|
|
Yekta Güngör Özden
|
YANLIŞ ANLATIMLAR |
|
|
|
Cumartesi, 10 Ocak 2009 |
|
DİL Bayramı’ nın 76.
Yıldönümü nedeniyle gerçekte,’Anlatım bozuklukları’ ya da ‘Yanlış
yazımlar’ başlığı daha uygun
düşerdi. Ancak anlatmak için yazıldığından
sorunun kaynağından başlamayı
daha yararlı buldum. Gazete ve dergilerde yayımlanan yazılardan çoğunda dilbilgisi ve yazım ( imla ) kurallarına
uyulmadığı görülüyor. Türkçe yönünden yanlışlıklar bu yazı sınırları
içinde sayıllmayacak kadar çok. Dilimize özen göstermediğimiz günlük
yaşamımızdaki çarpıklıklarla
kanıtlanıyor. Özellikle tabelalardaki yabancı sözcüklerle anlamsız sözcükler
ve yanlış yazımlar tepki çekecek düzeyde. Öğrencileri yetiştirmek
için açılan dershanelerin çoğu ‘dersane’
olarak tanıtılıyor. Hece düşmesini bilmediklerinden konuştukları gibi
yazıyorlar. Daha neler neler.
* * *
Geçenlerde bir büyük gazetede
(14.08.2008) kumlanılan başlık ‘Olası
İstanbul depreminin 30 yıl içinde
olabileceği açıklandı idi’
Bu açıkça bir yanlış anlatım. Olabilmek
sözcüğü de olasılığı, eski dille ihtimali anlatıyor. Hiç değilse ‘gerçekleşebileceği-yaşanabileceği’ denilebilirdi. Bu tür yanlışlıklar o
kadar batıcı değil. Kimi başlıklarla haberin
içeriği birbirine uymuyor, kiminde başlıkla içerik tümüyle ters ya
da çelişkili . Kimi sözcükler ,
nitelemeler yanlış kullanılıyor. Çirkinlik, argo, yalan haber, gerçekdışı
bilgilendirme, amaçlı karalama ve olduğundan başka gösterme, yansıtma ayrı.
Amaçlı biçimde saptırmalar,
saldırılar kalemi silah gibi kullanmalar, katılık, tutuculuk, siyasal yandaşlık ve çıkarcılıkla köşesini
kullanmak da sakıncalara eklenebilir.
Basın ahlakı yönünden en önemli boşluklar düzeltmeden ve özür dilemekten
kaçınmadır. Duygusallığına yenik düşen yazar ya yönetmen karşı olduğu birisini yok yere,
hiçbir gereği ve nedeni yokken kötülüyor, bu kötü örneğin üzerinde ilgililer hiç durmuyor. Yargı kararıyla
alınan sonucu da meslek dayanışması
nedeniyle kamuoyundan saklıyor,
kaçırıyorlar. Siyasal ve ekonomik bağımlılıkla patron bağlılığı, çıkar düşkünlüğü egemenliği
açık.
* * *
Başkalarının ‘terminolojisini beğenmediğini’ söyleyen
bir yayın yönetmeni gerçekle asla bağdaşmayan nitelemelerle saldırıda
duraksamıyor. Yazıyı, gazeteyi, dergiyi sunma eylemini anlatan ‘yayım’ sözcüğü yerine bu eylemin
sonucunda ortaya çıkan somut ürünü , eseri anlatan ‘ yayın’
ı kullanıyor. Dil uzmanı geçinen bir
yazar da ‘kaldıki’ sözcüğünü
ikiye ayırıp ‘ kaldı ki’
biçiminde yazmakta direniyor. Kimileri de ‘ mefhum’ ‘kavram’ ile ‘mevhum’
(varsayılan- vehmedilen’ u birbiri
yerine kullanıyor. Konuşmalarda ve yazılarda yanlış kullanılan
sözcüklerin çizelgesi bir gazete sayfasını doldurur, aşabilir de.
