|
|
Yekta Güngör Özden
|
Daha ne desinler? |
|
|
|
Cuma, 27 Ağustos 2010 |
|
Bir
olağan eğitim çalışmasının, olumsuzluklara karşı önlemlerin tartışıldığı bir
seminerin zamanı, olanakları, kadrosu gözetilmeden suç olarak nitelendirilmesi,
yargılama evresinde atılan suçun yasal koşullarının bulunup bulunmadığının
değerlendirilmesi tamamlanmadan suçsuzluk belirtisine (masumiyet karinesi)
aykırı yorum ve kanılar çok erkendir ve yanlıştır. Özellikle Silahlı Kuvvetler
yönetimini kendine göre oluşturma çabası açık iktidarın "Kupkuru YAŞ" yaratarak sonuç alma
çabası, Türk Silahlı Kuvvetler Personel Yasası'nın 65. maddesinin il emniyet
müdürünü merkeze alma biçiminde uygulamayı gerektirdiği yönündeki Başbakan Yardımcısı
Bay Arınç' ın sözleri her şeyin
siyasallaşmasına uzanan yolların açılmasıydı.
Türkiye'nin kırmızı çizgileri yavaş yavaş silinmekte. hatta
yerinde derin oyuklar bırakarak yitirilmektedir. Oynanmayan ve bozulmayın bir
şey kalmadığı inancı da iyice yerleşmektedir. Halkoylaması bu yönde sağduyu
egemenliğiyle uyancı işlevini yerine getiremezse yarınlarda aydınlık bulmak
olanaksız kalabilecektir. Tehlikenin belirtileri giderek artmaktadır.
Kentlerin içindeki mayınlar insanımızı aramızdan alırken yarınlarda daha neler
yiyebileceğimizi gösteren olumsuzluklar da birer ikişer ortaya çıkmaktadır.
BDP 'lilerin "Boykot"a ortada durup "Evet"e katkı mitinglerinde Apo posterleri çıkarılmakta, PKK
renkleri dalgalandırılmakta. Bunlarla yetinilmeyip Türkiye Cumhuriyeti
yıkıcılığı dillendirilmektedir.
1
Ağustos İstanbul Çağlayan mitingi, Van, Hakkari, Batman, Mersin toplantıları
yanında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı' nın sakıncalı önerileri, yönü
ve yolu açıkça göstermektedir. Yıllardır Kürt kökenli yurttaşlarımızı
baskılarla kullanarak Kürtçülüğü terörle yaygınlaştırmaya çalışanların asıl
amaçlarının hak ve özgürlük değil, ayrı yönetim, ayrı devlet, ayrı toprak
olduğunu, buna göre önlem alınıp çalışmalar yapılmasını söyleyip yazıyorduk.
Yerel yönetimlerdeki PKK uzantılarıyla Meclis'teki destekçilerinin
konuşmaları, davranışları bunları açık seçik gösterirken iktidarın "açılım"
aymazlığı gerçekleri görmesini engelledi. Kanımızca halkoylaması, şimdilik
belirsiz açılımı, olanaksızlıkları ve yasakları aşan bir aşırı açılımın
ortamını hazırlamak için öngörülmüştür. Kendilerinden olan Cumhurbaşkanı da
onayladığı değişiklik gibi hukuksal hiçbir engel ve gerek yokken Yüksek Askeri
Şura kararlarında iktidardan yana ağırlık koymuştur.
Diyarbakır Belediye Başkanı "Özerklik, bölgesel
parlamento ve PKK renklerinden oluşan ayrı Bayrak" istemiştir.
Anayasa'nın 81. maddesi gereğince "..vatanın ve milletin bölünmez
bütünlüğünü, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma., laik
Cumhuriyete., bağlı kalacağıma., milli dayanışma ve adalet anlayışı
içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanma ülküsünden
ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma büyük Türk Milleti önünde namusum ve
şerefim üzerine and içerim" diye söz verenler de bu andın içeriğindeki
ilkelere, kurum ve kavramlara tümüyle aykırı öneriyi alkışlar ve çığlıklarla
desteklemişlerdir. Daha ne desinler? Başka ne demeleri bekleniyor?
