Anasayfa arrow Yazarlar arrow Arif Baş
 
 
cheap software
oem software
cheap viagra
cheap cigarettes
Arif Baş
ÖZLENEN EĞİTİM KURUMLARIMIZ: KÖY ENSTİTÜLERİ: 27 Yazdır E-posta
Pazartesi, 25 Ocak 2010

EMEKLİLİK YILLARIM

 Uçun kuşlar uçun, sılaya doğru ‘diyerek Ankara’dan  Bahadın’a doğru yola çıktım. Çünkü bahçe beni bekliyordu. Şehirden köye dönmeye karar verdim. Bahçemin içine aldığım emekli maaşıyla bir ev yaptırır, yaşamımı burada sürdürürüm diye düşündüm.

Emekli olduğum 1973 yılında  İl Genel Meclisi Üyeliği seçimleri yapılacaktı. CHP listesinin ikinci sırasında aday oldum.  Planlı bir çalışmayla tük köyleri tarayınca CHP’nin 2. üyeyi çıkarması hiç de zor olmadı.  Bu görevim esnasında başta köyüm olmak üzere ilçemin köylerine  devlet hizmetlerinin gelmesi hiç de zor olmadı.

Aradan yıllar geçmiş, 12 Eylül Faşizmi gelmişti.  Mayıs günlerinden birinde sabah  ezanında  siren sesleriyle uyandık.  Ortalık korkunçtu… 100’ün üzerinde komando jandarmanın dipçiği altında çoluk-çocuk ağlaşıyordu.  Birkaç dakika sonra hazır ol durumunda birlik komutanı yüzbaşının karşısında olduk.

Yüzbaşı: ‘Silahlarınızı teslim edeceksiniz. Buraya bir TIR dolusu silah gelmiş. Çarşamba günü bu silahları almaya geleceğim. Eğer vermezseniz hepinizin  babanızın ağzına ….’  şeklinde küfürler sarf ediyordu.

Yapılan işkencelere girmiyorum. Halktan toplanan silahların  sayısı 120 civarındaydı. Halbuki yüzbaşı, bir TIR (!) dolusu yani, en az 2000 silahtan söz ediyordu. Meğer  işkencenin en ağırı Çarşamba günü olacakmış.  Yüzbaşı belirtilen günde yedi cemse dolusu askerle kasabaya girdi.  Sayın yüzbaşı torbalara doldurulmuş silahları az bulunca  önce yanındaki bekçiyi  dövmeye başladı. Küfrün bini bir paraydı.  Belediye Başkanına da şamarla girişmişti.  Sıra hepimize geliyordu. Söz istiyorum, vermiyordu.  Bir süre sonra beni azarlayarak söz verdi. Ben de,’Biz bu işkenceyi hak etmedik.  TIR dolusu silahı almaya gücümüz yetseydi bile  bu yükün ağırlığına bu kasaba köprüleri dayanmazdı. Sizin kulağınızı fena doldurmuşlar! Burası Alevi köyüdür. Alevilik suç değildir.  Hepsi Cumhuriyet Halk Partilidir. Bu da suç değildir. Ben de bu partinin Yozgat İl Genel Meclisi Daimi Üyeliği’ni yaptım.  Okuyan, yazan bir öğretmen emeklisiyim. Basınla ilişkim var!...

Elim kelepçeli gideceğimi sanıyordum. Konuştukça yüzbaşı ilgiyle dinlemeye başladı.  Sonunda mevcut silahlara razı olarak  sessizce Bahadın’dan ayrıldı.

*  *           *

Bahadın, 1968 yılında belediyelik oldu. Belediye başkanlığını hiç düşünmemiştim. Emekli olarak köyde oturmaya başlayınca  bu görevi aklıma düşürenler ve bu konuda ısrar edenler çoğaldı. Bir dönem Bahadın  Belediye Başkanlığı da yaptım.

Bu süre içinde Bahadın’da şu çalışmalar gerçekleştirildi:

* Kasaba içine 7 km. uzunluğunda  cadde ve sokaklar açıldı, spor alanı yapıldı, 8 adet çeşme getirtildi.

*Terkos getirtildi, Düğün Salonu ve  Belediye Hizmet binası yapıldı.

* İtfaiye aracı alındı, Sağlık Ocağı binası yapıldı.

* Otobüs ve  hizmet arabası alındı.

* Sanayi dükkanları ve tuvaletler yaptırıldı.

