmasından da vazgeçildi. Eğer ki çarşaf liste ile seçime gidilseydi,
Kılıçdaroğlu değil, onu bu makama gelmesinde destek verenlerin istekleri yerine
gelmeyecek ve de muratlarına ermeyeceklerdi.
Bu kongrede Kılıçdaroğlu değil, iki kişi baş
roldeydiler. Birincisi Genel Sekreter Önder Sav, diğeri de Kılıçdaroğlu
ile Belediye Başkanlığı seçiminde yakınlaşan CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel
Tekin idi. İşte bu iki kişi arasında parti meclisine adam yerleştirmek
çalışmasını elbette delegeler yutmadılar. Ne yazık ki bu iki muhterem parti
büyüğü oylama sonunda sondan bir ve ikinci oldular. Aslında bu oylama bir başka
ülkede gerçekleşse, nal toplayan bu kişiler istifa ederek köşelerine
çekilirlerdi.
Görülüyor ki asıl görünmeyen savaş 20
kişilik Merkez Yürütme Kurulu seçiminde olacağa benzemektedir. CHP’nin yeni
genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu adeta sırat köprüsündedir. Eğer ki partinin
yönetiminde dizginleri elinden kaçırırsa, sonu hüsran olacak ve bir zamanlar “Gandi
Kemal” diye öyküler anlatılacaktır.Türkiye tesadüf de olsa siyasi alanda
tarihi bir fırsatı yakalamıştır. Küçük ve çirkin hesaplarla demokratik alanda,
halkın var olduğu bu gelişime engel olacaklar, mutlaka hayırla
anılmayacaklardır.
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 132 |
|
|
Döviz Kuru(TCMB) |
| USD Alış | 1.5033 YTL | | USD Satış | 1.5106 YTL | | EURO Alış | 1.9179 YTL | | EURO Satış | 1.9272 YTL | |
|
Toplam Ziyaretçi |
|
59686027
|
|
Son 5 İlan |
| = Resimli | |
|