|
|
Yekta Güngör Özden
|
SİYASAL TABLO |
|
|
|
Cuma, 07 Aralık 2007 |
|
Anayasa
tartışmalarıyla gündemi değiştirme ustalığını bir kez daha
gösteren AKP iktidarı seçim
sonuçlarının tartışılmasını,özelleştirme
zikzaklarını,soygunları,rüşvetleri,suçları , partizanlığı,kadrolaşmayı, kayırmaları,eğitim-öğretimdeki bozuklukları
bir tür hasır altı ederek
konuşulmalarını önledi.Oyların ne
verilerek,neler yapılarak
alındığına ilişkin dedikodular
halâ sürmektedir.Başbakanın/raporla
askerlik yapmayan oğlunun babasının yanında heykel gibi
durduğu,başkasının çocuğu
askere gitme -şeydi kıyamet koparılacağı anlatılmaktadır.İktidar borazanı ve özel
ekranı durumuna gelen-getirilen TRT'nin
çabalarıyla pembe tablolar çizimi sürdürülüp önceki Cumhurbaşkanının uygun bulmadığı atamalar birbir gerçekleşirken Başbakan torun
turuna çıkmıştır. Terör her gün can
almaktadır. Türkiye karşılık vermemesine karşın savunmada bulunmasına
karşın savaşla
suçlanmaktadır.Halkımız teröre tepkinin sözde kalmasından derin üzüntü duymaktadır.Sınırını koruyamaz
duruma düşürülen devletin
altı oyulmaktadır.Anayasa değişiklisinin gizlilik içinde yürütülmesi,iktidarın bildiğini
okuyacağını,sıkmabaş hedeflenerek
bu yola gidildiğini
açıklaması kaygıları
artırmıştır..
Anayasa profesörü E.Özbudun beğenilmese de
emek vermiş, bir metinin hazırlanmasına
Başkanlık yapmıştır.Birlikte çalıştıklarını lâik Atatürk Cumhuriyeti karşıtlarından seçmesi, iktidarın siparişine,
amaına uygun bir taslak hazırlamayı içine sindirdiğini göstermektedir.Kuralların son biçimiyle TBMM*ne sunulmasına kadar konunun-iktidarın amacı dışında-ciddiye
alınıp önemsenmesini uygun
bulmamaktayız..
Her yazısında yansız
olduğunu ileri sürüp yandaşlıktan ve katılıktan kurtulamayan bir köşetaşı
hukukçuluk taslayarak sürekli saptırıyor.Bilgi yoksunluğunu yansıtan iktidar yanlısı yazılarıyla tepki
uyandırıyor."Dinci
darbe tehlikesi olmadığını”
ileri süren siyasal kahinler türedi, En
azından Anayasa darbesi hazır.
NELER NELER
Vahdetin’ in vatan haini olmadığı. TBMM kararına karşın saylandıktan sonra şimdilerde Derviş Vahdeti’yi aklama
çabalarına rastlanmaktadır. MHP zorunlu
din derslerini savunarak iktidara desteğini sürdürmektir. .Sıkmabaşlıların, eşlerinin
kayırılması sürmekte, liyakat
yerine tarikat bağı aranarak,bıyıklar göre yakınlık kurularak memurlar bekleme odalarında
tutulmaktadır. Dinsel söylemler artmakta
televizyon izlenceleri kınanacak
içeriklerle başıboşluğun
boyutlarını ortaya koymaktadır.
Türkiye'nin Washington
Büyükelçisi Nabi Şensoy,
Fethullah" çıların .ABD
Başkanı Bush’a övgüler
yağdırılan iftar yemeğine katılmıştır.
