Anasayfa arrow Yazarlar arrow Yekta Güngör Özden
 
 
cheap software
oem software
cheap viagra
cheap cigarettes
Yekta Güngör Özden
Basına baskı Yazdır E-posta
Cumartesi, 10 Ekim 2009

YURTTAŞLARIN kişiliğine bağlı temel hak ve özgürlüklerin güvencelerinden biri de yazılı ve sözlü yayın organlarıdır. Hukuksal bağlamda özel ve özgün bir yeri olan basının işlevini yerine getirmesi; ulusun varlığını, onurunu, bağımsızlığını, haklarını ve ulusal ilkeleri korumada büyük önem taşıdığından Anayasa ve yasa ile dü­zenlemeler yapılarak konumu korunmuş­tur.

Düşünceyi açıkla­manın çağdaşlık ko­nusunda en belirgin kanıtlardan biri oldu­ğu bilinciyle halkın sorunlarını, beklenti­lerini, önerilerini, di­leklerini duyurmak, çelişkilerle aykırılıkla­ra değinerek yinelen­melerini önlemek, bilgilendirmek, eğit­mek, eğlendirmek ve yansız kamuoyu oluşturmak için en etkin araç sayılan basın yaygın bir deyişle toplumun gözü, kulağı, dili ve denetmenidir.

***

Anayasa'nın 28. maddesi "Basın özgür­dür, sansür edilemez" tümcesiyle başla­maktadır. Osmanlı döneminde yayına baş­layan, kapatılan, sonra açılan gazetelerde yaşanan baskılar 1950-1960 döneminde ağırlık ve yoğunluğuyla, boyutlan ve kap­samıyla darbe nedenlerinden birini oluştur­muştur.

Son yıllarda amaçlı denetimler, değişik soruşturmalar ve kimi kovuşturmalarla, ya­salara aykırı dinlemeler, izlemeler ve yö­netsel baskılarla, büyük para cezalarıyla katlanması güç duruma gelmiştir.

İktidarın ele geçirdiği, iktidar beslemesi, yanaşması basının varlığı da basın özgürlü­ğünün kötüye kullanılmasının, demokrasiyi yozlaştırma çabalarının bir sonucu olmakla birlikte yazarların sorumsuzlukları  da bu bozukluğu artıran bir öğedir. Her ne şekil­de ve nasıl olursa olsun basına baskı ve basın özgürlüğünü kötüye kullanma basına zulümdür, demokrasi düşmanlığıdır.

Yayınların yararlı olup olmaması, işe ge­lip gelmemesi basına karşı davranışın ne­deni olmamalı, basın özgürlüğü özenle sa­vunulup korunarak aykırılıklar önlenip gi­derilmelidir. Nedensiz kanı, hukuksuz ka­nıt, adaletsiz yargı olmaz.

1946 yılında gazete muhabirliği kartı al­dım. 1950'den başlayarak şiir ve yazı ya­yımlamaya başladım. Sekreterlik, yazı işle­ri müdürlüğü, yazı kurulu üyeliği, yazarlık, hukuk danışmanlığı, tanınmış birçok gazetecinin, Ankara Gazeteciler Cemiyeti' nin ve birkaç gazetenin avukatlığını yaptım.

Vatan Gazetesi'ni 19701i yıllarda mah­keme kararıyla yed'i âdil olarak 1 yıl yö­nettim. 1980 olaylarının sıkıyönetim düze­ni içinde bir büyük gazeteye imzasız iki başyazı yazdım. Anayasa taslağını eleşti­ren 30'dan fazla makale yayımladım.

Unutulmaz anılar yanında nice olumsuz­luklar da yaşadım. Ama hiçbir zaman hu­kuk dışına çıkarak yanıt vermeyi, basına güçlük çıkarmayı çalışmalarını engelleme­yi, yanıltmayı düşünmedim.

