|
|
Yekta Güngör Özden
|
Saçmalıyorlar |
|
|
|
Cumartesi, 26 Haziran 2010 |
|
Son zamanlarda televizyon kanallarında eskiyen yüzlerin sav ve
savunmalarını duydukça insan tanıdığına pişman oluyor. Önceleri neler
yaptıkları, neler önerip istedikleri bilinen kimilerinin abuk sabuk
konuşmaları çıkar, ün ve san için düşülen küçüklüklerin çirkinliğiyle
tiksindiriyor. Kimlikleri ve kişilikleri ile yönleri ve yanlan belirgin kimi
yazarlarını iktidara yaranmak için yazdıktan saçmalıklara kimi bilimsel san
taşıyanların saçma sapan konuşmaları eklendi. Hukukçu olmayanları kendi alanları
dışına çıkmakla eleştirip bu nedenle biraz hoş görebilirsiniz ama hukukçuluk
taslayanları, hukukçu olduğu sanılardan bağışlayamazsınız. İktidarı, "Anayasa'yı
ihlal suçu"na kışkırtıyorlar. Hukuk diplomasını şöyle ya da böyle
alanlardan kendini "hukukçu-hukuk uzmanı" sananların "yave"
denilen alıp tutmaları, safsataları tehlikeli boyutlara uzadı. Derslerde
öğrencilerin, toplantılarda ve yollarda yurttaşların sorulan yaratılan hukuk
karmaşasının ağırlığını ortaya koyuyor. Anayasa hukukunun bırakınız inceliklerini,
ilk bakışta herkesin birleşeceği ilkelerini bilmeyenlerin "Anayasa
Mahkemesi kararlarını yasamanın ve yürütmenin yok sayması"
görüşlerine zaman ayırması, bunun tartışmaları bile gereksizdir. Anayasanın
Başlangıç'ını, 2, 4, 6. 9, 11, 138 ve 153. maddelerini, Anayasa Mahkemesi
kararlarıyla hukukun evrensel-genel ilkelerini bilmemek, gözardı etmek,
aymazlık ve bağnazlık ötesi bir hukukdışılık ve usdışılıktır. Anayasa
yargısında uygunluk denetiminin Anayasa değişikliklerindeki özelliklerinin bilincinde
olmadan, "biçim" ve "biçim yönünden inceleme"
gerekleriyle koşullarını bilmeden yazıp çizenlerle, konuşup tartışanların
bilgisizliği, yetersizliği, amaçlı davranıştan ilkellik yansıtmaktadır. Hele
kimi üniversite öğretim üyelerinin kimi ürküten, kimi güldüren, kimi şaşırtan
açıklamaları. Sussalar daha iyi. Başbakan'ın konuşmaları da böyle. Yargıya
yönelik sözleri, en kötü örneklerden biri. Bir Başbakana yakıştırılması
olanaksız yaklaşımlar.