Kışkırtmaları. tehditleri, tartışmaları açık değil mi? Bunlara ne yapılıyor?
Yeni yeni uyananlar "Su uyur, düşman uyumaz" sözünü unutmasın.
•••
İstemediklerini valilik önerisi, bakanlık onayıyla görevden alan
iktidar, ulusal varlığımıza dil uzatanları, namlu çevirenleri görmüyor,
duymuyor mu? Siyaset mi yapılıyor, devlet mi yönetiliyor, evcilik mi oynanıyor?
Festival direnişleri, Seyit Rıza heykeli nelerin belirtisidir? 12
Eylülden daha sert yönetim, daha kötü Anayasa ile 12 Eylül'ün karşılığı
verileceği yalanı yerine gerçeklerle hesaplaşmak niçin göze alınamıyor?
Halkoylamasına gidişte bunların payı yok mu? Ne istedikleri, niçin
çabaladıkları baştan belli idi. Bunları güvendiren, bunları şımartan bugünkü
iktidardır. Şimdi pirincin taşını ayıklamayı kara kara düşünmektedir.
Halkoylaması destek verirse yine aynı şeyleri yapacaktır. İçişleri Bakanının "Dörtyol
ve İnegöl olaylarında provokatörler" bahanesi asla inandırıcı
değildir. Tehlike giderek büyümektedir. Said-i Kürdi külliyesini bir
valinin açması, bahanelerle Silahlı Kuvvetler' e el atma (müdahale) son
belirtileri, YARSAV' ı kapatma kışkırtması olumsuzlukların kimileridir. Boru
hatlarına sabotaj yapılıyor, Türk Bayrağı yakılıyor, daha ne olacak? Özerkliği
demokratik sözcüğüyle kundaklamak ve "Ayrılma yok" yalanıyla
yatıştırmak inandırıcı mı? "Apo ile devlet görüştü, Hükümet
değil" sözleri inandırıcı mı? Hükümet kimin hükümeti? Devleti kim
yönetiyor? Başka hükümet mi?
|
|
|
İşlerine gelince |
|
|
|
Cumartesi, 21 Ağustos 2010 |
|
Hukuk ve Yargı
alanında yakınmalar, üzüntüler- acılar, hastalıklar, ölümler ortada iken
uygulamalardan hiç iktidarın söz ettiği duyuluyor mu? Aykırılıklara karşı suskunluk
ve ilgisizlik, işlem isteklerine duyarsızlık ve savuşturma sürerken işlerine
gelmeyen hukuka uygun durumlar nedeniyle yargı organlarına ve yargıçlara
çirkin saldırılar artarak sürmektedir. Silahlı Kuvvetler'in yapılanmasıyla
ilgili durumlarda bile yargının devreye girmesiyle ortaya çıkan sorunlar
kullanma ve kullanılma hastalıklarının yeni örnekleri sayılabilir. Yargıya kim
siyaset sokarsa, yargıyı siyasetin buyruğuna bırakıp siyasetçilerin aracı ve
anahtarı durumuna düşürürse ülkeye ve ulusa en büyük kötülüğü o yapmış olur.
Başbakan,
Silahlı Kuvvetleri yönetip yönlendirmede etkin duruma gelmek, kalkışacakları
kötülüklerin önlenmesinde engel duruştan çıkarmak için biçimsel yetkilerini
kullanmayı mitinglerde demokratlık olarak sunmakta, asker karşıtlığını demokrasi
söylemleriyle gizlemeye çalışmakta, güç gösterisi yapmaktadır. Günler süren
uzlaşma sonuçlarını kabadayılıkla anlatmaktan kaçınmamaktadır. Şer odaklan
ellerinden gelse 31 Mart Vaka'sı gibi isyan çıkartarak askeriyle ulusunu karşı
karşıya getirecektir. Yazılıp söylenenler bu usdışı çabayı yansıtmaktadır. "Orduya
kıran girsin" diyenin yalnız ağzı değil başka şeyleri-yerleri de
bozuk olmalı.