Konuşmalarıyla ve yazılarıyla toplum önüne çıkanların yeterli bilgiyle
birlikte sözcükler için özeni aranır. Dil
Derneği’ nin bu konuda gösterdiği çabayı ‘dil’ in ve dilinin değeriyle önemini bilen her yurttaş desteklemeli,,
Yanlışlıklar için gereken uyarıları
yapmalı, bunu doğal bir yurttaşlık görevi saymalıdır. Atatürk’ ün dil
konusundaki örnek duyarlığı,, özdeyiş niteliğindeki anlamlı ve güzel sözleri
hepimize ışık tutmalıdır. Unutmayalım ki dilimiz, bağımsızlığımızın ,
ulusal vargılığımızın ve ulusal
yapımızın en anlamlı, en canlı simgesidir.
|
|
|
YALAN |
|
|
|
Cumartesi, 03 Ocak 2009 |
|
YALAN,
yalancının sözüdür. Gerçeklerin saptırılması, olduğundan başka gösterilip anlatılması, olmayanın olmuş gibi
savunulmasıdır. Abartı (mübalağa) çoğu kez yalanın öğelerinden ,
araçlarından biridir. Amacına ulaşmak,isteğini kabul ettirmek için başvurulan bir yöntem ya da yoldur. Gerçeğe
katlanamayanlar, gerçek işlerine gelmeyenler, istedikleri sonucu almak,
karşısındakini inandırmak ya da kandırmak için
kimi zaman yalan söyler. Halk dilinde değişik deyim ve deyişlerle kınanan, atasözleriyle vurgulanan yalan ve yalancılık,
kişisel ve toplumsal hastalıklarımızdan
biri, belki de en yaygınıdır. İlişkiler kurmak, sürdürmek ve
sonlandırmak için değişik yalanlara
başvurulduğunu romanlarda, öykülerde,
fim lerde izlemişizdir. Kaçınılması gerekirken uzak kalınamayan bu hastalık özellikle siyasal kesimde oy toplamak,iktidara gelmek ve
iktidarda kalmak için değişik
biçimlerde yaşanmaktadır.
* * *
Toplumsal ve
kişisel sorunların çözümlenmesinde de
yalana sarılanlar olmaktadır. Gerçekleri halktan saklamak için siyasal ustalık ya da beceri nitelemesiyle sunulan rakamlar, sonuçlar, durumlar, toplumu
yatıştırmak için gündem
değişikliklerinin nedeni, olumsuzluklar
için kimi gerekçeler yalanın konuları arasındadır. Kötülüklerden
kurtulmak, yaşanması istenmeyen sonuçları
önlemek için de ‘Beyaz yalan’ ı önerenler olmuştur. Kimileri de içtikleri and’ a karşın gerçeğin tersini söyleyip savunarak yalancılık yapmaktadır.
Yargı alanında böylesi durumlara sık rastlanmaktadır. Kimi davaların
tanıkları, yanları,ayırtına varılan ancak
yeterli kanıt olmadığı için
yaptırım uygulanamayan yalanlarla
kendilerini kurtarmaya, haklı çıkmaya çalışmışlardır. Aşk yalanları da
en renklileridir. Hepsi kişilik ve ahlak sorununa dayanmaktadır.
* * *
Yalan,
ne olursa ,niçin ve neden olursa olsun sakıncalıdır. Gerçek er-geç ortaya
çıkacak, yalan mutlaka geçersiz kalacak, yalancı yitirecektir. Çıkar güdüsü
kimi duygu boşluklarıyla bozuklukları yalanı gündemde tutmaktadır.
Siyasal kesimde yalanın daniskası her zaman yalancının silahıdır.
Ancak, ulusal ve ilkesel
konularda yalanın yıkıcılığı yadsınamaz. Son günlerde Türkiye’
de ‘İçki içmeye, oruç tutmamaya
zorlanma olduğu’ yalanı
tartışmalarda yer almıştır. Önceleri namaz kılmamaya, Kur’ an
okumamaya zorlama olduğu yalanları da
yayılmak istenmiş, tutmamıştı. Ülkemizde hiçbir onurlu, namuslu,
gerçeklere bağlı yurttaş içki içmeye
ya da oruç tutmamaya zorlama
olduğu savında bulunamaz. Bu yolda bir baskı olduğu da söylenemez. Tersine
durumlar acı örnekleriyle belleklerdedir. Oruç tutmadığı savıyla Van
100.Yıl Üniversitesi Öğrenci Yurdu’ nun üçüncü katından atılıp öldürülen genç, Ankara’ da,
Anafartalar’ da sigara içtiği
için dövülen yurttaş,Keçiören,Or-An olayları , ramazanda onarım
bahanesiyle kapatılan yemekhaneler, Cuma
namazı sırasında eczaneler, ramazanda lokantaların kapalı tutulduğu il ve ilçeler bilinmiyor mu? Yaşlı, hasta, çocuk gözetilmeden giderek yaygınlaşan, iktidar destekli bu uygulama,
asıl baskı değil midir? Baskılar
iktidardan gelmektedir..