Ortaokulda öğrencim olan (1956-1966) genel yayın müdürleri, yazarlar oldu. Ken­dini bilmez kimileri terbiye dışına çıkarak dinsel bağımlılıkla sataştılar, yine düzeyimi bozmadım.

***

Diyeceğim odur ki, basının görevi genel­de muhalefet yapmaktır. Kişisel ve kurum­sal bağlamda iktidara karşı olmak, iktida­rın değişmesini istemek, bunu sağlamak için eleştirmek asla suç değildir. Kişiliklere ve onura saldırmadan, gerçek dışına çık­madan, kurallara ve kararlara aykın düş­meden yayın, ulusal bir güvencedir.

Bunun için bilimsel tanımlara, ilgili kay­naklara, anlamlı sözlere, yargı, özellikle AİHM kararlarına yollama yapmaya, da­yanmaya gerek yoktur. Tüm dünyada ba­sın aydınlığın, bağımsız ve onurlu yapının kaynaklarından ve dayanaklarından biridir. Ulusal yaşamın ışığıdır.

Gerici basınla ilerici ve solcu geçinen ba­sının saldırılarını yargı kararlarıyla karşıla­dım. Hiçbir karşılık almadan ve bekleme­den yazıyorum. Doğan Yayın Grubu'yla il­gili yakınmalarımı Aydın Doğan'la konuş­malarımda (1999 Mayıs-Kıbrıs) açıkladım.

***

Kadın adı kullanarak gerçekdışı çirkinlik­ler yüklemeye çalıştılar, Apo'yla karşılaştı­rıp ondan aşağıda tanıtmak istediler, grup­ta beslenip barındırılanlardan görüşlerime değil, kişiliğime saldıran, okuduğunu anla­madan eleştiriye kalkanlar oldu. Ama duy­gulu olmakla duygusal olmak ayrı şeyler­dir. Tüm karşılaştığım aykırılıklara karşın basın özgürlüğünden yana olduğum İçin ayrıntıları gazetelerle uluslararası çevreler­de ele alınan ceza uygulamasını asla uy­gun bulmuyorum.

Hukuksal yönden amaçlı yanlış, haksız, aykırılıklarla sakat, siyasal nitelikli bir uy­gulamadır. İktidarlar hak ve özgürlüklere saygılı davrandıkça, onları koruyup güç­lendirdikçe geçerli ve güçlü olurlar. Hukuk devletinde çarpıklık ve çirkinlik olmaz.

İktidar öç alma yeri değildir, örnek olma yeridir. Tüm baskılar karakter, eğitim, bil­gi ve kişilik sorunudur. Basına baskı, zu­lümlerin en ağrıdır.

Yandaşlık yetmedi de candaş medya mı isteniyor?

 
Suç Yazdır E-posta
Cumartesi, 26 Eylül 2009

Yasaların yasakladığı ve yaptırımla karşı­ladığı eylemler suçtur- Yasaların Öngör­mediği suç ve ceza olmaz. Hukukun temel ilkelerinden bu tanımlar suçların ve cezaların kişiselliği, kesin yargı kararıyla cezalandırılıncaya değin herkesin masum sayıla­cağı ilkeleriyle tümleşir. Hukuk bağlamın­da bu gereklerin ya­nında -karşısında de­ğil- ahlak yönünden suç sayılan tutum ve davranışlar da vardır. Belli bir yasa kuralına dayanmamakla birlikte toplum katında iyi karşılanmayan, kınanan, tepkiyle değerlendirilen eylemler bu türden­dir. Yazılı kurallarda geçmeyen, ancak yaşa­mın her evresinde rastlanılabilecek olumsuz­luklar, çarpıklıklar, bozukluklar, alışılmışlığın dışındaki yönelişler, davranışlar kişilik hakkın­da kanı uyandıran durumlardır. Yasalarda, başka hukuksal düzenlemelerde geçmese bi­le, büyüklere saygısızlık ve kimi çelişkilerle ayrılıklar suç olarak nitelendirilir. Toplumun kültür, eğitim, terbiye düzeyiyle ilgili, kimi metinlerde "kusur-kabahat" olarak geçen ey­lemler, küçük suç da olsa, suçtur.

