|
|
Yekta Güngör Özden
|
Türkçe ezan |
|
|
|
Cumartesi, 24 Nisan 2010 |
|
Söylemleriyle ilginç kişiliği
her gün biraz daha ortaya çıkan
siyasetçilerden biri, dilediği özürlere karşın, alışkanlıklarından
vazgeçmemekte, Türk Devrimi ve laik Atatürk cumhuriyeti karşıtlığını elverişli saydığı her ortamda, uygun sandığı bir dille
açıklamaktadır. İktidar medyasıyla iktidarcı medyanın yansıtmaktan kaçındığı olumsuzluklar giderek ölçü tanımaz sınıra gelmiştir.
Özellikle din konusunda halkın inancını kötüye kullanarak siyasal sonuçlar almak için gelişigüzel konuşmalar, sömürüden
teröre uzanan geniş bir alanın
sorumluluğunu gündeme getirmektedir. Türk Ceza Yasası’nın 163. maddesini
kaldırmanın sakıncaları yalnız ulusal
değil, uluslararası bağlamda da örnek
olaylarla yaşanmaktadır.
* * *
Dini siyasallaştırarak demokrasiyi
dinselleştirmenin yeni örneklerine
tanık olmaktayız. Dinsel yönden hiçbir sakıncası bulunmayıp tersine
insanları daha iyi anlayacakları kendi
diliyle namaza çağırmanın yararı
gözetilerek Diyanet İşleri Başkanlığı’nın
18.7.1932 günlü genelgesiyle başlayan
Türkçe ezan uygulaması 5.2.1933
Bursa olayından sonra Türk Ceza
Yasası’nın 526. maddesine getirilen ekle
güvenceye alınmıştı. Osmanlı döneminde Türkçe ezanı ‘Sarıklı
ihtilalci’ olarak tanınan Ali Suvavi savunmuştu. 1882’de İstanbul’a
gelen Macar bilgini Kunoş’un
Şehzadebaşı’ndaki bir minareden Türkçe
ezan dinlediğini 1998’deki bir bilimsel etkinlikte (kongrede) Prof.Dr. İlhan Başgöz açıklamıştı.
Hutbenin Türkçe okunmasına 3 Şubat 1928’de Yerebatan Camii’nde ilk Türkçe Kur’an okunmasını 30 Ocak 1932’de Fatih Camii’nde Hafız
Rifat Bey’in okuması izledi. Daha sonra 3 Şubat 1932’de Ayasofya Camii’nde de Türkçe Kur’an okundu. (Ayasofya’nın müze
olarak açılışı 1 Şubat 1935’dir)
***
Milletvekili adaylarının 1950 seçimlerinde oy almak için ‘Türkçe ezanı gerçekleştirmek’ sözünü vermelerini gözeten Menderes
Hükümeti’nin ilk programında ‘Hakiki
laiklik..’ deyişine yer verilmiş,
milletvekillerinin ısrarları sonucu 28.5.1950’deki grup toplantısından
sonra ikinci kez ezan konusu 13.6.1950 günlü Demokrat Parti grup
toplantısında tartışılmış, Tokat
Milletvekili Ahmet Gürkan ve
arkadaşlarının verdiği önergeyle 765 no.lu
önceki Türk Ceza Yasası’nın 526/ek
maddesini kaldıran yasa kabul edilerek
ezanın Arapça okunması yolu
açılmıştı. Radyoda yirmi gün sonra Arapça ezan okunmaya başlanmış,
25.7.1960 günlü ,35 no.lu bildiri ile de ‘Türkçeleştirme
yasa yoluyla dinsel inançlara karışma..’ olarak eleştirilmişti.
***
Mustafa Kemal’in Türkçe ezan nedeniyle
Bursa’da olay çıkaranları eleştirip Türk Gençliği’ni göreve çağırmasının amaç ve anlamını yanlış
değerlendirenlere bu kez de Türk Dili
uygulamasını kavrayamadığı anlaşılan
siyasetçilerin ‘Uydurma sözcük’ suçlaması eklenmiştir. Bununla yetinmeyip inançlarını yaşamak olanağını 1950’den sonra bulduklarını söylemek yalanı o yıllarda başlayan inanç sömürülerinin desteklenip yinelenmesidir. Suçlama, laik
cumhuriyete ve kurucusu Mustafa Kemal’edir.