Başbakanın kınanacak konuşmalarını eleştirecek yerde,haklı yanıtlar vererek görevlerinin gereğini yerine getiren
yargıyı ve üniversiteyi sorumlu tutmaya çalışan aklı evveller ve ”Saygısız
anlatımlarla yargıya ders vermeye,akıl öğretmeye kalkışan kimi dönekler,bireylerin
amaçlı çıkışlarını bırakıp devleti suçlayan malum yazarlar, bunları doyuran
patronlar var.
|
|
|
YENİ DÖNEM |
|
|
|
Cuma, 30 Kasım 2007 |
|
Gerçekte ve aslında yeni bir şey yok. Kim olduğu,nerden ve nasıl geldiği bilinen insanların yeni bir görev üstlenmesi yenilik sayılıyor.Oysa yenilenme biçimsel bir olgu çizgisinden öteye gitmiyor.Yineleme(tekrar)den başka bir şey yok.Ülkemizin gerçek yenilenme tarihi 1923’tür.1950 de biçimsel bir yenilenmedir. Yılların CHP ileri gelenleri DP adıyla sahneye çıkınca yenilenme sanıldı ve aldanıldı. Kişiler söylem ve eylem uygunluğu, tutum ve davranış biçimi ve yaşam düzeniyle kendi düzeylerini kanıtlar. İkilemlerle, içte şöyle, dışta böyle zikzaklarla ancak kişiliksizlik ve tutarsızlık sergilerler. Bir kimseyi, yine biçimsel bir gereği yerine getirmek sayılan andiçme de yenilemez. Düşünce yapısı, duygusal durumu, eğitimi, deneyimi, önceki yaptıkları birden ve bir andla değişmez. Dışarıya karşı okunan and, kendi içlerinde "Yasal ve biçimsel zorunluluk, bunu yapmazsak asıl yapacaklarımızı yapmak olanağını kaçırırız, yapamayız, siz söze değil, öze bakınız denilerek savunulamaz mı? Yıllarca lâikliğe karşı çıkmış kimsenin, lâiklik üzerine andiçmesi inandırabilir mi, güven verir mi? Laiklik uygulamasını kendine göre tanımlayan(târif eden)eden kişinin bu anayasal ve yaşamsal ilkeyi koruması, uygulaması, bu ilke ye uyumu konusunda haklı kuşkular doğmaz mı? Laikliğin yeni tanıma gereksinimi yok. Özel yaşama karışan da yok. Önemli olan kamusal yaşamdır. Kimsenin kendi anlayışı, hukukun yargının anlayışından üstün ve öncelikli değildir. Kişisel tercihlere değil, yargının kararma uyulacaktır. Yeni Cumhurbaşkanı seçimiyle yeni bir dönem başlamıştır. Neler olacağını izleyip göreceğiz. Yeni olan, dönemdir.GİRİŞİMLER İşte Anayasa değişiklik tasarısından sızdırılanlar. Atatürk ilkeleri, Kurtuluş ve Kuruluş felsefesinin kaynağı ve açılımı iken dışlanıyor. Bu ilkelerden kim, ne zarar görmüş eğitimde gözardı edilmesi, Osmanlı tebaası ümmetçi, dinci, eyyamcı, kaderci, ırkçı, faşist, millî görüşçü vb. yetişmesine yaramaz mı? Cumhuriyetin yurttaşı yetiştirmek görevi savsaklanmayacak mı? Günümüz gericileri ve lâik cumhuriyet karşıtları eğitimdeki bozuklukların ve boşlukların ürünü değil mi? Bunlar az mı geliyor? Cumhurbaşkanı seçimini, işgalci ve terörist ABD ile çıkarcı AB’nin sevinçle karşılaması ne umup ne bulduklarının kanıtıdır. Bunlar sevinirse bizim üzülmemiz yanlış mı olur?Anayasal ve yasal tanımların uyulması zorunlu kuralları, ilkelerdir. Bağlayıcılık işlemler içindir, özel yaşam için koşulludur. Herkesin “Cumhurbaşkanım, benim cumhurbaşkanım” demesi zorunluluğu yoktur ve istenemez. Ben Anayasa Mahkemesi Kuruluş Yıldönemi Törenlerindeki açış konuşmalarımda hep "'Sayın Cumhurbaşkanı” dedim. "Im” ekini koyarak kişiselleştirmedim. Anamuhalefet liderinin "Karanlığa giriyoruz„sözü