* *          *

Yaptırımı yargı kararına bağlı olmayan, si­yasal sınava (seçim gibi) bırakılan suçlar da vardır. Örneğin, milletvekili ve cumhurbaşka­nı andına aykırılığın yapımı seçimlerdeki sonuçlardır. Disiplin cezalan da görev suçların yaptırımıdır. Bugün değinmek istediğimiz özel bir konudur. Anayasa'nın 81. maddesi­ne göre göreve başlarken milletvekillerinin iç­tiği anda bağlılık, kişisel yönden onurlu olma­nın, genelde de taşıdığı sıfata yaraşır olmanın koşuludur. Demokratik Toplum Partili millet­vekillerinden kimilerinin "PKK kurt halkının temsilcisidir" sözü dolaylı biçimde de olsa te­rörü, terörün sonuçlarını, teröristleri övmek suçunu oluşturmaktadır. Suçlu ile suçsuz bir tutulamaz. Adalet terazisi tek kefeli değildir. "Hem suçlu, hem güçlü" sözüyle açıklanan yüzsüzlük, arsızlık ve şımarıklıkla, gözdağıyla yaklaşım kabul edilemez.

* *           *

"Halk" sözcüğü bölgesel-yerel insan toplu­luklarını arılatmak yönünden dilimize yerle­şen bir gerçek olsa da, ülkemizde "Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Boşnak vs." ayrımı ve bu ayrımları somutlaştıran bir yapı yoktur. Ulus kapsamı içinde kimi özerklikleri olan insan gruplan vardır. Araplar vardır, Ermeniler, Rumlar, Museviler vardır. Hiçbirinin birine üstünlüğü, Öbürünün aşağılığı yoktur. PKK, Kürt Kökenli yurttaşların hepsi tarafından benimsenmemektedir. Sonra bırakınız PKK'yı, kurt kökenlilerin hepsi DTP'yi desteklemiyor, ona oy vermiyor. Nasıl bir temsilcilik ki Ana-yasa'nın 80. maddesine göre tüm ulusu tem­sil eden milletvekili bölücü sloganlarla kışkırtı­cılık ve karıştırıcılık yapabilir? Halkı siyasal partiler bile temsil etmez. Halkı, ancak devlet temsil eder. Bu topraklarda iki devlet yok­tur... Yalnız Türkiye Cumhuriyet Devleti var­dır. Terör örgütünü temsilci gösteren, onun temsil ettiğini savladığı insanları terör yanlısı, terörist göstermiş olur. Bayie davrananların kendileri de terörist saydır. ***

Ne yazık ki "kurt kanı taşıdığını" söyleyen Turgut ÖzaL "İki buçuk çapulcu" diyerek herhalde terör örgütüne hoşgörülü yaklaşıl­masını, önemsenmemesini sağlayarak gelişip güçlenmesine neden oldu. Yalnız su ve ek­mek parasının boyutunu düşünmek. Örgütün kendi başına uyuşturucu, gasp, hırsızlık, el koyma yoluyla aldıklarının yeterli olmadığını, yabancıların desteğinin büyük olduğunu gös­terir. NATO'nun üyesi, AB'nin adayı Türki­ye'nin bu desteği kıramaması bugün içeriği belirsiz "açılım''ın nedenlerinden biridir. Sa­vaşla ve terörle alamadıklarını siyasetle alma aşamasındaki terör örgütüne verilen ödünler­le İktidar, terörü amacına ulaştırmış olacak. "Anaların yürek acısı, gözyaşının dinmesi..." edebiyatıyla teröre teslim olunamaz. AB ve ABD desteğindeki teröristlerin istekleri ödün­lerle yaşama geçirilirse iktidar teröre boyun eğmiş olacaktır. Böyle bir sonuç Kürtçülere kaymaklı ikramdır. Barışı ve çözümü herkes ister ama gereksiz kalkışmalar, anlamsız is­tekler, ulusal yapıda yıkıntı ve boşluklar yara­tarak değil. Yalan-dolanla hiç değil. Terörün yıldönümünü bayram havasında kutlamak da suç, böyle kutlayanlar da suçludur.