* * *
Türkiye’ nin,
Atatürk ve arkadaşları sayesinde inanç özgürlüğü, dinsel görevler ve
insanlık bağlamında kazandıklarını
yadsıyıp yıkarak siyasette kazanacağını sananlar aldanmakta, yalanlarıyla başta
kendilerine, herkese, topluma kötülük etmektedirler. Laiklik, kamusal
düzene özen göstermek koşuluyla herkesin
inancını özgürce yaşadığı,, düşünce ve inanç
bağlamında her tür baskıya karşı
olan demokratik bir anlayış,, düzeyli ve
bilimsel bir dünya görüşüdür. Yalanla birlikte olamaz ve uyuşamaz. Her
şeyi din adı altında yapanlar kışkırtıcı yalanlarıyla dini yalanla sarmalamış, en başta dine
kötülük yapmış olurlar. Aklı, vicdanı, ahlakı ve utanma duygusu olanlar bu tür yalanlardan , tüm yalanlardan
kaçınmalıdır. Namaz kılanlara ilişkin düzmece sormacalarla ( anketlerle) toplum yönlendirilmekte, iktidarın
kötülükleri kapatılmak istenmektedir. Yalan geçerli olamaz ve kimseye
yaramaz. Yalanla sağlananlar elde kalmaz, geçersizdir. Yalanla kurulan
iktidarlar uzun ömürlü olmaz.
|
|
|
SEÇİM MUSLUKLARI |
|
|
|
Cuma, 26 Aralık 2008 |
|
TÜRKİYE ekonomisini bozan nedenlerin başında siyasal yaklaşımlar gelmektedir.
İktidar gücünün siyasal amaçlarla
kullanılması ölçüsünde ekonomi konularında yeterli olduğu kuşkulu kimilerinin
etkin yerlere getirilmesi, partizanlık ve kadrolaşmayla işlerin alabildiğine yozlaştırılması,
kural tanımazlık düşünsel ve dinsel yanlılık ağırlığı, yurttaşların sırtına
yüklemektedir. Memur, işçi , emekli
herkes yakınma içindedir. Çözümlenmesine çalışılan sorunlar konusunda
gerçekçi, içtenlikli, yapıcı bir tutum izlenmemektedir.
* * *
Tersine, halk dalkavukluğunun renkli
söylemleri, yönetimin eli altındaki birimlerin yanlı açıklamaları, uluslar
arası kuruluşların kendi çıkarlarına uygun dayatmaları, bunlara verilen
ödünler, siyasal gücü kullanan çoğunluğun lidere ve çevresine uyumlu
davranışları, kriz dalgasının yaklaşması sakıncaların kaynağıdır. Bilimsel
çabalar yetersiz kaldığı gibi çoğu siyasal yanlılık yansıtan görüşler de
inandırıcı ve güvenilir olmaktan uzaktır, etki yapmamaktadır. Birkaç ekonomist
öğretim üyesinin ve yazarın çabaları da
iktidarı uyarmamaktadır.
* * *
Muhalefetin de görüşü alınarak ilgili
kuruluşlarla toplantılar düzenleyip ulusal bağlamda etkin önlemler yaşama
geçirilecekken tutukluk ve uyuşukluk sayılacak geçiştirici sözler dışında
doyurucu bir çalışma izlenmemektedir. Tersine, 2009 Mart ayında yapılması
öngörülen yerel seçimler nedeniyle musluklar şimdiden açılmıştır. Halkımız
büyük ölçüde düşkün, gereksinim içinde mi ki TRT’nin ‘Müjde!’ diyerek
verdiği iftar çadırları kuruluyor?
Anlamını ve önemini yitiren
çadırlar gerekli-gereksiz her yerde açılıyor. Kimi kentlerde Ramazan
nedeniyle dağıtılan yardımlarda insanı utandıran görüntüler izleniyor. Bu
ölçüde aykırılıklar yaşanırken ekonomik güçlük olmadığını, büyümenin sürdüğünü
söylemek dürüst siyaset gerekleriyle
bağdaşmamaktadır.
* * *
İftar çadırlarıyla başlayan açılım giderek
genişleyerek süreceğe benzemektedir.