•••
Bildiklerini okumaktan, yalnız kendileri gibi düşünenleri
dinlemekten başka şey yapmayanların okuduklarını anlama-lan beklenemez. Kaç kez
anlatmaya çalıştık: Onursal yaşam andı olan Anayasa, tüm ulusun egemenlik
hakkı, ulusa ilişkin egemenlik hakkını yargılama alanında kullanan bağımsız
mahkemeler anayasaya uygunluk denetimiyle yetkili ve görevli Anayasa
Mahkemesi, birbirinin astı ve üstü olmayan devletin erkleri. Anayasa
Mahkemesi'nin siyasal, hukuksal, toplumsal alanlardaki yararıyla devlet
yaşamındaki yeri ve önemi, tüm söylemlerin ve söylentilerin üstündedir. Mahkemeyi
baskı altında tutup kendi işlerine gelen karan çıkartmaya çalışarak üyelerin
kişiliklerine yönelik terbiye dışı yazılarıyla, konuşmalarıyla saldırıya
geçenlerin iğrençliği herkesi uyarmalıdır. Anayasa Mahkemesi üyeleri bu tür
aykırılıklara yakın duracak kimseler olamaz. Ancak, bir raportörün mahkemeyle
ilişkisinin kesilmesini gerektiren tutum ve davranışlarına karşı sürdürüldüğü
izlenen anlamsız hoşgörünün mahkemenin onuru ve saygınlığıyla bağdaşmadığı
açıktır. •••
Böyle olumsuzluklardan biri de, Başbakan Yardımcılarından
konuştuğu sanılan birinin "Türk Silahlı Kuvvetleri artık CHP'nin arka
bahçesi değildir" sözüne Türk Silahlı Kuvvetlerinden yaraşır olduğu
yanıtın verilmemesi, herkese güven veren, söylentilerin karşılayıp kuşkulan
gideren açıklamanın yapılmamasıdır. Kimileri de tartışılmaz konuların
tartışılmasını istiyor. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin dokuz yargıç hakkında
verdiği karara yönelik siyasal amaçlı eleştiriler de böyledir. Yüksek yargıyı
"darbe kültürüyle yoğrulmuş gösteren" eski darbe yanlılarının
bırakınız bir gazeteciye, bir yurttaşa yakışmayacak eleştirilerindeki
değerlendirmeler, saptırmalar, yalanlar, yakıştırmalar kullandığı"... ucube,
ayaklanma, ayrıcalıktan vazgeçmeme, birinci sınıf demokrasiyle birinci sınıf
hukuk devletinden korkma, engelleme, istikrarsızlaştırma..."
suçlamaları kimlerin hangi nedenlerle ne durumlara düştüklerinin ibretlik
örnekleridir.
Hukuksuz kalmak, ekmeksiz ve susuz kalmaktan kötüdür. Onursuz
kalmanın ölmekten kötü olduğu gibi. Oyunları bozulanlarla oyuncuları telaşa
düştüklerinden yüksek yargıyı suçlayan aptalca, ahmakça ve düşmanca saldırılara
giriştiler. Karıştırıcılarla bozguncular boş durmuyor. Şamatacı medya bunları
ekranlara çıkarıyor. Ayrılması, atılması gerekenler "koşullu istifa"
cakası satıyor. Hukukçu olmak kolay değil. Hukuk terörüne neden olanlar hukukçu
olamaz.
|
|
|
Neyiz |
|
|
|
Cumartesi, 19 Haziran 2010 |
|
Atatürk
armağanı ve emaneti güzel yurdumuzun her köşesinde yaşanan güçlükleri,
yoksunluktan, katlanılmaz koşullan, bunaltıcı ortamı yansıtan kötü
girişimleri, kalkışmaları, başkaldırma denemelerini okuyor, görüyor, duyuyoruz.
Sanıyorum, sapmalar, saplantılar, sapkınlıklarla yayılan ilkesizlikler,
tutarsızlıklar, düşkünlükler, çıkarcılıklar, karşıtlıklar, dönekliklerle koşut
partizanlık, kadrolaşma, yolsuzluk, adaletsizlik, hukuksuzluk, hatta
terbiyesizlik kınanacak çizgiyi çoktan aştı. Aldırışsızlık, umursamazlık,
ilgisizlik ve kanıksama, toplumsal yapıdaki sarsıntının kanıtlan olarak, her
gün yeni olumsuzluklarla yaşam gücümüzü etkilemektedir. Her gün şehit
veriyoruz. Atatürk unutturuluyor.
Habur,
Silivri, Erzurum yöntem ve uygula-malan tartışılırken hukuksal ölçüler
aşılarak, kimi bahaneler ve savsaklamalarla yargı içinde karşıtlıkların güç
gösterisi biçimindeki işlem trafiği ortaya çıktı. Yargıtay kararlarına uymayan
mahkemelerden, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nu çalıştırmayan Adalet
Bakanlığından, Anayasa Mahkemesi'ni etkilemekten öte baskı altında tutarak
tehdit eden iktidar kesiminden söz edilmektedir. Bilinen iktidar medyası
yanında Anayasa Mahkemesi'nin olası kararına karşı seçim önererek yandaşlığa
soyunan yazarlar türedi.