•••
Yargı şimdiye
kadar kimilerinin "arka bahçesi" ymiş gibi konuşan Başbakan
şimdi kendilerinin spor alanına çevirmek istediklerini saklamaktadır. Yargıda
dernek polemiğiyle de yarın neler yapacaklarının belirtilerini vermektedir.
Yargı hiç kimsenin hiçbir zaman arka bahçesi olmamıştır. Yandaşlık ve araç
olma durumu günümüz iktidarına ilişkin yakınmalar arasındadır. "Ergenekon"
adının verilip konulmasıyla başlayan süreç her şeyi ortaya koymaktadır.
Ergenekon'un Savcılığına soyunan Başbakan Yargıtay Başkanı'nın Adalet Yılı'nı
açış konuşmasından başlayıp Anayasa Mahkemesi'ne "Ana-muhalefet
Mahkemesi" diyecek ölçüsüzlükte direnince iktidar medyası da saldırılarını
artırarak ağırlaştırmıştır. İşlerine gelen kararlar için alkış tutup işlerine
gelmeyenler için saldırıda sakınca görmeyen anlayış ilkel ve çağdışı bir anlayıştır, hukuksallıktan tümüyle uzaktır.
Başbakan "Üstünlerin
hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü istediklerini, bunun için
çalıştıklarını" söylemektedir. Uygulamalar ve tutum gözler önündedir.
Bu sözlerini gerçekçi ve içtenlikli bulmak olanaksızdır. Üstünler kim, onların
hukuku ne? Ayrıca, "Demokrat Parti'yi dikta ile suçlamışlardı, şimdi de
bizi suçluyorlar" diyerek sığındığı söyleme bakınız. Başbakan'ın
sözleri tarihin yargısından daha etkili değildir. 1950-60 arasına özenmesinin
olaylarla doğrulandığı açıktır.
•••
Yüksek Askeri
Şura kararlarına önceki yıllarda karşı oy kullanan Başbakan, bu kararlara yargı
yolunu Anayasa'n in kapattığını biliyordu. Karşı oyu Anayasa'ya karşı bir
gösteriydi. Bu mu hukuka bağlılık? Yürürlükteki kurala uyulur ama değişmesi
için de değişinceye kadar çalışılır. Olayı "Normalleşme-olağanlaşma"
diye karşılayan belli kalemler bekledikleri karmaşa için zil çalıp
oynuyorlar. "Hukuk" diyerek biçimsel yöntemi yıllardır süregelen
uygulamalardan üstün tutuyorlar. Eğitim, bilgi, deneyim, uzmanlık, özellik göz
ardı ediliyor. Çünkü işlerine böyle geliyor. Kara Kuvvetleri Komutanı olmasını
siyasal nedenlerle istemedikleri Orgeneral l. Ordu Komutanı'dır.
Başka konularda hukuka aldırdıkları
yok. Söylenti, ortam dinlemesine takılma, gizli tanık, montaj, kopya, köstebek
yetiyor. "Masumiyet karinesi, şüphe sanığın lehinedir ilkesi", yakalama
ve tutuklama koşullarına bakılmıyor. Şantaj malzemeleri yandaş medyada
yayımlanıyor. Emekli bir koramiralin 1990'h yıllara ilişkin devleti suçlayıp
sorumluları sayması suç duyurusu olarak işleme konulup araştırılması gereken
bir savdır. Yalan mı, doğru mu aydınlatıp açıklamak yargının ve iktidarın
sorumluluğundadır. Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
için Başbakan' ın "çağdaşlık ve evrensellik" sözlerinin
gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. İşlerine geldiği gibi konuşmakta, YARSAV için AB
örneğini de böyle vermektedir. Yargının hukuktan başka ideolojisi olmaz.