Acaba Mustafa Kemal ve
arkadaşları olmasa ezan
dinleyebilecekler miydi? Cami kalacak
mıydı? Kutsal topraklar kimlerin elinde olacaktı? Mustafa Kemal’in ezan duyarlılığı yok muydu? Türkçe ezanın sakıncası olsaydı olur verir
miydi? Haddini bilmeyip O’nu eleştirmeye kalkanlar O’nun kadar içtenlikli,
bilgili, temiz inançlı mıdır? Dini siyasallaştırmak inanca da, inananlara da,
ülkeye, devlete de ihanettir. Fatih Halkevi yayınları arasından çıkan ‘Onun için Yazılanlar-Söylenenler’ adlı
kitapta Ömer Rıza DOĞRUL’un şu
sözleri gerçeği vurgulamaktadır:
‘Atatürk için İslam dünyası yas tutuyor.-Eşsiz bir milli mimar.-…İslam
dünyasının Atatürk’e olan borçları…’ Atatürk’ ü anlamayan,değerini
bilmeyen,O’nu karalayıp kötüleyen adam olur mu ki yurttaş olabilsin? Ezanı da ‘siyasete’ alet eden kafaların
karanlığı ülkenin karabasanı (kabusu)dır.
|
|
|
NASIL KURTULUNUR? |
|
|
|
Pazartesi, 19 Nisan 2010 |
|
‘Ülke
ancak adaletle ebedileşir,adaletsizlikle yıkılır.’
Alman Atasözü
Hukuka
karşı çıkıp yargıyla kavgaya girerek
Anayasa’yı değiştirmeye çalışan
iktidarın siyasal oyunları birbirine eklenerek sürmektedir. Anayasa suçu işlediği için
Anayasa Mahkemesi tarafından
cezalandırılan iktidar, kendini yargıç, yargıçlarını da sanık yerine koyarak öç almaya çalışmakta,
demokrasiye bağlılık , hukuka saygı,
rejime sadakat andını unutarak
söz dalaşlarıyla sonuç almaya çalışmaktadır. Prof. Dr. Mümtaz SOYSAL’
ın ‘Ortak strateji amaçlı cumhuriyetçi geniş cephe’ önerisinin gereken yanıtı bulması özlemi ve dileğiyle konuya açıklık getirmek istiyoruz. Kimi
hukukçu bilinenlerin gazetelere yansıyan
dolaylı demeçlerindeki yanlışlıklar , kimi duraksamalar ve kuşkulara
neden olduğundan, bu yazıyı gerekli görerek hukuksal inceliklere girmeden yurttaşlarımız
için yalın bir açıklama çizelgesi
biçiminde görüşlerimizi belirtiyoruz:
-Anayasa
değişiklikleri yürürlükteki Anayasa’nın
ilgili 175. maddesi uyarınca yapılır.
-Hükümet
ve partiler Anayasa değişikliği tasarı
ve teklifinde bulunamaz. Ancak, en az 184 milletvekilinin imzalı önerisiyle Anayasa değişikliği TBMM’ne sunulabilir.
-330 ile 366 oy alan teklif,
Cumhurbaşkanı geri çevirmezse, halkoyuna sunulmak için Resmi Gazete’de yayımlanır.367 ve daha çok oy alan teklif de
Cumhurbaşkanı’nca bir kez daha görüşülmek üzere geri çevrilebilir. Ancak 367 ve daha
fazla oy alan teklifin halkoyu
zorunluluğu olmayıp yalnız Cumhurbaşkanı
isterse halkoyuna sunulabilir.
-Halkoyuna
sunup sunmama kararını Cumhurbaşkanı
metnin kendisine geldiği günden
başlayarak 15 gün içinde
kararlaştırır.
-Halkoyuna sunulma zorunluluğu ve sunulmama durumunda da teklif yasa no.su alarak Resmi Gazete’de yayımlanır. Resmi Gazete’de yayımdan başlayarak 10 gün içinde iptal davası açılabilir.