duyarlık çağrısı olarak algılanmalıdır. Karşı devrimciler amaçlarına ulaşmaktadır.Ayrıntıda tartışılacak olan Anayasa Derişiklik Taslağı, anamuhalefetin Anayasa Mahkemesi’ nde dâva açmasını milletvekili sayısına banlaması, Mahkemeye üyelerinin önemli bir bölümünü yasama organının seçmesi, önemli kararların nitelikli çoğunlukla alınması zorunluluğu önerileriyle sakattır, yanlıştır, sakıncalıdır. Demokrasi iktidar partisi çoğunluğunun diktasına olarak veren sözde bir düzen değildir. Anayasa’ nın 2.maddesini geçersiz kılacak ilgili kural değişiklikleri de ağır hata olur. İktidarın özellikle önceki dönem yetkililerince açıklanan gerici ve tutucu görüşleri, hazırlıkların danışıklı dövüş biçiminde liderlerin isteği, partinin eğilimi doğrultusunda olduğu izlenimini vermektedir. Bundan yüreklenin DTP’ liler Anayasa’ nın değiştirilmesi önerilemez ilk dört maddesinin değiştirilmesini istiyorlar. Acaba ihtilâl mi istiyor, bekliyorlar?Bilimadamı olanlar 1970’den başlayarak sözü edilip 1985’ lerde yaygınlaştırılıp yaygarası koparılan sıkmabaşm niçin kullanıldığı,amacının ne olduğunu bilmezler mi? Özgürlük kavramının dinsel amaçla sömürülmesine*demokrasinin yozlaşmasına gözlerini iktidar hevesiyle kapatan profesörler,lâikliği suçlayan öğretim üyeleri yapay lâik,sözde bilim adamıdır.Rejim bu gidişle gerçekten tersine çevriliyordun uygun tanımı gazeteci Cüneyt Arcayürek yaptı: Özde İslam,sözde laik..Aydınları, siyasetçileri güven vermeyen ülkede kime, neye, nasıl güvenilecek. Asıl yıkım budur. Önceki ve yeni Cumhurbaşkanı’ nın gidiş ve gelişlerine ilişkin yazılar aydın sanılanların ne olduklarını daha iyi göstermiştir.
|
|
|
OPERASYON |
|
|
|
Cuma, 23 Kasım 2007 |
|
Başbakan olmadan önce de ABD*ne gidip gelen Recep Tayyip Erdoğan her seferinde görüşmelerin olumlu geçtiğini,başarıyla döndüğünü ileri sürer,şakşakçılarının yazıları ve konuşmalarıyla okşandıkça kendisini gerçek bir devlet adamı sayarak şişinirdi.5 Kasım 2007 görüşmeleri de böyle olmuştur. Anamuhalefetle yavru muhalefetin eleştirilerinin ortasında bir çizgide bulunulduğu anlaşılmaktadır.Yanında iki Bakan ile Genelkurmay İkinci Başkanı’nın bulunmasından başka hiçbir değişiklik olmayan Bush’a yaptığı görüşmenin ‘Tarihî’ olarak nitelendirilmesi,devlet medyası durumuna gelen kanal ve basının zorlama bir nitelendirmesidir.İleri görüşlü bir yönetim,teröre karşı tüm önlemleri alır, operasyon için TBMM kararını çıkartır ve hemen gereğini yapardı. 0 zaman ABD'nden ya da başka yerlerden olur almaya da gerek kalmazdı.Meclis kararı öncesi yürütülen diplomatik çabalar olumsuzsa karar alıp yerine getirememektense karar almama yolu yeğlenir, temaslar olumlu sonuçlanırsa karar alınıp hemen yerine getirilerek TBMM' nin ve Devletin saygınlığı korunurdu. Şimdi TBMM kararının yerine getirilmesi Bush’un iki dudağının arasına bırakıldı. Bu durum,bir anlamda TBMM kararının Bush'un onayına bağlı tutulması demektir.Elbet operasyon çocuk oyunu değildir.Yapılmasının yararı zararı çok iyi düşünülecektir. Koşullar, zaman, dış destek vb. Ancak yapılamayacak şeyi hiç söylememek gerekir.RTE m Bush'la görüşmesinden sonra mutlu olduğunu söyleyip ulusal Basın Kulübü1nde operasyon aşamasında olunduğunu açıklaması birbiriyle uyuşmamak tadır.