Listedeki yangın arabası ile ambulansı, yurtdışın a gittiğimde  orada bulunan  işçi kardeşlerimin yardımıyla sağladım.

Şu anda   içinde onlarca eşyanın bulunduğu  İç Anadolu’ nun en önemli  Açık Hava Müzesini de bulunduran bahçemde emekliliğin tadını çıkarmaya çalışıyor,  yaşlılığımı ve yalnızlığımı unutturmaya çalışan  bu bahçemde beni ziyaret etme nezaketini gösteren dostlara hizmet etmekten büyük   bir zevk ve  duyuyorum.

BİTTİ

 

 
ÖZLENEN EĞİTİM KURUMLARIMIZ: KÖY ENSTİTÜLERİ-26 Yazdır E-posta
Cuma, 15 Ocak 2010

ANKARA NAZİFE HATUN İLKOKULU

Önder Mahallesi’nde olan  Nazife Hatun İlkokulu, üçlü öğrenim yapıyordu, sınıf mevcutları da 50-60’dan aşağı değildi. Mesleğimin en rahat günlerini bu okulumda yaşamaya başladım: Ne derste yoruluyor, ne de çevreden gelen açmazlarım var. Tıpkı,’Azıcık aş, ağrısız baş’ örneği. 1961 Anayasası da rahat ve daha özgür bir hava almamızı sağlıyordu. Buna rağmen ana ve babalar yine endişeliydi:  Çocuklarının başına her an bir şeyler gelmesinden korkuyorlardı. Yaşlarının en hareketli dönemini yaşayan gençler ya solcu, ya da sağcı oluyorlardı.

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar’ın Adapazarı mitingindeki konuşmasında söz ettiği  ‘Güler yüzlü sosyalizm’ ilgimi çekmişti. TÖS  (Türkiye Öğretmenler Sendikası) üyesiydim.  Köprülü Düğün Salonu’nda yapılan genel kurul toplantısına iki ayrı listeyle girmiştik. Elbet kazanamayacağımızı biliyorduk.  Karşımızdakiler de boş durmuyordu. Toplantıda arkadaşımız M.Ali Büklü’ye söz verilmeyince ortalık bir anda karıştı.  Bu hengamede kürsüye çıkıp,  konuşma sıramızı kabul ettirebilmiştim.  Artık TÖS bünyesinde kalamazdık. Kenan Keleş Başkanlığında kurulan  Türkiye Öğretmenler Derneği Milli Federasyonu’na , ben de  Genel Sekreter olmuştum. Ankara dışında şubeler açmaya başlamıştık. Sayımız 35’lere çıktığında 12 Mart Faşizmi tüm bu tür etkinliklerin  dibine darı ekmişti. Bomboştum. Yani kendimi bir boşlukta hissediyordum. Acaba bir şeyler yazsam olur muydu? Nitekim oldu:  18. Yüz yılda köyümde yaşamış Aşık İbrahim’le ilgili belgeler dosyamda hazır bekliyordu. Ben de  Aşık İbrahim’ in torunlarındandım. Bu şiirlerin kalıcı olabilmesi için  mutlaka kitaplaşması gerekiyordu. Daha önce de Kısır ve Banttaki Ses adlı iki öykü kitabım yayınlanmıştı. Bu arada   Uygulama Bahçesi’ adlı bir öyküm  Yaba Dergisi’ nin açtığı  Halk Ödülü Yarışması’nda ikinci olurken, ‘Akşamlama’ adlı öyküm de  Hacıbektaş Kültür ve Turizm Derneği’nin açtığı yarışmada da ‘Mansiyon’a layık görülmüştü.

Sıcak bir gündü.   Ne içindir bilmiyorum bir ara kendimi Ulus Meydanı’nda kalabalığın içinde buldum.  Karşıdan  Hakim Senih Bey’i gördüm. Tokalaştık. Kendisine kırgın olmadığımı  davranışımdan anlamıştı. ‘Soğuk bir şey içelim mi?’ şeklindeki teklifime olumlu yanıt verince  Akman’ a oturduk. Ayranlarımı içerken  Kendisine,’Siz emekli olmuşsunuz. Ben de yakında olacağım. Olan oldu. Geriye bakmanın bir anlamı da kalmadı ama, ben o  kadar cezayı hak etmiş miydim?’ diye sormak durumunda kaldım. Geçmişi anımsatmanın hiç de doğru bir davranış olmayacağını bildiğim halde  kendimi alamadım. O’nun,   üzgün bir tavırla,’Çok tırnağıma bastılar’ şeklindeki yanıtı,  benim de işin başından beri aklıma gelenleri tekrarlamış oldu.