İptal davası ancak biçim yönünden açılır. Öz (esas) yönünden Anayasa değişikliklerine ilişkin yasanın iptali dava edilemez.
-Anayasa değişikliklerine ilişkin
yasanın yürürlüğe girmesi,, referanduma
(halkoylaması) gidilecekse , bu evrenin tamamlanmasıyla gerçekleşir. Bu durumda
dava açılması . Anayasa Mahkemesi’nin vereceği
yürürlüğü durdurma kararıyla etkili olabilir. Mahkeme’nin halkoylaması
gününü durdurması olanağı varsada halkoylamasının yapılmasından sonra yapabileceği
hiçbir şey yoktur. Halkoyuyla ters düşüp yeni tartışmalar
yaratmaktansa olumlu ya da olumsuz kararını bir an önce vermelidir.
-Tehlike, halkoylamasına gidilmediği
zaman , yasa hemen yürürlüğe gireceği için , yeni yasanın önceki yasa (Anayasa ) kurallarını kaldırması nedeniyle açılacak iptal davasında yürürlüğü durdurma ve iptal kararı da verilse
, önceki kurallar yürürlüğe girmeyeceğinden,siyasal iktidarın boşluğu doldurmaktan kaçınarak ya
da geciktirerek veya iptal edilenlere
yakın kuralları yeni bir yasa ile yürürlüğe sokarak yaratacağı kaostadır.
-Halkoyuna sunulma durumunda .konu edilen
yasa yürürlüğe girmeyeceği için , önceki kurallar yürürlükten kalkmaz. Bu
durumda verilecek yürürlüğü
durdurma ve iptal kararları karşı çıkılan değişikliğin gerçekleşmesini önler. Şimdilik sakıncalı
kuralların yaşama geçmesini
önlemenin yolu budur.
* * *
İktidar
partisinin genel başkan yardımcılarından biri yıllardır konuşup yazılan
değişikliği istenen kuralları
kendilerinin ancak gündeme aldıklarını
unutup ‘Niye karşı çıkıyorsunuz?’ diye eleştiriyor. Bunlara bir şey
denildiği yok.parti kapatılması, Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu’yla ilgili düzenlemelere, bunlar için öbürlerinin araç olarak
kullanılmasına, aldatma-kandırma yolunun izlenmesine, ayrı ayrı oya sunulması
gereken (TBMM yasanın sonunda buna da karar vermek zorundadır) maddelerin
birlikte oya sunularak oldu-bittiye getirilmesine . diktaya kayılmasına karşı çıkılmaktadır.
Anayasa
Mahkemesi, değiştirilmesi önerilemez kuralları
etkileyecek Anayasa değişikliklerini
biçim yönünden, cumhuriyet biçimine dokunması nedeniyle iptal edilebilir. Önceki, sıkmabaşı
üniversitelerde serbest bırakma amaçlı Anayasa’nın 10. ve 40. maddesi değişikliklerinde yaptığı
gibi. Böyle bir durumu saptarsa
kaçınılması olanaksız görevi ,Anayasa yoluyla devleti ve rejimi korumak ve kurtarmaktır.
|
|
|
Çarpıklıklar |
|
|
|
Cuma, 09 Nisan 2010 |
|
Neler söylenmiyor, neler yazılmıyor ki.
Hepsini ciddiye almak onlardan biri olmak demektir. Siyasal alanın karanlığı,
iktidar militanlarıyla tetikçililerin
atışlarını artırmış ve hızlandırmıştır. Gün geçmiyor ki Mustafa Kemal
Atatürk’e sataşılmasın, yargıya yüklenilmesin kişiliklere ve onurlara
saldırılmasın. İnsanı insan yapan terbiyenin dışına çıkılarak çıkar güdüsü ve
inatla sürdürülen karalayıp kötüleme
oyunları özellikle medyada sergilenmekte,siyasal ortamlarda değişik
söylemlerle kavgaya dönüşmektedir.
Ulusun ibretle izlediği tutum ve davranışlar demokrasiye olan inancı ve güveni
de etkilemekte, karamsarlığa ve umutsuzluğa neden olmaktadır. Duruşu ve bakışı
ile ağırlığını duyuracak güçlerin paslaşma görünümü içinde etkisiz kalarak ‘itibar yitirmesi’ toplumsal yaşamımızın
giderilmesi güç bir sayrılığı durumuna gelmiştir.