Başbakan' ın Danıştay'ı ideolojik kararlar almakla suçlaması kötü bir
alışkanlıktır, saldırıdır. Böylece hukuk devletinin dışına düşmüştür.
|
|
|
SİYASET ÇARPMASI |
|
|
|
Cuma, 13 Ağustos 2010 |
|
Ulusa hizmet
yarışması olarak özetlenecek siyaset kimi bağımlılıklar ve tutkular nedeniyle
insanları öyle değiştiriyor, bu yolla öyle değişiyor ki ilgi yerine soğukluk yaratıyor.
Seçimlerde ve anayasa değişiklikleri için yapılan halkoylamalarında seçmenlerin
katılmama nedenlerinin başında siyasetçilerin çapsızlığı, kişilik ve nitelik
bozuklukları, düşünsel boşlukları geliyor. Oy almak ya da kendi görüşleri
doğrultusunda oyların fazlalığını sağlamak için yaptıkları konuşmalar, yine bu
amaçla başvurduktan yöntemler gerçekten ürkütüyor, uzaklaştırıyor. Uygarlık
ölçüleri, çağdaşlık gerekleri izlenerek kişiliklerine ve onurlarına saygıyla
yaklaşıp görüşlerini ve eylemlerini eleştirecek yerde değişik tür saldırı
söylemleriyle kinci ve yıkıcı oluyorlar. Daha kötüsü, gelecek için kötü örnek
oluşturma yanında Türkiye'yi Türkiye yapan ilkeler bağlamında ödünler,
bilgisizlik ve kötü amaçlı değerlendirmelerle yalnız siyasete değil ülkeye
zarar veriyorlar.
* * *
Başbakan'ın "Beyaz gömlek-kefen" söylemi bu yanlışlıklardan biridir.
Demokratik yöntemlerle işbaşına gelenlerin amaçladıktan aykırılıklar var ki
karşılarına çıkılacağını, öldürülebileceklerini düşünüyorlar. Yaşı, eğitimi ve
deneyimiyle bilmesi olanaksız olayları değerlendirirken sözlerinin nereye
gideceğini bilmiyor. "Memur Kemal"
nitelemesi de böyle. Memur olmasa iktidar ne yapacak, Başbakan ne yapacak,
devlet ne yapacak? Kendisi de bir ara din görevlisi olarak devlet memuru değil
miydi? Küçümsemenin, aşağılamanın Anayasa değişikliğiyle ne ilgisi var?
Yetmedi, şimdi de "Yargıda böyle
kuruluşlar olmaz" diyerek YAR-SAV'a karşı çıkıyor. Yürürlükteki
Dernekler Yasası'na göre kolluk güçleriyle askerler dışındakiler için dernek
üyeliği izine bağlı değil. Önceki yasada kuruculuk yasak, üyelik olura bağlı
idi. Başbakan, 1974'te kurulan Türk Hukukçular Birliği Demeği'nin Bakanlar
Kurulu kararıyla kamu yararına çalışan demeklerden sayılıp üyeleri arasında
yüksek mahkeme başkan ve üyelerinin bulunduğunu, günümüzde de varlığını
sürdürdüğünü bilmiyor. Karşı çıktığı kuruluş türünde kendi görüşleri
doğrultusundaki kimlerin kurduğunu bilmiyor olamaz.
* * *
Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek. "Yüksek
Askeri Şura kararlarındaki Başbakan ve Bakan imzası ile Cumhurbaşkanı onayının
sembolik olmadığını" söylemiş. Anayasa ve Türk Silahlı Kuvvetler
Personel Yasası'nın öngördüğü yöntem biçim yönünden yasal olsa da kökleşmiş,
gelenekleşmiş uygulamaların üstünde değildir. Ayrıca, gelenek de yasaya aykırı
değil. İngiltere'de yazılı anayasa yerine gelenek hukuku uygulanır. 1992'de
konuk olarak Türkiye'ye gelen Anayasa Mahkemeleri Başkanları arasında bulunan
Danimarkalı Başkan "Kurulduğumuz
105 yıl öncesinden beri bir boş yer için bizim saptadığımız altı adayı Meclis
üçe indirip Kral'a sunar. Kral da hep bizim gösterdiğimiz birinciyi
seçer" demişti. Devlet terbiyesi, demokrasi gereği, hukuka bağlılık
böyle olur. Bizde rektör, üye başsavcı ve komutan atamaları böyle olmuyor.