•••
Gazze
ve İran yandaşlığıyla başlayan dış açılımı gündem değişikliği için kullanan
iktidar kesimi asıl, ivedilikle çözüm bekleyen sorunla-n unutturmaya çalışıyor.
Bir yandan da adamları yargıya yönelik saldırılarını çekinmeden sürdürüyor.
Rektörler, komutanlar, yazarlar, siyasal parti genel başkadan, gazeteciler
yanında sendikacılar, öğrenciler, avukatlar, yurttaşlar tutuklanarak cezaevinde
karanlığa atlıyor. Yargıçlar, savcılar, mahkeme başkan-lan, önceki Bakanlar ve
Genelkurmay'ın dinlendiğine ilişkin haberler yayımlanıyor. Dinlenen Mahkeme
Başkanının tepkisi ve "Kurtlar içimizde" yakınması ibret ve dehşet
konusu durumun boyutlarını açıklıyor.
Sorunun
en önemli yanı bu alçatılmaya ve aşağılanmaya (zillete) nasıl katlandığımızdır.
Devlete saygı, hukuka bağlılık, yargıya güven, kolluk güçlerine kolaylık, doğru
ve gerekli. Ancak olumsuzluklara, aykırılıklara, hukuk dışılıklara,
çirkinliklere tepkisizlik niye? Burun kanatmadan cam kırmadan, yakmadan,
yıkmadan, yaralamadan, öldürmeden hiçbir kimseye ve nesneye zarar vermeden
uygar biçimde demokratik tepkiyle karşı çıkmak yok mu, olmaz mı? Yaşam güçlüğü
açık. Vergiyi öde, askere git en uzak köşelerde görevini yap, kurallara uy,
tamam da güdülürcesine uysallık, uyduluk ve uşaklık değil mi? Hak-hukuk yoluyla
sonuç alamayanlar haksızlık, hukuksuzlukla egemen olmaya çalışıyor. 1970lerde
başkaldıran gericilik için "Bir şey olmaz" diyenlerin umursamazlığının
getirdiği sonuçlar ortada. Başımızı yastığa rahat koyabilmek için, ekmeğin,
suyun boğazımızdan geçebilmesi için yurttaş olarak duyarlığımız, ilgimiz
gerekir. Memurların güvencesi de kaldırılıyor. Terör, ayaklanmalar, saldırılar
sürüyor. Susuyoruz.
İnsan
değil miyiz?
Aklanız,
inancımız, onurumuz yok mu?
Vicdanımız
sızlamıyor mu?
Dilimizi
mi yuttuk?
Kürsüler
mi yandı?
Kalemler
mi kırıldı?
Kanımız
mı dondu?
Kişiliksiz
miyiz?
Uyutulduk
mu, uyuyor muyuz?
Delirdik
mi?
Sürü
müyüz? Ot muyuz?
Öldük
mü?
|
|
|
KIŞKIRTMA |
|
|
|
Cumartesi, 12 Haziran 2010 |
|
Kendilerinin bir beceri ve basan yeteneği olmayanlardan kimileri,
başkalarını destekler görünüp kışkırtarak özledikleri sonucu almaya çalışır.