Kimi,
Mustafa Kemal’ in ‘erkler birliği
istediğini’ öne sürüp 1921
Anayasası’nın nedenini,zamanının
koşullarını,uğraşılan sorunları ve amaçlanan erekleri bilmediğini ortaya
koyarak bilgisizlik ve aymazlıkla sözde iktidarın anayasa taslağını
destekliyor.Kimi de ‘ulusalcılık
hezeyandır’ diyerek sapkınlıklarına yenisini ekliyor. Başbakan’ ın ‘ Parti kapatmalarına Meclis’in olur vermesi koşulunun neresi aykırı? Üyelerinin yargılanmalarına kendileri karar vermiyorlar mı?’ diyerek taslak
eleştirilerini yanıtlaması hukuk
dışılığın en belirgin örneğidir. Demek
ki ülkemizde okuyanlar giderek azaldığı gibi
okuduğunu anlayanlar da iyice azalıyor.Batı’nın önerilerini bile
kavrayamayan , tersine çevirip ulusuna kendi amacı doğrultusunda dayatmaya çalışan siyaset adamları giderek zararlarını
yoğunlaştırmaktadır. Bir de hukukçuymuş gibi taslağa son biçimini Başbakan’ın vereceğinin açıklanması tehlikenin boyutlarını göstermeye yeter.
Yargıçlıkla hiçbir ilgisi olmayan bir Anayasa Mahkemesi
raportörü de beklentileri
nedeniyle olacak, hiç sıkılmadan ‘Yargıtay,
Danıştay ve HSYK içinde tehlikeli ve yıkıcı
bir siyaset olduğunu’ söyleyebilmektedir.
Anayasa’nın 66. maddesinin ‘Türk vatandaşlığı’ yerine Türklüğü
tanımlaması yanlışlığının yine yanlışlıkla giderilmeye çalışılması, Türklük ve Türk
düşmanlarının ,’Türk’ sözcüğünün
birleştirici, kaynaştırıcı, tümleyici niteliğini göz ardı eden Kürt ırkçılarının bu adın Anayasa’dan
büsbütün çıkarılmasını istemelerine
neden olmuştur. Türk olduklarını söylemekten kaçınan , çağdaş Atatürk milliyetçiliğinde özetlenip
odaklanan Türk milliyetçiliğine sırtını dönen, alt-üst kimlik tartışmalarıyla
ulusal tümlükte yaralar açan iktidarın
zamanla ödünler vererek us dışı isteklere yaklaşacağı, anayasa taslağına destek
için yumuşak yaklaşımlar içinde olacağı kestirilmektedir.
Mustafa Kemal 1920,1929,1931 ve 1935
konuşmalarında yargı bağımsızlık ve yansızlığını açıkça vurgulamıştır. (Ulus
gazetesi)1924 Anayasası’nın Dördüncü Fasıl’ı ’Kuvve-i Kazaiye’ başlığıyla 53-60. maddeden oluşur. İstemeseydi
erkler ayrılığına Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Anayasası’nda yer verir miydi?
Başka bir sistem amaçlasaydı bu Anayasa’nın 4-8. maddeleriyle düzenlenen
erklerden söz edebilir miydi?
1924 Anayasası’nın ‘Türk, Türkiye,Türkçe’ sözcüklerine yer
veren 20’ye yakın maddesi var. Mustafa Kemal’in ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir’
sözünün kapsamını, anlamını, değerini yadsıyarak ırkçı istemlerle Anayasa’nın
en temel öğesinden arındırmak çabalarına
yurtsever hiç kimse katılamaz, destek ve olur veremez.
‘Türkiye
bayrağı,Türkiye orduları,Türkiye insanı, Türkiye hekimi, Türkiye anası…mı
denecek?’ Dünya örnekleri, tarihsel gerçekler, bilimsel kaynaklar ve
değerlendirmelerde anayasa yapanları doğrulamıyor. Geleceklerini güvenceye
almak için anlamsız, gereksiz, sakıncalı değişiklikleri dayatmaya ve ne olursa
olsun geçirip yürürlüğe koymaya çalışan iktidarcıların iyi düşünmesi gerekiyor.