 
ÖZLENEN EĞİTİM KURUMLARIMIZ:KÖY ENSTİTÜLERİ-25 Yazdır E-posta
Cumartesi, 09 Ocak 2010

Vali değişti, dört yıl sonra da olsa yolumuz asfaltlanmış, sıra yaptırılacak yeni okul binasına gelmişti.Okul Yaptırma Derneği Başkanıydım. Okulumuzu, su basman seviyesine kadar bizim yapmamız gerekiyordu.  Kıza bir süre içinde halkı bu konuda seferber etmeyi başarmıştık.  Herkes evindeki araç ile kum ve çakıl getirmeye başlamıştı.Sonunda bu arzumuzu başarmıştık.

*  *           *

1965 genel seçimlerinde köylüm, meslektaşım ve  arkadaşım   Yusuf Ziya Bahadınlı  Türkiye İşçi Partisi (TİP)’nden Yozgat Milletvekili adayı olmuştu. O yılki seçimlerde Milli Bakiye (Ulusal artık) sistemi uygulanıyordu.  Kampanyasını, benim evde konuk olarak yürütüyordu.  Bu kampanya yaklaşık bir buçuk ay sürdü.   Günün koşullarında rahat dolaşamıyor, her yerde kalamıyordu.  Hatta Yozgat’ta bazı kişilerin evlerine Molotof Kokteyli atıldığını da duymuştuk.   Ben de hane halkına, ‘Dışarıdan atılan bir şey duyduğunuzda, hemen odanızı değiştirin’ şeklinde uyarıda bulunmuştum. Çünkü İşçi Partisi’ni çoğu çevre adeta bir öcü gibi görüyordu.  Ben de, komünisti evinde barındıran , komünistle köyleri gezen ‘kıdemli komünist’ gibi bir yere yükseltilmiştim!  O günler, her türlü olaya gebe görünüyordu.  Yusuf Ziya ile bazı köylere gece gitmek durumunda kalıyorduk. Sonunda korktuğumuz başımıza geldi:  İşçi Partisi kampanyasına katıldığımı Yozgat’ta yayınlanan yerel Hakikat Gazetesi haber yapınca, ihtar cezası almıştım.  Bu yazıyı, Pazarören Köy Enstitüsü diplomam ve mesleki takdirnamemin  üzerine iğneledim.

Sonunda Türkiye İşçi Partisi, bizim Yusuf Ziya Bahadınlı da olmak üzere  TBMM’nde grup kuracak sayıda milletvekili çıkarabilmişti. SOL sözcüğü bir hayli yaygınlaşmış, şimşekleri üstüne çekmeye başlamıştı. Kişinin giyinişle birlikte tıraş şekli bile bazı çevreleri rahatsız ediyordu.

Yine o yıllar Yozgat’ta okul yöneticisiyim. Öğretmen arkadaşımın biri beş vakit namaz erbabı. Allah kabul etsin. Etsin de her sabah görevini aksatıyor, yani geç geliyor. Sebebini sorduğumda, ‘Sabah namazından sonra  bağrım dalıyor, uyanamıyorum’ yanıtını alıyorum.

Ramazan içindeydik. Bir öğle sonrası öğretmen ve öğrenciler odama  girerek, birinci sınıfta bir çocuğun öldüğünü söylediler. Küçük bir kız çocuğu yerde yatıyordu.   Açlığa dayanamayan yavru kız, sınıf ortasında yığılıp kalmıştı. Ayıkınca kendisine,’Oruç musun kızım?’sorusunu yöneltince başını salladı.

Aynı gün öğretmen arkadaşlarımla kısa bir toplantı yaptım. Öğretmenlerime,’Arkadaşlar , ben öğrencileri toplayıp da orucun kendilerine farz olmadığını söylesem, doğum yerim bana suç(!) olur.  Bunu sizler yapın. Çocukların dikkatleri dağılıyor. Buyurun,  dışarıda ve bu konuda kim konuşmak ister?’ diye sorduğumda hiç biri bu işi üzerine alamadı.

Yozgat’ta yedi yıl kaldım. Çocuklarım üniversite çağına gelmişti. Bana Ankara yolu gözüktü.