NOT: Dün Sivas Kongresi'nin açıldığı günün 90. Yıldönümü idi. Yabancı yöne-timleriyle mandacılık önerileri reddedilmiş­ti. Katılanlarını saygıyla anıyoruz. Önemini anımsatıyoruz.

 

 
EŞSİZ ZAFER Yazdır E-posta
Cuma, 11 Eylül 2009

Bin yıla yakın bir zaman yaşadıkları yurtlarından  atılmak bir yana  yeryüzünden silinmek istenen  bir ulusun ‘Ya istiklal, ya ölüm!’diyerek varlığını ve  bağımsızlığını kurtardığı  Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın  Dumlupınar’da Başkomutan Meydan Savaşı zaferiyle sonuçlandığı  30 Ağustos, tarihimizin gerçekten altın harflerle yazılan  şanlı bir sayfasıdır. Hem yabancı işgal güçlerine, hem de ülkeyi sömürge durumuna düşüren  işbirlikçi, baskıcı, dinci  kişisel iktidara karşı   Müdafaa-i Hukuk ruhu, Kuva-yı Milliye ateşiyle       kazanılan savaş, yanların gücü  ve olanakları gözetildiğinde  inanılması düşünülemeyen ve kestirilemeyen bir Türk Mucizesi ‘dir.

*  *           *

İsyanları, ihanetleri, yoksullukları göğüsleyerek başlatılıp sürdürülen  Anadolu İhtilalı, Mustafa Kemal’in  önderliğinde yurtseverlerin  çabalarıyla başarıya ulaşmış, Şeyhülislam’ ın ölüm fetvasıyla  Padişah-halifenin  idam fermanı, İtilaf Devletleri denilen yabancıların hazırladığı  Sevr Barış Antlaşması’yla   birlikte silinmiş, yırtılıp atılmıştır.  Savaşın sonunda Padişah-halife  olması önerilerini  geri çeviren Mustafa Kemal’in  çabalarıyla Cumhuriyet  ilan edilerek tam bir halk demokrasisine  geçilmiş, tebaadan yurttaş,ümmetten ulus düzeyine yükselişle  bugün de kimi olumsuzluklara  karşın Müslüman çoğunluklu  ülkeler arasında demokrasi,hukuksal ve çağdaşlık  yönünden en iyi durumda  olan laik ve modern Türkiye yaratılmıştır.   

*              *            *

Temelini Atatürkçü düşüncenin  oluşturduğu Atatürk ilkeleriyle yaşama geçirilen Atatürk Devrimleri’nin örnek atılımlarıyla  askerlikten siyasete, eğitimden ekonomiye  uygarlığın tüm olanaklarıyla  donatılan saygın, güçlü, onurlu Türkiye dünya ulusları arasında  yaraşır olduğu yeri alan  Türk Ulusu’yla bir kez  daha kurtarılmış, görkemli yapısına kavuşmuştur. Dünya askerlik tarihinde çok önemli bir  yeri olan Ulusal Kurtuluş Savaşı, siyasal yönden de  tutsak uluslara örnek yanıyla  eşsiz bir zaferdir. Çanakkale ve Sakarya kahramanı  Mustafa Kemal’in yoktan var ettiği bir kurum olarak  hepimizi gönendiren  cumhuriyet, 30 Ağustos’un ve onu kazanan  TBMM Orduları’nın  Türk Ulusu’na en büyük armağanı, en büyük Türk devrimidir. Yayılmacı ve sömürgeci yabancı güçlerin  insanlık dışı kötülükleri gözetilirse Mustafa Kemal’in yaşamımızı , onurumuzu, namusumuzu, inancımızı kurtardığı  gerçeğinde birleşilir.