Anayasa pas pas,Türkiye çiftlik, hukuk oyuncak değildir.Mustafa Kemal’in ‘Mahkemelerin mutlak dokunulmazlığı ve
bağımsızlığı üzerine söz yoktur’ demesini unutmamalıdır. (1931 Anadolu Gezi
Notları) ‘Ne mutlu Türküm diyene!’
özdeyişinin anlamını bilmeyen kimse ne Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığına
yaraşır ne de Türklüğün soyluluğuna.
ÖZGÜN
SÖZLER:
Gülmek
güzellik; gülünç olmak çirkinliktir.
Yekta Güngör ÖZDEN
|
|
|
ASIL ÇÖZÜM (!) |
|
|
|
Pazartesi, 05 Nisan 2010 |
|
Başbakan’ın 6 Mart günü
İstanbul’da işadamlarının
oluşturduğu bir kalabalığa seslenişini üzüntüyle izledim. Sanki
partisinin kasasından , kendi kesesinden yaptırmışlar gibi Adliye binalarının
kazandırıldığını anlattıktan sonra yargıya , bir Başbakan’a hiç yakışmayacak
biçimde saldırıyordu. Yandaş kalabalığın
kendileri için her zaman en sağlıklı
güvence olan yargıya saldırılara alkış
tutması, Başbakan’ın konuşmasından daha acı idi. ‘Demokrasi’ sözcüğünü şifre gibi kullananların hiçbir demokraside görülmeyecek olumsuz tutumu yalnız bugün için değil,
gelecek için de en büyük tehlikedir.
* * *
Başbakan’ın yargının karakterini bozacağı belirtisi olan anlamsız, gereksiz ve de sakıncalı saldırısı yurttaşların değişik nedenlerle yakındıkları yargılamaları daha
çok bozacaktır. Yarınlarda kendileri muhalefete düşünce çok yakınıp dövünecekler ama iş işten geçmiş olacaktır. Gerçekte yargıya
yönelik çabalarının hiçbirisine gerek
yok. Asıl çözüm, biraz sabretmesini
öğrenmelerinde. Nasıl olsa Cumhurbaşkanlığı’nı, Meclis Başkanlığı’nı,
Başbakanlığı , kimi ayrık durumda bir çok organ ve birimi, üniversitelerin
büyük çoğunluğunu, (başta YÖK) ele
geçirdiler. Değiştirmeye kalkıştıkları Anayasa için riskli halkoylamasına gidip ‘Yitirsek de seçimleri erken yapmayacağız’ dedikleri direnmeyle kimi olumsuzluklar yaşayıp üzüleceklerine
azıcık beklesinler.
Anayasa Mahkemesi’ndeki üye açığı
dörde çıkacak. Hepsini Cumhurbaşkanı atayacak. Yargıtay Başkanı,
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri de değişecek. Yinelemekle düşüncelerimizi ağırlaştıran ‘Yargıya dışarıdan gelecek etki ve
baskılardan çok, içeride bu tür etki
ve baskıya açık olanların bulunması daha
yıkıcıdır’ sözünü doğrulayacak
olaylar birbirini izlemektedir. Sanıyoruz yıllardan beri Adalet
Bakanlığı’nın adaylığa kabul
ettiklerinin görev almasıyla kimi
yandaşlıklar açığa çıkmaya başladı. Kimi soruşturma ve kovuşturmalar bu durumun
kanıtı sayılacak biçimde yürüyor. Bu yapılanma içinde nasıl olsa Anayasa Mahkemesi’nde ,Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu’nda çoğunluğu kendi adamlarından oluşturma olanağını bulabileceklerdir. Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine seçimlerle de buralarda etkinlikleri artacaktır. Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı seçimi de herhalde iki yıla
kadar yapılacaktır. Daha ne istiyorlar?