Bu tür kişiler genelde ve çoğunlukla içe dönük, korkak, toplumsal ortamlardan
kaçınıp uzaktan yön vermeye çalışan kurnaz tiplerdir. Eleştiriyi ustalık ve
akıllılık sayarlar, bir iş yapmaya geldiğinde umulmadık özürler ve bahanelerle
kaçarlar. Dilleri beş metredir ama beş paralık katkılan yoktur. Kimsenin
elinden tutmaz, yanına kimseyi yaklaştırmaz ama konuşup yazarak kimseden geri
kalmazlar. Son zamanlarda bunlara sık rastlanmaktadır. Özellikle siyasal
alanlarda boy gösterirler. Çabalan engellemekte birebirdirler. Kendi dediklerinin
olması için her yola başvururlar, her oyunda rol alabilirler ama ciddi işlerde
yoklardır. Kişilikli siyasetçilerin özlendiği bir zamanda kişiliksizlerin öne
çıkması düş kıncıdır. Kullanılan, kendini kullandıran, aldatan, sırtını dönen,
vefasız ve nankörler yanında özverili, özenli, öngörülü, çalışkan ve yürekli
siyaset adamlarının varlığı geleceğin güvencesidir. Zamanında uyanıp öneren,
zamanında karşı çıkıp ayrılanların yerine sık sık yan değiştirip yerlerini
koruyanlar çıkıyor.
* * *
Siyasal önderlere yol göstererek desteklediği görünümü veren
kışkırtıcılar türedi. Gerici yayın organlarındaki ümmetçi bağnazların amaçlı
hezeyanları bir yana kimi ilerici sanılanların "sıkmabaşı çözme" önerileri şaşırtıyor. İnanç sömürüsü
yaparak, geleneksel ve olağan başörtüsünü kötüye kullanarak, gerçek dışı
nedenlere dayanarak kadın özgürlüklerini daraltan, geriye götüren, siyasal
bir simge olarak kullanılan sıkmabaşın serbest bırakılmasını istemenin
anlamsızlığı ve sakıncaları açıktır. Giderek artan gericiliği şiddetlendirecek,
hatta azdıracak, güç ve gövde gösterilerinin yeni açılımı olacaktır. Her yere,
her kata ve her yaşa yayacaklar, gerilimi ve kutuplaşmayı büyüteceklerdir.
Avrupa ülkelerinin önlemlerini ve kararlarını gözardı ederek, hukuku
dışlayarak sonuç alma oyunlarıyla günümüz iktidarının ekmeğine yağ-bal
sürecekler.
Ödün ödünü getirir, bozukluklar birbirini
kovalar, aymazlık birbirine eklenir. Sağduyu, siyasete egemen olmadıkça
kazanılmaz, yitirilir. Medyanın "gaza
getirme’siyle ilkelerden ödün vermek sağladığından çok, oy götürür. Devrimler,
yürekli devrimcilerle sürer ve başarılır. Söylemle değil, eylemle. Halkın
gerçek sorunları, beklentileri gözetilip yerine getirilerek. Yalnız
hukuksuzluğu giderip yargıyı adına ve onuruna uygun durumda yaşatmak her şeye
bedeldir.
* * *
İskenderun'da denizci erlerimize saldın
büyük bir kışkırtmadır. Güneydoğuda korucuların kaçınılması da. İktidar her tür
oyuna, bahaneye, provokasyona açık kışkırtmalara girişerek tabanında dağılmayı
önlemeyi, birlikteliklerini sağlamayı, yandaşlarına moral ve güç vermeyi
düşünerek Gazze yolcularına destek vermişse yanlış yapmıştır. İnsanlık dışı
davranışlarla insancıl yardımları engelleyen İsrail'in yaptıkları
bağışlanamaz. Dinci gösteriler ve tepkilerle kınama ağırlığı bir yana devlet
olarak ağırlık konulup gerekli önlemler ve Türkiye'ye yaraşır sonuçlar
alınmalıdır. Kışkırtmalara kapılıp sakıncalı olaylardan kaçınılması en yararlı
tutumdur. Atatürk'ü unutan dincilerin tekbirli çığlıkları herkesi uyarmalıdır.