Kafalarındaki düzeni gerçekleştirmek amacıyla oy ve iktidar için her şeyle
oynanmakta, bozulmayan bir şey bırakılmamaktadır. Sıkmabaşlıları kapsayacak 640
bin öğrenciye af yasası sıradadır. Yasayla diploma vermeye yönelik ödünler
ağırdır. Dinsel bayramlarda köprülerden
ve otoyollardan parasız geçiş olanağı da
hoşgörünme amaçlıdır. Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’
na bağlı il ve ilçelerdeki vakıflara aktarılan 100 milyon YTL’lik kaynak, toplam
250 milyon YTL’lik yardım,, ayrıca 2 milyon 84 bin aileye 1 milyon 600 bin tonluk kömür dağıtımı, 9 günlük bayram dinlencesi
(tatili.) bunlar altı ay öncesinin sunumlarıdır. Kim bilir önümüzdeki altı ay
içinde daha neler görecek, seçimi
kazanmak için ne yollara başvurulacağını, bunların nasıl sağlanacağını ve
savunulacağını izleyeceğiz.
* * *
Siyasetin soyluluğu, düzeyi giderek
bozulmaktadır. Ulusal gücün en önemli öğelerinden sayılan ekonomi, çarçur edilirse, seçim ya da
başka siyasal nedenlerle kötü
kullanılırsa bağımsızlığın korunması da güçleşir. Türkiye Cumhuriyeti’ nin
kuruluş dönemlerinde 1. dünya ekonomik buhranını da atlatmamızı sağlayan
devletçiliği bilgisizlikle ve siyasal karşıtlıkla eleştirenlerin, günümüz olumsuzluklarına eğilip sorumlularına etkin
uyarılarda bulunmaları gerekir.ABD
kaynaklı yeni kriz bunun için iyi
bir olanaktır. Kapitalizmin karanlığı
koyulaşmadan gerekli önlemler alınmalı,
demokrasinin en özgün hakkı ve
göstergesi oyların namus bilinerek
kullanılması için oy satınalma
çabalarından , oyunlarından, aldatmaca ve kandırmacalardan uzak durulmalıdır. İktidarlar halkın
sırtından oy avcılığına son vermelidir.
* * *
Osmanlı döneminden bu yana halkımızın dilinden düşmeyen şu dörtlüğü anımsatıyorum:
‘Hasandağı
arpalıktır, eğer saban yürürse
Her
derede bir değirmen, eğer suyu gelirse,
Her
köylüden birer tavuk , eğer köylü verirse
Güzel
gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse…
|
|
|
SEÇİM MUSLUKLARI |
|
|
|
Cuma, 26 Aralık 2008 |
|
TÜRKİYE ekonomisini bozan nedenlerin başında siyasal yaklaşımlar gelmektedir.
İktidar gücünün siyasal amaçlarla
kullanılması ölçüsünde ekonomi konularında yeterli olduğu kuşkulu kimilerinin
etkin yerlere getirilmesi, partizanlık ve kadrolaşmayla işlerin alabildiğine yozlaştırılması,
kural tanımazlık düşünsel ve dinsel yanlılık ağırlığı, yurttaşların sırtına
yüklemektedir. Memur, işçi , emekli
herkes yakınma içindedir. Çözümlenmesine çalışılan sorunlar konusunda
gerçekçi, içtenlikli, yapıcı bir tutum izlenmemektedir.
* * *
Tersine, halk dalkavukluğunun renkli
söylemleri, yönetimin eli altındaki birimlerin yanlı açıklamaları, uluslar
arası kuruluşların kendi çıkarlarına uygun dayatmaları, bunlara verilen
ödünler, siyasal gücü kullanan çoğunluğun lidere ve çevresine uyumlu
davranışları, kriz dalgasının yaklaşması sakıncaların kaynağıdır. Bilimsel
çabalar yetersiz kaldığı gibi çoğu siyasal yanlılık yansıtan görüşler de
inandırıcı ve güvenilir olmaktan uzaktır, etki yapmamaktadır. Birkaç ekonomist
öğretim üyesinin ve yazarın çabaları da
iktidarı uyarmamaktadır.
* * *
Muhalefetin de görüşü alınarak ilgili
kuruluşlarla toplantılar düzenleyip ulusal bağlamda etkin önlemler yaşama
geçirilecekken tutukluk ve uyuşukluk sayılacak geçiştirici sözler dışında
doyurucu bir çalışma izlenmemektedir. Tersine, 2009 Mart ayında yapılması
öngörülen yerel seçimler nedeniyle musluklar şimdiden açılmıştır. Halkımız
büyük ölçüde düşkün, gereksinim içinde mi ki TRT’nin ‘Müjde!’ diyerek
verdiği iftar çadırları kuruluyor?