* * *
Korkuları çok büyük olacak ki beklemeye katlanamıyorlar. Oysa
kişilik, onur,yurtseverlik, hukukun üstünlüğüne
saygı kavramlarının bilincinde olmayan
ya da siyasal, dinsel eğilimler ve bağımlıklarla görevini kötüye kullanabilecek insan
çıkabileceğinden yandaş yargı
oluşabilir. Hukuku bağlılığı,hukuk devleti yapısını, hukukun üstünlüğü
ilkesini, yargı bağımsızlığını, yargıç güvencesini, adaletin erdemini, onur
kavramını gölgeleyip karartmaya, bozup yıkmaya ne gerek var? Biçimsel durumu
yürürlükteki kurallarla kendi yararlarına sağlayıp yapılan , kurumları
adamlarıyla doldururlar, kavgasız, gürültüsüz amaçlarına ulaşırlar.
Sonrası ne mi olur? Onu
kestirmek güç. Ama ne olursa olsun kendi düşen ağlamaz. Af yasaları,
enflasyonun neden olduğu olumsuzluklar bilinirken, özellikle Kürtçülerin
düzelmeyeceği her gün yeni bir olayla
kanıtlanırken ‘genel af’
önerisinin ana muhalefet
partisinden gelmesi ilginçtir. Oy ve
iktidar için ne ödünler verildiğinin
yeni bir örneğidir. CHP, af yasalarından
ders almadıysa söylenecek söz
yoktur. Yalnız çarşaf olayları uyarmaya yetmeliydi. Toplumsal barış için aflar
çözüm değildir. Aflarla verilen diplomalar bir şeye yaramadığı gibi
salıverilenlerin yeni suçları da adaletle
oynamanın zararlarını göstermektedir. Toplumsal barış için eğitim ve
ekonomi başat, başka çözümler düşünülmelidir. Seçmenlerin karşısına gerçekçi, içtenlikli, akılcı
tasarımlarla çıkılmalıdır. Söz kalabalığı,
gösteri ve kandırmacalarla değil.
|
|
|
Cılkı çıktı |
|
|
|
Cumartesi, 27 Mart 2010 |
|
‘Demokrasinin mi, hukukun mu, siyasetin mi, neyin cılkı çıktı?’ sorusunun yanıtı ‘Neyin cılkı çıkmadı ki?’ sorusuyla
verilebilir duruma düşüldü. İnsan hakları, demokrasi,. İnanç sömürüsü,
kadrolaşma ve partizanlıkla sürdürülen
siyasetin yanında yakınmalara konu
edilen soruşturma ve kovuşturmalar,
şaşırtıcı işlem ve uygulamalar birbirini
izliyor. Gün yok ki çarpıcı bir olayla
açılmasın,üzücü bir olayla kapanmasın. Ülkenin varlıklarının elden
çıkarıldığı,kaynaklarının çarçur edildiği
devletin temelini oluşturan ilkelerin
ve değerlerin yadsınıp yıkılmaya çalışıldığı, toplumsal barışın
bozulduğu,ulusal dayanışmanın
umursanmadığı,borçların ve suçların arttığı,eşitsizlik ve kayırmanın her
tür ölçüsüzlükle yaygınlaştığı bir ortamda neye güveneceğini, ne olacağını
soranlar giderek artmaktadır. Karamsarlığı, umutsuzluğu, yılgınlığı ve
olumsuzluğu yaşam sözlüğüne almamakta direnenler bile tedirgin ve endişelidir.
* * *
Demokrasinin kaynağı ve dayanağı laiklik ilkesine karşı eylemlerin
odağı olmakla suçlanıp cezalandırılan iktidarın anayasa
değişikliğine soyunması özün biçime
kıyılmasıdır. Sayısal çoğunluğun suçu ortada iken,konunun anlamı rakamlardan
önce gelirken tümüyle ya da parça parça
Anayasa değişikliğinin öngörülmesi eyleminde direnenlerin daha büyük
olumsuzluklara neden olacağının belirtisidir. Muhalefetin ve demokratik kitle
örgütlerinin etkisizliği,yetersizliği, üniversitelerin ve kimi devlet
organlarındaki iktidar ağırlığıyla yandaşlığın sonucu olan suskunluk ve
donukluk,yurttaşların yaşam koşullarına bağlanacak tepkisizliği sorunları
büyütmektedir. Irak’ta Türk askerlerinin başına çuval geçiren ABD generalinin
konuk olarak karşılanıp ağırlanması bile düşülen durumun acı bir yanıdır.