(Sürecek)

 

 
ÖZLENEN EĞİTİM KURUMLARIMIZ: KÖY ENSTİTÜLERİ-24 Yazdır E-posta
Cumartesi, 02 Ocak 2010

1965 seçim propagandaları başlamıştı.  bu günlerde Milletvekilimiz A.C.S. Yozgat Öğretmenler  Lokali’ne gelmişti.  Aynı masadaydık. Benim mahkemelik olduğumu duymuş ki bana,’Arif, bizim İ. Hoca  seni mahkemeye vermiş öyle mi?’ sordu,’Evet’ dedim.

Bana:

‘Dur öyleyse. O benim aleyhimde çalışıyormuş. Mahkemen hangi hakimde? diye sordu.

Ben de: ‘Hakim Senih Bey’de’ yanıtını verdim.

Ertesi gün milletvekilimizi Hakim Senih Bey’le gezerken;  birkaç gün sonra da  partisine ilgi duyduğum  bu sayın milletvekilini,( buluştular mı, rastlantı mı hala bilemiyorum)  Saat Kulesi dibinde   mahkemelik olduğum kişiyle kol kola gördüm.

Mahkeme bana üç ay hapislik, 800 lira da para cezası verdi.

Tüm bu olumsuzluklardan  sonra  aklıma  vaktiyle Amerika’da yapılan bir özlü söz yarışmasında birincilik alan,’İnsanlar Tanrı’nın yarattığı gülün dikeninden  şikayet edeceklerine, dikenler arasında gül yaratıldığına şükretmelidir’ sözü geldi. Bu düşünceyi benimseyerek köydeki evimin önünü  örnek bir bahçe olarak düzenlemeyi kafama koydum. Bir yıl sonra da düzenleme çalışmalarını tamamlamış,  içinde bulunanların büyümesini beklemeye başladım. Her tatili köyümde, bu güzel bahçemde geçirmeye başladım.  Birkaç yıl sonra bahçemi çiçek ve meyve ağaçları süslemişti. Bunun mutluluğunu ancak ve ancak yaşayanlar bilir!

Köyümüzün kalkınması için bazı adımların atılması da gerekiyordu. İsmail Altan öğretmenle ben bu işin önderleri arasındaydık.  Halk da bize destek oluyor, maddi yardımdan kaçınmıyordu.  Köyün belediye olması, köye Tarım Kredi Kooperatifi’nin getirilmesi,  yolların asfaltlanması gibi b.ir sürü iş bizi bekliyordu. Onun için ilk kez  Vali bey’le bazı daire müdürlerini köye davet ettik. karşılama ve ağırlama görkemli olmuştu.  Hatta Vali Bey, hanımını getirmediğine pişman olduğunu bile söylemişti…

Bir süre sonra heyet halinde Vali Beyi’i ziyaret ettik.  dileklerimizi aktardık. Vali Bey çok mutlu oldu ve ‘Bahadın her türlü hizmete layıktır’ anlamında sözler söyleyince bizler de mutluluktan adeta uçuyorduk.  Köy yolunun önümüzdeki yıl  asfaltlanması sözünü almıştık.

Artık belediyelik bir kasabaydık. Yeni yıl geldi, hiçbir hareket yok. Valiliğe ve ilgili daire müdürlüklerine varıyoruz, ‘Gelecek yıl’ şeklinde yanıtlar alıyorduk. Yozgat’ta olduğum yedi yıl süresinde yerel Bozok Gazetesi’nde  her hafta ‘Pattasatta’ adlı köşede yazılar yazardım.  Yol işini bu köşede de bir-iki kez gündeme getirmiştim.  Tekrar Vali’yi ziyaret ettik, ama eski ilgiyi bir türlü bulamıyorduk.  Bir gün Belediye Başkanı da olmak üzere bir heyet halinde  yine aynı Valinin huzurundaydık.  Bu sefer ben kısa  cümlelerle,’Sayın Valim bizim  yolun  yapılmama sebebini ben anladım’ dedim o da,’Neymiş’ demesini bekledim. Alamayınca,’Bizim suçumuz Bahadınlı olmaktır’ dedim.  Vali  Beyi’in suratı asılmıştı. Beni şöyle bir süzdükten sonra,’Olmaz öyle şey’ demişse de kabullenmiş bir tavır da sergilememişti.