Anlamını ve önemini yitiren
çadırlar gerekli-gereksiz her yerde açılıyor. Kimi kentlerde Ramazan
nedeniyle dağıtılan yardımlarda insanı utandıran görüntüler izleniyor. Bu
ölçüde aykırılıklar yaşanırken ekonomik güçlük olmadığını, büyümenin sürdüğünü
söylemek dürüst siyaset gerekleriyle
bağdaşmamaktadır.
* * *
İftar çadırlarıyla başlayan açılım giderek
genişleyerek süreceğe benzemektedir.
Kafalarındaki düzeni gerçekleştirmek amacıyla oy ve iktidar için her şeyle
oynanmakta, bozulmayan bir şey bırakılmamaktadır. Sıkmabaşlıları kapsayacak 640
bin öğrenciye af yasası sıradadır. Yasayla diploma vermeye yönelik ödünler
ağırdır. Dinsel bayramlarda köprülerden
ve otoyollardan parasız geçiş olanağı da
hoşgörünme amaçlıdır. Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’
na bağlı il ve ilçelerdeki vakıflara aktarılan 100 milyon YTL’lik kaynak, toplam
250 milyon YTL’lik yardım,, ayrıca 2 milyon 84 bin aileye 1 milyon 600 bin tonluk kömür dağıtımı, 9 günlük bayram dinlencesi
(tatili.) bunlar altı ay öncesinin sunumlarıdır. Kim bilir önümüzdeki altı ay
içinde daha neler görecek, seçimi
kazanmak için ne yollara başvurulacağını, bunların nasıl sağlanacağını ve
savunulacağını izleyeceğiz.
* * *
Siyasetin soyluluğu, düzeyi giderek
bozulmaktadır. Ulusal gücün en önemli öğelerinden sayılan ekonomi, çarçur edilirse, seçim ya da
başka siyasal nedenlerle kötü
kullanılırsa bağımsızlığın korunması da güçleşir. Türkiye Cumhuriyeti’ nin
kuruluş dönemlerinde 1. dünya ekonomik buhranını da atlatmamızı sağlayan
devletçiliği bilgisizlikle ve siyasal karşıtlıkla eleştirenlerin, günümüz olumsuzluklarına eğilip sorumlularına etkin
uyarılarda bulunmaları gerekir.ABD
kaynaklı yeni kriz bunun için iyi
bir olanaktır. Kapitalizmin karanlığı
koyulaşmadan gerekli önlemler alınmalı,
demokrasinin en özgün hakkı ve
göstergesi oyların namus bilinerek
kullanılması için oy satınalma
çabalarından , oyunlarından, aldatmaca ve kandırmacalardan uzak durulmalıdır. İktidarlar halkın
sırtından oy avcılığına son vermelidir.
* * *
Osmanlı döneminden bu yana halkımızın dilinden düşmeyen şu dörtlüğü anımsatıyorum:
‘Hasandağı
arpalıktır, eğer saban yürürse
Her
derede bir değirmen, eğer suyu gelirse,
Her
köylüden birer tavuk , eğer köylü verirse
Güzel
gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse…
|
|
|
TUTUM |
|
|
|
Cumartesi, 20 Aralık 2008 |
|
BİZİM doğum yıllarımızda (1930’ lar) ana okulu,çocuk yuvası türü ilkokul
öncesi eğitim kuruluşları yoktu. Ailemiz ilk eğitim ocağımızdı. Babamız,
annemiz, büyüklerimiz önümüzde her konuda bize ışık tutan canlı birer örnekti. İstekleri,
uyarıları kimi gün sert de olsa vurgulamalarıyla yanlışları yinelememizi önler,
konuşmalarımızdan davranışlarımıza değin
her konuda iyi yetişmemiz için
çabalarını sürdürürdü. Şimdi
bu aile içi eğitime ek olarak okul
öncesi eğitim kurumları da var. İlkokulda düzenlenen tutum haftasına koşut günlerde yerli malı kullanılması önerilir,öğütlenir, bu konuda
alışkanlık kazanmamıza çalışılırdı. Şiirler, marş türü söylemlerle bilinçlenmemiz istenirdi. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının dünya ekonomik buhranını en az zararla geçirmemizi sağlayan devletçilik yöntemiyle birlikte üretime ağırlık veren,, tüketimi zorunlulukla sınırlı tutan kişisel, ailesel, toplumsal
özenin güçlükleri yenmemizde büyük payı vardır.