|
|
|
GELEN AĞAM, GİDEN PAŞAM |
|
|
|
Cumartesi, 05 Haziran 2010 |
|
Ne ilkellik gözetiliyor ne
de kurumsallaşma.kişilere yaklaşıp yaranma ile her şeyi onlardan bekleme ve
isteme alışkanlığı sürüyor. Yakınlık-uzaklık ilişkilerine göre değerlendirme
yapılıp gerçeklerden uzaklaşılıyor.alkışlar, övgüler insanı kendine bile başka gösteren
yaklaşımlar. Dün omuzlara alınanları bugün atarak, hatta çiğneyerek yeni
gelenlere nerdeyse tapınma türü, abartılı, amaçlı destek. Uygar ve demokratik
davranışların yerini Osmanlı
döneminin ‘Padişahım çok yaşa!..’
alkışlarıyla dalkavukluk
öykülerini anımsatan tutumlar aldı. Siyasal niteliğin değerlerine aykırı
kutuplaşma , ayrımcılık,soy ve inanç söylemleri spor takımlarını tutma katılığına
dönüştü.
Yenileşme, gençleşme, iyiye doğru açılım,yanlışta direnmeme anlayış,
hoşgörü beğeniyle karşılanacak
yönelişlerdir. Ama kişileri fildişi
kulelere çıkarmak bunun için merdiven basamağı ya da kaldıraç kolu olmak doğru değildir. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’mizle
özdeşleşerek kurumlaşan bir ilkeler
anıtı idi. Herkes Mustafa Kemal
değildir ve olamaz, nüfustaki adı böyle olsa bile. Ne olduysa Atatürk’ün
yolundan ayrılmakla,O’nu anlamamakla, değerini bilmemekle oldu. Gidiş
düzelmez,O’nun bıraktığı ulusal mirası
kötü mirasyediler gibi
kullanırsak nice kötülüklerle karşılaşmamız
kaçınılmazdır.
* * *
İnsanları sözleriyle ölçmekten
çok söylem ve eylem uyumu ve
birlikteliğiyle ölçmek gerekir.
Yaptıklarını, ürünlerini,eserlerini görmeden, işlemlerini izlemeden yargıya
varmak, yanılgıya düşmektir. İvedi davranıyor,alkışlara, kalabalıklara kanıyor,
yazıyor, konuşuyor, sonra pişman oluyorlar. Doğallığı bırakıp gösteriyi ve
görüntüyü seçiyorlar. İngiltere’de hükümet üyeleri otobüsle, hatta bisikletle
göreve gelip giderken bizde son model taşıtlar kullanılıyor, bir toplantı
nedeniyle yollar kapatılıyor.görev değişikliklerinin yalınlığı itilip
gürültülerle tahta çıkarcasına şamata yapılıyor. Yurttaşlara iletilecek
görüşler , verilecek sözler,beklentiler, uyarılar, öneriler bırakılıp toplumsal
barışı bozacak yeni sorunlar yaratılıyor. Başbakan’ın Zonguldak maden şehitleri için ‘kader’ den söz etmesi bunun bir örneğidir. Depremi de ‘İlahi takdir’e bağlamışlardı. Her olumsuzluğu ‘Ergenekon’a bağlamaları gibi.
* * *
12 Eylül’de Anayasa Mahkemesi üyelerinin alkış tutup destek verdiğini,
28 Şubat’çılarla yakın olduklarını
utanmadan söyleyip yazan yalancı yalakalar kendilerini ve yakınlarını unutup
unutturmaya çalışıyor. 27 Mayıs’tan birkaç gün sonra Ankara Radyoevi’nde Ahmet
Yıldız’ın başkanlığında toplanan Türk Ceza Kanunu’nun 481. Maddesi’ni
Değiştirme Komisyonu’nun Abdi
İpekçi‘yle birlikte sözcüsü ve yazmanı idik. Basın ilgililerinin
katıldığı toplantılarda geçen
konuşmaları,, yazılanları anımsayıp bugünleri gözettiğimizde yaklaşım düzenleri ve yöntemleri için ayrı bir söze gerek yok. Değişen bir şey
yok. Ne zaman, nelere ayağa
kalkılacağını , saygı duruşunda bulunulacağını, İstiklal Marşı söyleneceğini
yeterince bilmeyen,teşekkür etmesini, özür dilemesini, kutlamasını ve eleştirme
ile tartışma biçimini unutan insanların varlığında daha çok yakınırız.