Kaldı ki kuruluşların seçtiklerini değiştirip bir kez daha sıralamaya bağlı
tutmak asla demokratik değildir. İlgililerin oylarını hiçe sayan, yeniden
süzgece bağlı tutan demokratik anlayış yapaylıktır.
* * *
Köy enstitüleriyle öğretmen okullarının
yokluğunun ürünlerinden Milli Eğitim Bakanı da cumhuriyetle benimsenen yapıyı,
amacı, anlayışı, geçilen aşamaları unutup kız ve erkek okullarının ayrı ayrı
olabileceğini söylemiş. Nereden nereye gelindi. Bu anlayışla ulusal eğitim
medrese eğitimine dönüşür. Başbakan da "CHP döneminde camilerin ahır yapıldığı'na ilişkin yobazların
yalanını yinelemiş. Onlar yıllardır bu çirkin iftirayı yapıyor, yanıtlarını
alıyorlar ama vazgeçmiyorlar. Ancak Başbakan'ın bu söylemi benimseyip
yinelemesi kendisine uygun gelse de sıfatıyla, konumuyla bağdaşmıyor. Ne için
nelere kıyıldığını, nelerin gözden çıkarıldığını görmek acı geliyor. Hele
cumhuriyet kurucusu Türk ordularının özelliğini, Türkiye Cumhuriyeti'nin
kuruluş ve yönelişini göz ardı ederek yürümek. Siyaset, sapma ustalığı değil
yönetme ve yaşatma erdemidir.
|
|
|
KUŞKU |
|
|
|
Cumartesi, 07 Ağustos 2010 |
|
Önceleri
"Vehim" olarak adlandırılan bir duygu ve düşünce durumudur.
İnanı, güveni sarsan, ne olduğunu ve ne olacağını kestirememe nedeniyle
duraksamalara neden olan bir yaklaşım biçimidir. Kişisel ilişkilerde olumsuzluklara
yol açan kuşku, kimi görevliler için duyulmaması gereken en önemli sakıncadır.
Yargıçların kişilikleri, özel ve görev yaşamları yönünden güvensizlik
duyurmaları günümüzde söylem konusu olan sorunlardan biridir. Anayasa'nın 138.
maddesinde yargıçların görevlerinde bağımsız olup Anayasa"ya, yasaya ve
hukuka uygun olarak vicdan kanılarına göre karar vereceklerinin, hiçbir organ,
makam ya da kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yargıçlara
buyruk veremeyeceğinin, yönerge gönderemeyeceğinin, öneri ve öğütte bulunamayacağının
belirtilmesi adaletli yargılanma alanında yurttaşların güven içinde olmalarını
sağlamak amacına dayanmaktadır. Yargıcın yansızlığından, gerçekçiliğinden,
hakça karar vereceğinden kuşku duyulmaması, yurttaşların hak arama özgürlüklerini
anlamlı kılan, esenlik duyuran, yargı güvencesinin kaynağını oluşturan bir
inanıştır. Yurttaşların yargı güvencesiyle yargıç güvencesi birbirini
tümleyen, birbirinden ayrılması olanaksız iki ilke ve olgudur.