Üniversitelerde karşıt görüşlü öğrencilerin kavgalarına parti
kongreleriyle TBMM toplantılarındaki
kavgalar eklenmiş ,askeri alanlarda sıkmabaşı çarşaflı kadınların , türbe
ziyaretleri izlemiş, çarşaflara rozet
takmak, Kur’an kursları açmak,Umre’ye götürmek gibi seçim sözleri yetmiyormuş gibi tarikatçılarla
görüşmeler savunulmaya başlanmış, yargıya ve Silahlı Kuvvetler’e saldırılara karşı birleşilememiş, vesayet ve
yanlılık çığlıklarıyla iktidar yandaşlığının genişlediği medya sorununa çözüm getirilmekten kaçınılmış,halkın hak ve özgürlükleri yeterince
savunulmamıştır.
* * *
Suçlular güçlü olmakla yol almışlar,masumlar suçlu sayılmışlar
çalıştaylar ve açılım yemekleriyle ,açılış nutuklarıyla gündem sürekli değiştirilerek gerçekler halktan
saklanmış, seçmenler avutulup uyutularak
herkes bildiğini okumakta direnmiştir. Arsızlık, yüzsüzlük, şirretlik,
şımarıklık, taşkınlık ve saldırılarla
değişik suçlar, özellikle Atatürk
ve Cumhuriyet düşmanlığı ilkellik ve
terbiyesizliklerle sürmektedir. ‘Her
yar karanlık’ deyimini
anımsatan olumsuz durum duyarlı
yürekleri burkarak genişlemektedir.
Yazar Emin ÇÖLAŞAN’ın 3.2.2010 günlü
SÖZCÜ’deki köşesinde yayımladığı Emekli
Korgeneral Nevzat BÖLÜGİRAY’ın
mektubu ile Topkapı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber ORTAYLI’nın MHP’nin parti okulundaki konuşması iyi değerlendirilmelidir.
Kavramların içinin boşatıldığı, kuralların anlamını yitirdiği günümüzde
oynanmayan ve bozulmayan bir şey kalmamış gibi. Eğitimde durum içler acısı, on binler ‘sıfır’ çekiyor.
* * *
Ayrılıkçılık, bölücülük almış başını gidiyor. Avrupa
Parlamentosu’nda altıncı Kürt konferansı
düzenlenerek Türkiye milletvekili ,
terör örgütüyle görüşülmesi gerektiğini söylüyor. Başbakan ne olduğu hala
belirsiz açılımlardan dönülmeyeceğini
yineleyip yıkıcılara yanıt vermekten
kaçınıyor. Kimi üniversiteler Atatürkçü Düşünce
Topluluğu üyesi öğrencileri
ailelerine şikayet edip psikolojik iyileştirmeye çağırıyor, kimisi de çalışmalarını sınırlayıp engelliyor. Çağın
Polis dergisinin son sayısında Dr. A. Nihat DÜNDAR’ın açıkladığı suçlara ilişkin çizelgedeki
sayılarla ceza ve tutukevlerinin 104.690
kişilik barındırma olanağına karşın
Eylül 2009’da içerdekilerin
150.806 kişi olduğu gerçeği herkesi düşündürmelidir. Nutukla, yalanla,
oyunla bir yere varılamaz. Çok şeyin cılkının çıktığı ortada. Dalkavukluk işe
yaradığından bu gidişle Başbakan’a ‘Allah’
diyenler de çıkabilir. Yandaşlar nasıl gezilere katılıyor, aranıyor,
ödüllendirilip olanaklarla donatılıyor,
her şey belirgin.
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 19 - 27 Toplam: 165 |
|
|
Döviz Kuru(TCMB) |
| USD Alış | 1.5033 YTL | | USD Satış | 1.5106 YTL | | EURO Alış | 1.9179 YTL | | EURO Satış | 1.9272 YTL | |
|
Toplam Ziyaretçi |
|
59685595
|
|
Son 5 İlan |
| = Resimli | |
|