Tutum (tasarruf, artırma, yokluk ve yoksulluğa karşı ayırma önlemi) küçük yaşta başlayan
eğilimlerle gerçekleşir.
* * *
Günümüzde tüketim rüzgarını aşan tüketim fırtınası
yaşanıyor.
Gerekli-gereksiz, yararlı,-yararsız, zamanlı-zamansız ayırımı yapılmadan ,
giderlerin karşılığı gözetilmeden, alınacak olanların kullanma süresi düşünülmeden
büyük bedeller ödenmektedir. Özellikle devlet yaşamında seçimler için
borçları artıran gereksiz giderlerle
aile yaşamında ‘lüks’ düşkünlüğü yıkıcı
olmaktadır. Taşıt sayısı iki kesimde de
dikkati çekecek düzeydedir. Yolların durumu, trafik keşmekeşi bunun kanıtlarından biridir. Nedense
insanların gösteriş, şatafat düşkünlüğü, yapaylıklarla belirgin çocuksu eğilimleri ölçüsüzlükle sırıtıyor.
* * *
Özel yaşamda karışılması güçlükler taşıyor ama
devlet yaşamında sorumsuzluk,bildiğini okumak, denetimsizlik, partizanlık (
ekonomik sorunların temelini oluşturmaktadır) kurallarla önlenmeli,, ulusal
düzeyde etkin önlemler alınmalıdır. Kişilerin güzellik, çekicilik arayışları
yerine temizlik, olgunluk, düzeylilik, davranış, kişilik ve soyluluğu yeğlemeleri gibi devletin de güçlü olmayı, genel yararı, yarınları
gözeterek giderlerini düzenlemesi gerekir.
İç ve dış borçların tutarı, açıkların düzeyi,
yapılması gerekenlerle yapılanlar, ertelenenler,yatırımların durumu, borç
faizleri yanında memur, işçi tüm çalışanlarla emeklilerin geçim koşulları hepimizi tutumlu olmaya çağırmakta, hatta
zorlamaktadır.
* * *
Ekonomik buhranın ‘kriz’ nitelemesiyle
giderek ağırlığını duyurması, dolarla
yapılan alım-satımların getirdiği yükler
yeni güçlükleri karşımıza çıkaracaktır.
‘Tüketim çılgınlığı´ denilen savurganlığın önlenmesi için önlemler alınması kaçınılmazdır. Doyum, giyim,
eğitim-öğretim,yargı, savunma, sağlık başta ülkemizin bayındırlığı, sorunların
çözümü, kalkınma, gelişmişlik ve terörle savaşım tutumlu yaşamakla daha iyi sonuçlar
verecektir. Doğal kaynaklarımız , nüfusumuz,üretim gücümüz gerçekçi ,
akılcı, bilimsel ve çağdaş yöntemler, eğitimli yöneticilerle bizim
değerlerimizdir. Gerçek tam bağımsızlığın yolu ekonomik güçten, ekonomideki
bağımsızlıktan geçer..Mustafa Kemal’ in 17 Şubat 1923 İzmir İktisat
Kongresi’ni açış konuşması günümüz sorunlarına ışık tutan içeriğiyle de özgün bir örnektir.
* * *
Oyuncak yığınlarıyla çocuklar doyumsuzluğa alıştırılıyor.Şaşaalı düğünler,
yemekler, toplantılar, geziler.kimilerinin onlarca konutu, arabası, yurtdışında
evleri, dört-beş yazlığı olduğu söyleniyor. Acaba ölçülü yaşam
biçimiyle topluma katkımız daha çok,
yararımız daha fazla olmaz mı? İşten çıkarmalar, işsizlik, yoksulluk ve
hastalıklar daha özenli davranmamızı gerektiriyor sanıyorum.Cumhuriyeti
suçlayanlarla yozlaştırmaya çalışanlar
onun kazandırdıklarını satarak para sağlıyor, savurganlıkla varlıklarımıza kıyıyorlar. İyi düşünmek
zorundayız.
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 82 - 90 Toplam: 165 |
|
|
Döviz Kuru(TCMB) |
| USD Alış | 1.5033 YTL | | USD Satış | 1.5106 YTL | | EURO Alış | 1.9179 YTL | | EURO Satış | 1.9272 YTL | |
|
Toplam Ziyaretçi |
|
59264812
|
|
Son 5 İlan |
| = Resimli | |
|