Çünkü Bush,operasyondan hep uzak durmuştur.Üçlü mekanizma, operasyonun buzdolabına konulmasıdır.Ayrıca,"Güneydoğu’da operasyonların hızla sürdüğü,, açıklaması sonuçlarına ilişkin doyurucu ve mutluluk verici bilgileri gerekli kılmaktadır. Ülkemiz içinden sürdürülen saldırılar (6 Kasım Tunceli olayı) yuvalanmayı, "gece silâhlı,gündüz külahlı„deyişini doğrulayan hainliği,amacın demokrasi,eşitlik vs. olmayıp toprak almak, ayrı devlet kurmak olduğunu bir kez daha göstermiştir.Bush-Erdoğan zirvesinden çok önemli kararlar çıktığını söyleyerek halkı aldatmanın hiçbir anlamı yoktur."Stratejik ortak„ sakızının hiçbir yararı görülmemiştir.İstihbarat katkısı,PKK kamplarının üzerinde ABD keşif uçaklarının dolaşması, PKK bürolarının kapatılması,göstermelik,"Dostlar alışverişte görsün,, türü davranışlardır .ABD, Irak’taki varlığının güvencesi saydığı Kürt gruplarla Türkiye ye karşı koz olarak koruyup desteklediği PKK1dan vazgeçmemektedir.BOP açılımını bu kollarla yürütmeyi düşünmektedir. ‘Ortak mücadele’ lafta kalmaktadır.
|
|
|
Onu sevmek için adam olmak yeter!.. |
|
|
|
Cuma, 16 Kasım 2007 |
Ülkemizi emperyalist dış güçlerle, işbirlikçi yönetimin kötülüklerinden kurtaran, Müdafaa-i Hukuk ruhu ve Kuva-yı Milliye ateşinin zafere ulaştırdığı Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla her alanda tam bağımsızlığı, özgürlüğü, ulusal egemenliği ve aydınlanmayı amaçlayan; savaşların kartalı, barışın güvercini Gazi Mustafa Kemal Atatürk; tüm ulusal varlıklarımızın ve değerlerimizin simgesi, Türkiye aydınlanmasının kaynağı, Türkiye’mizle özdeşleşerek kurumlaşan ilkeler anıtıdır. Ölüm-kalım savaşını kazanarak bize yurdu armağan eden, yoktan var ettiği ulusumuzu ümmet karanlığından çıkaran, aklın ve bilimin egemenliğini benimseyen laik Türkiye Cumhuriyeti’ ni kuran, ilkelerinin temelini oluşturduğu Türk Devrimi’yle sonsuza değin bağımsız yaşama gerekleriyle donatan üstün nitelikli evrensel bir kişidir. Askerlikten siyasete, eğitimden ekonomiye, sanattan spora her alanda gerçekleştirdiği atılımlarla çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkardığı toplumsal yapımızın mimarı, ahlâkı, adaleti, eşitliği, devingenliği özetleyen önderimizdir. Demokrasiyi cumhuriyetle yaşama geçiren, tutsak uluslara örnek çabalarıyla dünyanın beğenisini toplayan en büyük Türk, en çağdaş milliyetçi, insanlık ülküsünün en içtenlikli ve en yürekli savunucusudur.İnsanımızı kula kul olmaktan kurtarmış, İslamiyet’ in bayraktarlığını yapan Türk Ulusu’ na katkılarıyla Müslümanlığa en büyük yararı dokunmuştur. Çanakkale, Sakarya ve Dumlupınar savaşlarıyla kutsal toprakların yabancıların eline geçmesini önlemiş, soy ve inanç ayrımı gözetmeksizin ulusun öğesi olan bireylerin tüm özgürlüklerini kullanmalarını sağlamıştır. Varlık nedenimiz, yaşam felsefemiz ilkeleriyle övüncümüz, kıvancımız, onurumuzdur. O’nun buyruklarını, önerilerini ve özlemlerini yerine getirmek bu topraklarda yaşayan herkesin insanlık ve yurttaşlık borcudur. ****“Ne mutlu Türküm diyene!” özdeyişinin engin anlamı, insancıl yaklaşımı, savaşarak