*  *           *

30 Ağustos’u salt bir askeri zafer  olarak düşünmek doğru değildir. Sonuçları yönüyle değerlendirmek gerekir.  Kazanılmasaydı  Türk Ulusu’nun  başına gelecekleri düşünmek yeter. Anadolu’dan atılmak, soykırıma uğramak, bağımsızlığı, özgürlüğüyle birlikte  onurunu, namusunu yitirmek, köleleştirmek, camileri kilise, Ali’lerin Artin,Fatma’ların Farsin olması,  acılar, karanlık ve kan içinde  kalacağımız mutlaktı. Şimdi törenlerle kutlanan durum, gönencimiz, erincimiz, 30 Ağustos’la  Cumhuriyet’in bize yaşattığı  ölçülmesi olanaksız değerlerdir.

*  *           *

Günümüzün çözüm bekleyen tüm sorunları,30 Ağustos ve Cumhuriyet’in  değerini bilmemekten, onlara yaraşır tutum ve durumlardan  uzaklaşmaktan, oy ve iktidar için her alanda  verilen ödünlerle  onarılması ve giderilmesi güç bozukluklar ve yitiklerden kaynaklanmaktadır. Atatürk ilkelerine sırtını  dönen gericilerle  döneklerin, ülkenin varlıklarını , kaynaklarını ve değerlerini  kendileri ve yandaşları için  elden çıkarmayı sürdürenlerin, bilgisizlik, kötü amaç, AB ve ABD baskılarıyla  Cumhuriyet’i niteliklerinden arındırmak, ülkeyi parçalamak, ulusu bölmek oyunlarıyla  sapkınlıklara girişenlerin  bağışlanmaları olanaksızdır.  Defterlere yazmakla, kürsülerden nutuk atmakla, iletiler yayınlamakla, törenden törene Atatürk’e bağlılık  sözleri yinelemekle  bir şey olmuyor. İçtenlikli, yürekli, ahlaklı, kişilikli  Atatürkçüler, duyarlı ve özenli yurttaşlarla  sağlanan aydınlık, her türlü karanlığı er-geç alt edecektir. 30 Ağustos’u ve Cumhuriyet’i  kazandıranları en iyi duygularla  anıyor, ışıklar içinde yatmalarını diliyoruz.

30 Ağustos Bayramı, ‘Ne mutlu Türküm’ diyen herkese kutlu olsun.

 
Bulutlu havalar-3 Yazdır E-posta
Cumartesi, 05 Eylül 2009

Eğitimden, yargıdan sonra silâhlı kuvvetler de iktidar baskısıyla geriye çekilir, siyasal yönlendirmeye açık tutulursa cumhuriyeti tüm nitelikleriyle koruyup kollamanın tartışılması kaçınılmazdır. Hukuk devleti niteliğinin yitirildiği yerde, lâikliğin olmadığı yerde demokrasi olmaz. Bağımsız yargının olmadığı yerde bağımlı yargı olur, yıkım olur. Silâhlı Kuvvetlerin kurucusu olduğu rejimi korumaktan uzaklaştığı ya da uzaklaştırıldığı yerde ılımlı islâm devleti ve dikta gerçekleşir. Sonra da geri dönüşü olmaz. İşte İran, işte İranlılar.

Uzun yıllar avukatlıklarını yaptığım Ecevit çiftinin odağındaki Bayan Rahşan Ecevit’in Giresun gezisinde çocuklara gösterdiği yakınlık, yanaklarını öperek sevgi açıklaması şaşırttı. Zaman iyileştirme yanıyla da etkisini belli ediyor. Yine bir güzel Çin sözünü anımsadım: “Gülmesini bilmeyen insan dükkân açmasın!” Bayan Ecevit gülümsemeye başladığına göre cephesinde kimi değişiklikler, kimi oluşumlar yaşanacak demektir. Göreceğiz. Yararı olur mu, sonuç alınır mı, bunlar ayrı.