(Sürecek)

 
ÖZLENEN EĞİTİM KURUMLARIMIZ: KÖY ENSTİTÜLERİ-23 Yazdır E-posta
Cuma, 25 Aralık 2009

Naklimi  Yozgat’a yaptırmak istiyordum. Boş kadro olmadığından atandığım Yerköy’de iki yıl görev yaptım.Bu ilçemiz insanının okul ve eğitime ilgisini, yardımını hala takdirle anımsıyorum.

Yerköy’den Yozgat Hürriyet İlkokulu Müdürlüğü’ ne atandım. Göreve başladığım gün bana yalnız üç öğretmen ‘Hoş geldiniz’ dedi. Meğer gelmeyenlerin çoğunluğu okul müdürlüğü için  başvurmuş, o da olmayınca,  tepkiler buradan geliyor’ diye algıladım.

Bu okulumuzda Okul-Aile Birliği toplantılarına  veliler gerekli ve yeterli ilgiyi göstermiyorlardı. Bu tür toplantılarda velilerden sürekli para istenirmiş, ilgisizlik de bu sebepten  kaynaklanıyormuş.  Bunu bildiğim için  velilere gönderilen davetiyelerde para istenmeyeceğini  özellikle belirttim. Kısa bir süre sonra öğretmen arkadaşlarımla da uyum içinde çalışmaya başladım.

*  *           *

Köy  ve  Köy Enstitüsü  kökenli  öğretmenler Yozgat’ta çoğalmaya başlamıştık. Milli Eğitim Müdürümüz de Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlıydı. Bu durum çoğu kişinin hiç de hoşuna gitmiyordu. Bunun dışında ilericilik-gericilik rüzgarları da  hızını  artırmaya başlamıştı. Ev ve işyerlerine Molotof Kokteyli atılmaya, ensesi ve saçı uzun olanlar da Komünistlikle suçlanmaya  başlanmıştı.

1950’li yıllarda  bir süre Pazarören Köy Enstitüsü Müdürlüğü de yapan Bedrettin Aloğan   İlköğretim  Genel Müdürü   olarak   Yozgat’a geldiğinde , ilkokulların hepsini görmek istediğini söylemiş. Alogan okulumu ziyaretinde  sözü Köy Enstitülerine getirerek bana,’Sen, Köy Enstitülerini seviyor musun? Seviyorsan  nesini, niye seviyorsun? ’ diye bir soru yöneltti.Ben de,’Önce bana okuma olanağı sağladı. Köy Enstitüleri olmasa ben bugün karşınızda olmazdım.  İlkokulumu da, Köy Enstitülerini de seviyorum’ dedim.

Genel Müdür benden umduğu yanıtı alamamıştı ama verdiğim cevap, Milli Eğitim Müdürümüzü  memnun etmişti. Durumu,  gözlerindeki gülümsemeden anlamıştım.

Tam bu günlerde  bir salonda şu an ne maksatla olduğunu  hatırlamadığım bir toplantı yapılmıştı. Bu toplantıda konuşan  Yozgat Öğretmen Okulu Müdür Yardımcısı Macit Hoca lafı Köy Enstitülerine getirerek,’…Köy Enstitülerinin kapatılması gerekiyordu, kapandı.  Çünkü bu kurumlar,devletimizin, halkımızın istemediği  okullardı. Oradan yetişenlerin çoğunluğu çarpık fikirleriyle  milliyetçilik duygularını  zayıflatıyorlardı… ‘mealinde konuşunca bir başka gün aynı konuyu görüşmek üzere  Yozgat Öğretmen Okulu’na gittim. Macit Hoca okulda yokmuş, görüşmem mümkün olmadığı için sözlerine yanıt verme olanağı da bulamadım. Buna hala üzülürüm. Adamdaki kafa yapısı bu. Değiştirmek ne mümkün?

(Sürecek)

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 37
Köylerimiz
BogazCumafakili 3
BogazCumafakili 3
Alisar
Alisar
Akocak
Akocak
Döviz Kuru(TCMB)
USD Alış1.5033 YTL
USD Satış1.5106 YTL
EURO Alış1.9179 YTL
EURO Satış1.9272 YTL
Foruma Son Eklenenler
Toplam Ziyaretçi
59267389
Son 5 İlan


 
= Resimli
 
 
 
cheap software downloads
Adobe photoshop oem softwarebuy adobe photoshopcheap oem store
cheap software
adobe,corel,microsoftcheap cigarettes
oem software