ölen Anzaklar’ın topraklarımızda gömülü olmaları nedeniyle evlatlarımız sayılmasına ilişkin güzel sözleri hepimizi gönendiren yüceliğinin kanıtlarından kimileridir. Yapısı, karakteri, anlayışı, yaşamı ve eserleriyle hepimiz için tanımsız bir örnek olan Atatürk’ü önder ve öncü olduğu, etkisi ve katkısı bulunduğu olaylarla birlikte günümüzün sisli ortamında bir kez daha ayrıntılarıyla topluma sunan Sayın Osman Oy’ un yapıtını beğeniyle karşıladım. Şeyhülislamın ölüm fetvasına, Padişah-Halife’ nin idam fermanına aldırmadan ulusunun başına geçip tüm güçlükleri, isyanları ve ihanetleri göğüsleyerek dünyanın “imkansız!” dediği Türk mucizesini başaran Mustafa Kemal, her yönüyle insanlığı renklendiren unutulması olanaksız kişilerden biridir. “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir.” sözüyle hiçbir ayrım gözetmeden tüm yurttaşları birleştirmesi, “Yurtta barış, dünyada barış” özdeyişiyle barışçılığın evrensel boyutlarını belirtmesi, “Yaşamda en gerçek yolgösterici bilimdir” vurgulamasıyla akla, bilgiye, çalışmaya, ahlak ve adalete gönderme yapması hepimizi derinden düşündürmeli, özellikle soy ve inanç ayrımıyla devletimizin Tek’liğine, ülkemizin Tüm’lüğüne, ulusumuzun Bir’liğine yönelik terör eylemli bölücülük ve yıkıcılık çılgınlıklarının köktendinci, laiklik karşıtı gercililik kalkışmalarıyla tırmandığı günümüzde ulusumuz için bir ışık olarak algılanmalıdır.****Beynimizi ışıklandıran, yüreğimizi sıcak tutan sevgisi ve saygısıyla içtenlikli bağlılığımız, gerçek onurumuz, çocukları olmakla duyduğumuz haklı gurur özbenliğimizi dokuyan özgücümüzdür. Soylu yaşamı, ulusumuz için verdiği uğraşlarla öğrettiği dersler bin kez daha kucaklayıp her zaman birlikte olmamızı sağlamaktadır. Atatürk’ümüzü anıyor, arıyor ve özlüyoruz... AB dayatmaları, ABD baskıları, düşünce-inanç sömürüsü, ayrılıkçı ve bölücü terör, insan hakları ve demokrasinin kötüye kullanılması, ılımlı İslam devleti çabalarıyla birer birer düşürülmeye çalışılan kaleleri ancak Atatürkçülükle koruyabiliriz. Atatürk’le birlikte olmak; Atatürk’te anlaşmak, Atatürk’te birleşmek, Atatürk’te büyümek, Atatürk’te çoğalmak, Atatürk’te güçlenmek ve Atatürk’le yücelmektir. O’nu anlamak, değerini bilmek, sevmek ve saymak için insan olmak, insaflı olmak, adam olmak yeter.
Gözlem’in değerli okurlarına bir kez daha yinelemekle mutluyum: Türkiye Atatürk’tür, Atatürk Türkiye’dir! Ne mutlu Atatürk’ü olanlara ve Atatürkçü olanlara...
|
|
|
DTPliler de takiyye yapıyor |
|
|
|
Cumartesi, 10 Kasım 2007 |
|
Ülkemizde
akıl almaz olaylar hızla artıyor. Suç konusu davranış çirkinliklerini
gazetelerde okuyoruz. Her tür vahşet, saldırganlık, yamyamlığa uzanan bozulma,
çözülme ve ahlak çöküntüsü...
Siyasetin güven vermez dalgalanmaları, ödünler, anlamsız hoşgörüler, sansürler,
haksızlık ve adeletsizlikler, yolsuzluklar neler neler... Toplumsal doku
bozukluğunun belirtisi olmayı aşan kötülükler... Gereksiz af yasaları,
kendilerini kurtarma amaçlı hukuk oyunları, sakıncalı yasa değişiklikleri,
yenileme ve iyileştirme adı altında kötüleştirme. AB’ye uyum özentisiyle
karmaşa. Aykırılıkları kanıksayan, tepkisiz bir toplum.