Askerdeyken bir kötülük mü gördü, başına bir olay mı geldi, ardılı olduğu büyüklerinin günahı nedeniyle mi nedir her durumda askere çatan yağlı dönekler yargının bağımsızlığını alaya alıyor. Biz yıllardır, daha onlar çocukken, yargının bağımsızlığı için uğraş veriyor, yargının bağımsız olmadığını, hattâ yüksek mahkemelerin bile gerçek anlamda bağımsızlığının bulunmadığını söyleyip yazıyorduk. İktidar medyasıyla ağız birliğine giden sözde yansız medyanın köşetaşları yargının bağımsız olmadığını yazarken böyle kalmasını öneren anlamda yazılar yayımlıyor. Yargının bağımsızlığa yaraşır olmadığını ileri sürerek iktidara yaranmaya çalışıyorlar. Soruşturmanın nasıl başlayacağını, kovuşturma (dâva)nın nasıl açılacağını, bilmeden, iktidarın yargıya olumsuz yaklaşımlarını görmezden gelerek. Bağımsızlık için yapılması gerekenleri önerecek yerde bağımlılığın sürmesi için kişilere bağlı, iktidar kaynaklı ve destekli olumsuzlukları sıralıyorlar. Bilmedikleri daha neler neler var. Yalnız yargıda mı, siyasette, kendi çevrelerinde, dallarında, alanlarında. İçlerinde yok mu? HSYK gereken kararı alır.

Yalanlarla silâhlı kuvvetleri yıpratma oyunlarına yeni adlarla rütbe değişikliklerini de eklediler. Yalanlandı. şimdi de Büyük Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir” özdeyişinin anlamına uygun her yurttaşı Türk olarak anmanın kıvancını yansıtan “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünün silinip kaldırılmasına çalışıyorlar. Varlığımızın, yaşamsal ilkelerimizin, birlikteliğimizin ve barışın en anlamlı açıklamasını ırkçı-faşist, şeriatçı açılımlarla karartmak isteyen arsızlar ve yüzsüzler türedi. Kuruluş ve kurtuluş felsefesinin, demokrasiyi amaçlayan cumhuriyetin değerini bilmeyen, saltanat-hilâfet-Osmanlı özlemcileriyle, kendi güvencelerini batıda bulan ödüncülerle çıkarcıların oyunları sahneleniyor. Kamuoyundan mutlak gizli yürütülmesi gereken özel görüşmeler dışında genel çizgiyi, temel koşulları muhalefetten ve ulustan saklayarak oldu-bitti biçiminde gerçekleşecek sonuçların dayanağı yapmak isteyen iktidarın kürt açılımı her yurttaşın çok duyarlı olmasını gerektiriyor. İş işten geçmeden...

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile üyelerine iktidar basınıyla iktidarcı basının saldırıları düzeyi açıklayan içeriklerle, iktidar kesiminin kışkırtma ve desteğiyle sürdü. Bu durum bile adalet-hukuk alanında iktidarın yerini göstermeye yeter. Başlıklardan iç sayfalara uzanan partizanlık ve çirkinlik. Kimileri aptalca ve ahmakça yazılar. Utanmazlık örneği eleştiriler. Bu gidişle Osmanlı dönemindeki olayları da Ergenekon’a bağlayacaklar.

 
Bulutlu havalar-2 Yazdır E-posta
Pazartesi, 31 Ağustos 2009

Öte yandan Hizbuttahrir örgütünün yakalanan militanları zafer işaretleri ve tekbir sesleriyle adliye kapılarını, koridorlarını inletiyor. İrticaının tehlike olmadığını söyleyerek mezhepçilik ve tarikatçılık lehine yazılar döktürüp görüş açıklayanlar kim bilir ne zaman uyanacak?