Yazının başını oluşturan halksözünü
geçersiz kılacak düzeye
ulaştığımız zaman gerçek uygarlık çizgisini yakalamış oluruz.
ÖZGÜN
SÖZLER:
Akıllı
görünme çabası,aptallığa kılıf aramaktır.
Yekta Güngör ÖZDEN
|
|
|
DEMOKRASİNİN GÖLGESİ |
|
|
|
Cumartesi, 29 Mayıs 2010 |
|
Çelişkiler, aykırılıklar, boşluklar ve bozukluklar birbirine eklenerek toplumsal yapıyı sarsıyor. Düzenler ve
yalanlarla sarmalanan, siyasal yandaşlık ve karşıtlıklarla saklanmaya çalışılan çirkinlikler kişileri umutsuzluğa ve
karamsarlığa sürüklüyor. Bir kısır döngü içinde savrulan kişilikler, onurlar, değerler
yaşamamızın tüm renklerini solduruyor.
Nasıl ve niçin bu durumlara düştüğümüzü sağduyulu yaklaşımlarla saptayıp
çözümler aramamız gerekirken siyasal
kesimin kötü örnek sayılacak tutum ve davranışlarıyla ayrılık ve kutuplaşma giderek artıyor. Ulusal
yaşam için bu tehlikeyi gündemin ön
sırasına alıp önlemler ve çabalarla
önlemek gerekirken siyasal gösterilerle,’laf ebeliği’
niteliğindeki söylemlerle zaman
yitiriliyor, kavgayı kızıştırarak
geliştirilen kötülükleri üzülerek izliyoruz.
* * *
Demokrasinin özü ve dayanağı olan hukuku göz ardı ederek, tüm
olumsuzluklara karşın görevlerini yerine getirmekten başka bir amacı olmayan hukukçuları suçlayarak oy
ve olur almaya çalışan iktidarın hukuksuz gidişine alkış tutan,araç olan sözde hukukçular, sözde
aydınlar türedi. AKP hukuku, RTE
yargısı, iktidar medyası ile Ergenekon,
Balyoz, Islak İmza, Poyrazköy vd. soruşturma ve kovuşturmaların neden olduğu tepkilerle yakınmalar bir yana
itiliyor. Başbakan ‘Üstlerin hukuku
değil, hukukun üstünlüğü’ sözüyle gerçekleri tersine çevirip hukuksal yönden savunulması olanaksız anayasa değişikliğindeki yargıyla ilgili
maddeleri savunmaktadır. Kavrayamadığı açık hukuksal metinler için eline verilen nota, kulağına
fısıldananlara göre açılışlarda sesini
yükseltenlerin yanılgıları ve yanıltmaları demokrasiye değil, diktaya katkıdır.
Başbakanlığı öncesi ’Atatürk, demokrasi,
laiklik’ konularındaki olumsuz
sözleri ve yaklaşımları bilinen RTE’nin son aylarda yargı ve hukuk alanına
ilişkin sözlerindeki sakıncalar zararlı sonuçlarını vermeye başlamıştır. Ülke
en geniş tutukevine dönmüş durumdadır. ‘Masumiyet karinesi’ ile ‘
şüphe sanığın lehinedir’ ilkesi
savsaklanarak, gerekleri gözetilmeyerek yurttaşlar karanlığa atılıp aklanmaları
olasılığına karşın cezalandırılırcasına
işleme bağlı tutulmaktadır. Adalet Bakanı, başkanlığını yürüttüğü
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’yla
zıtlaşma içinde , hukuksuzluk açılışlarını demokrasinin açılımı olarak savunmaktadır.