Bunlar kötü gidişin arka sıralarında yaşanıyor. Ön sıralarda daha
sakıncalıları var. Anayasa’nın 80. maddesine göre TBMM üyeleri yalnız
seçildikleri bölgeyi ya da kendilerini seçenleri değil, tüm ulusu temsil eder.
Anayasa’nın 81. maddesindeki milletvekili andında da “Devletin varlığını ve
bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız
şartsız egemenliğini koruyacağıma... demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk
ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma... ve Anayasa’ya sadakattan
ayrılmayacağıma büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim”
açıklığı vardır. Ayrıca Anayasa’nın 76. maddesi milletvekili seçilecek olanın
Türk olduğunu belirler, 68. maddesi siyasal partilerin kaçınması gereken
durumları, 69. maddesi de aykırılıkların yaptırımını öngörür.
Milletvekillerinin üye olarak katıldıkları yapının adı da Türkiye Büyük Millet
Meclisi’dir.
****
Kimi partilerin milletvekilleri Anayasa’ya aykırı tutum ve
davranışlarıyla 2820 no.lu Siyasal Partiler Yasası’nın 78 ve sonraki
maddelerinin uygulanmasına neden olabilecek durumlar içindedir. Şeriat düzeni
özleyenler, ayrı devlet, ayrı ulus savıyla teröre yandaş olanlar izlenmektedir.
DTP milletvekillerinden kimileri devletin, yasama organının, kendi seçilme
koşulunun bilincinden yoksunlukla Anayasa değişiklikleri nedeniyle “Eğer
yeniden Türk etnisitesine dönük bir tanım yapılırsa, bu bizim için Anayasa’nın
tümden reddine bir gerekçedir” diyebilmekte, ayrılıkçı istemlerde bulunmakta,
daha kötüsü “Birileri istiyor diye PKK’ya terörist diyemeyiz” yanıtını
vermekte, daha da ileri giderek “Kendi halkımıza küfredemeyiz” diyerek halkının
tümünü terörist göstermekte ve ayrılıkçılığı tırmandırmaktadır.
Bu sözleri edenler TBMM üyesi ve Türk milletvekili olamazlar.
Nerdeyse “Türk” ve “Türkiye” sözcüklerini Anayasa’dan, yasalardan, kurum ve
kuruluşların adlarından çıkartacaklar.
Yukarıya alınan kimi sözlerin andlarıyla bağdaşması olanaksızdır. Demek ki
inanarak and içmemişler, içtenlikli değiller, dinciler gibi takiyye yapmışlar.
Bu ölçüde açık aykırılık ve sapma, başka türlü nitelendirilemez. Bu düşüncede
olanların Meclis’te bulunmaması gerekir. Bu sözlerin düşünce özgürlüğüyle
hiçbir ilgisi yoktur. Tam bir karşıtlıktır. Ne yazık ki destekçileri de Türkiye
Barışı Toplantısı adıyla devleti suçlayıp terör örgütünü haklı gösterme
aymazlığını sürdürüyor. Olanlar insanımıza, Türkiye’mize oluyor. Amaçlı yapay
sorunları “Kürt realitesi” olarak gündeme taşımak ve “AB yolu Diyarbakır’dan
geçer” diyerek seçmene selam yollamak kimilerini şımarttı ve azdırdı.
Diyarbakır Belediye Başkanı Türk ilini kendi kalesi sanıyor ve devlete savaş
önerebiliyor. Patlayıcılar başkente kadar ulaşabiliyor.
Yazık, çok yazık...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 19 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 136 - 144 Toplam: 165 |
|
|
Döviz Kuru(TCMB) |
| USD Alış | 1.5033 YTL | | USD Satış | 1.5106 YTL | | EURO Alış | 1.9179 YTL | | EURO Satış | 1.9272 YTL | |
|
Toplam Ziyaretçi |
|
59262867
|
|
Son 5 İlan |
| = Resimli | |
|