İyi konuştuğu sanılan oysa çok kötü konuşan Başbakan DTP’li bir bayan milletvekilinin “..halk senin başını keser” sözüne bile yanıt veremedi. ABD’liler, AB’liler ne demişler, ne bekliyorlar, ne söz verilmişse hepsini içlerine sindiriyorlar. Hele “Kürt açılımı” söylemiyle gündeme getirilen belirsiz önerilerin İmralı beklentisiyle gizlenmesindeki antidemokratik durum medyanın köşetaşlarını hiç ilgilendirmiyor. Tersine, iktidarın elini güçlendirmek için düşünülmesi sakıncalı, hattâ olanaksız ilişkilerin, yapısal durumu, meslek ahlâkı-karakteri, baskılardan kurtulmak için iktidara yanaşma yöntemleri bilinen medya kesiminde önerilip desteklenmesi ilginçliğini koruyor. İmralı’nın medyatik aracıları gelecek için çok tehlikeli açılımlar belli olmadan bile körüklerini şişiriyor. Kürtçülerin son amaçlarını unutuyorlar. Düğüm ne? Çözüm ne? Kürt kökenlilerin bizden farkı ne? Niye saygınlık, onur, güvenlik, çağdaşlık yönünden bir Türk açılımı yok da birçok olanakları ve durumlarıyla konumları bizden iyi olan Kürt kökenliler için özel açılım var? İktidar partisi içinde Kürt kökenli milletvekili sayısının fazla olmasından mı? Ayrı ulus, özerklik, federasyon, ayrı toprak yoluyla ayrı devlet amacını, anayasal andlarına aykırı eylemleriyle söylemlerini görmezlikten gelmek çözüm mü? Demokrasi her yurttaş için düşünülür, bir kesim için, bir yöre için değil.

Katsayı düzenlemesiyle imam hatiplilerin üniversite girişleri için sağlanan kolaylık, meslek okulları bahanesiyle önlerinin açılmasıyla tanınan ayrıcalık açıkken Millî Eğitim Bakanının bu olumsuzlukları “..Eğitime ilişkin gelişmeleri ve yapılması gerekenleri siyasî hesap konusu etmeden, sloganlara hapsolmadan çözmemiz gerekiyor” diyerek savunma görünümüyle verdiği umutların boş olduğunu kanıtlıyor.

Yasal sigara yasağına yönetsel baskılarla içki yasağı da ekleniyor. Geçim, yaşam koşullarının ağırlığı unutuluyor. Suçlardaki artış ve vahşet sayılan olaylar gazete sayfalarını doldururken bu konularda hiçbir olumlu adıma rastlanmıyor. Zamlar kasırgaya dönüşüyor. Ekonomik kriz siyasal olaylarla unutturulmaya çalışılırken işsizlik çığ gibi büyüyor.

Ağustos başında toplanacak Yüksek Askerî Şûra’nın kararlarını medyadan öğreneceğiz. Disiplin suçlarına uygulanacak yaptırımların iktidar baskısıyla önlenip sözde erteleme adıyla sonuçsuz bırakılması olasılığı da söz konusu ediliyor.

 

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 46 - 54 Toplam: 165
Köylerimiz
BuyukTaslik 5
BuyukTaslik 5
BogazCumafakili 2
BogazCumafakili 2
Alisar
Alisar
Döviz Kuru(TCMB)
USD Alış1.5033 YTL
USD Satış1.5106 YTL
EURO Alış1.9179 YTL
EURO Satış1.9272 YTL
Foruma Son Eklenenler
Toplam Ziyaretçi
59685919
Son 5 İlan


 
= Resimli
 
 
 
cheap software downloads
Adobe photoshop oem softwarebuy adobe photoshopcheap oem store
cheap software
adobe,corel,microsoftcheap cigarettes
oem software