Yalnız bunlar mı? İktidar kesiminden yükselen seslerden kimi örnekler vererek durumun değerlendirilmesini yurttaşlara
bırakalım. Uygun ve yaraşır buluyorlar mı?
* * *
Başbakan’dan:’Yargı
siyasallaştı,-Ana-yasa Mahkemesi muhalefet mahkemesi oldu. Yüksek Seçim Kurulu
Parlamento üstü olmaya başladı.-Biz Meclis’te çalışırken ana muhalefet
lideri bir yerlerdeydi. –Ekü-menlik
sıfatı beni rahatsız etmez.-Eşine ihanet
edenler mağduriyetten yararlanamaz.-Eline, beline, diline sahip
olmayan…-Pisliğin içinde debeleniyor.’
Yardımcısı Hüseyin Çelik:’Hem
kel, hem fodul.-Pişkin, zavallı, aymaz.-Kem söz sahibinindir’ demekte
sakınca görmemiştir.
Başbakan devlet değil. Erkler birbirinin astı, üstü değil. Son söz yargının ve siyaseti denetimi en
doğal, anayasal görevi. Başbakan kendini Meclis’in yerine koyuyor. Söylenecek
çok söz var. Ama Başbakan bunları söylerken ayrılıkçılar Apo için sloganlar
atıyor, kentlerin göbeğinde iki parmaklı zafer işaretleri yapıyor,’Kürt yaşamı cehenneme çevirecek, Orta
Doğu’da yaşamı kilitleyecek’ ve ‘…Kürt
halkı önünde diz çökeceğiniz günler yakındır’ tehditlerini savuruyor. Apo da ‘…şehirlerdeki serhildanlar* kent
isyanlarına dönüşebilir. Her şehirde büyük katliamlar da gerçekleşebilir’ diyerek buyruğunu veriyor. Şırnak İdil’de jandarma
lojmanlarına roketatarlarla, Hakkari’de
Atatürk anıtına taşla saldırılıyor. Gericilerle Kürtçülerin işbirliği giderek artıyor olmalı.
* * *
Siyasete atılanlar,itilenler konuşmayı çok seviyor. Ne dediğini,
sözün ne anlama geldiğini , nereye gittiğini bilmeden. Başbakan dilini
tutamıyor, dik duramıyor, bağırıp çağırarak, saldırarak etkin ve üstün olmaya
çalışıyor. İddialı konuşmaları ‘kaset’ konusunda her şeyin bilgisi içinde geçtiği
kuşkusunu güçlendiriyor. Ertuğrul Günay’ın
eski partisi için yaptığı konuşmalar
insanı ürpertiyor. Kötü örnekler birbirini kışkırtıyor. Olan demokrasiye
oluyor. Sorunlar sahipsiz kalıyor. Sorumluların sorumsuzluğu demokrasinin ağır
gölgesidir. Komplocuların başarılı(!) oldukları
sorunlarla ortaya çıkmaktadır ama sorumluluktan kurtulmaları olanaksızdır.
Demokrasinin gölgesi en büyük lekedir.
* Serhildan: Başkaldırı
ÖZGÜN SÖZLER:
Özenle
yürüyen özgürlüğe,özürle yürüyen bağımlılığa gider.
Yekta Güngör
ÖZDEN
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 10 - 18 Toplam: 165 |
|
|
Döviz Kuru(TCMB) |
| USD Alış | 1.5033 YTL | | USD Satış | 1.5106 YTL | | EURO Alış | 1.9179 YTL | | EURO Satış | 1.9272 YTL | |
|
Toplam Ziyaretçi |
|
59263278
|
|
Son 5 İlan |
| = Resimli | |
|