Son
zamanlarda seçkin hukukçuların, kimi baroların, Türkiye Barolar Birliği ile
YARSAV'ın eleştirilerine neden olan uygulamalarla ilgili yurttaşların
yakınmaları kimi kuşkuları ve "Acaba?" sorularını
yaygınlaştırmıştır. Türk Ceza Yasası ile Basın Yasası'nda
mahkemelere-yargıçlara etki, baskı eylemlerinin yaptırımlarının belirtilmesine
karşın başta yandaş medya olmak üzere kimi iktidar çevrelerinin değişik türde
olumsuz yaklaşımları izlenmektedir. Hukukun hiçbir yerine sığdırılamayacak
işlemler ve uygulamalar, kimi savcıların Adalet Bakanı'nın vermediği soruşturma
oluru, kimi yargıçların da yine Adalet Bakanı'nın ve Müsteşarının Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu toplantılarını engellemesi yüzünden düzenlenemeyen
kararnameler nedeniyle bildiklerini okudukları söylenmektedir. İktidar
yandaşları işlerine gelmeyen kararları veren yargıçlarla işlerine gelmeyen
kararlar için oy kullanan yüksek mahkeme üyelerine hayasızca saldırmaktadır.
Kişiliklere ve onura saygıyla bağdaşmayan, yansızlıklarını yitirip çekilmeleri
istemiyle sürdürülen çirkinlikler düşündürücüdür.
Yanlılığı
belirgin bir yazar "YARSAV'lı yargıçlarla karşıtı yargıçlar..." nitelemesiyle,
bir meslek derneğine üye olmayı eleştirirken, karşıtlarının varlığını
doğrulamıştır. Yansız bir yazar da "Pensilvanya güdümünde olduğu her
halinden belli bir kısım yargı ve güvenlik mensuplarının başrol oynadığı
tertip..." nitelemesinde bulunmaktadır. Genelkurmay Başkanı'nın
Başbakan'la geç saatlerde görüşmesinin ardından Adalet Bakanı'nın gece yansı
Başbakan'ın konutuna gelmesi, emekli general Engin Alan'ın eşi Nevin
Alanın yakınması kuşkuları ve soruları artırmaktadır. Başbakan Yardımcılarından
Cemil Çiçek'in aylar sonraya verilen duruşma gününü uygun bulma
gerekçesi "işlerin fazlalığı, dosyaların kabarıklığı" şu
soruyu haklı kılmaktadır: "Peki, dosyalar ve ekleri ne çabuk okundu ki
koşullan tartışmalı, zorunlu olmayan yakalama karan verildi?" Ayrıca
Prof. Dr. Haberal'la ilgili tutumları nedeniyle para cezasına
çarptırılan savcılarla yargıçlar için ne işlem yapıldığı, Balbay. Özkan ve
Poyraz'ın uzayıp giden tutuklanmaları için neler düşünüldüğü, 11 inin
durumu Yüksek Askeri Şura'da görüşülürken görevdeki 28 generalin yakalanmasıyla
asker ve sivil kesimde neler planlandığı merak edilmektedir. Önyargılı
Cumhurbaşkanının etkisi bugün belli olur.
Kuşku,
sahibini kemiren bir beden ve ruh kurdudur. Ama asıl sakıncası, kuşku duyuran
kişi ve kuruluşların saygınlığını, güvenirliğini, inanırlığını yitirmesidir. Hukuka
bağlılığı, yargıya saygıyı, yargıç ve savcılara güveni yitirtecek tutum ve
davranışlardan kaçınmak, meslek onurunu ve bağımsızlığını duygusallık ve
yandaşlıkla lekelememek için görevdekiler, emekliler, tüm yurttaşlar özen
göstermelidir. Kuşkulu yargı, kuşkulu görev olmamasından daha kötüdür. "Orduda
ve yargıda kendilerine göre temizlik..." kuşkusu doğuracak durumlardan
uzak kalınmazsa kuşkular büyür ve yıkar. İktidar kesiminin PKK'ya ve APO'ya
gösterdiği hoşgörü ve kolaylığın yüzde birini askerlerimize ve generallerimize
göstermemesi kuşkuları artırıyor.
|
|
|
DERS |
|
|
|
Cuma, 23 Temmuz 2010 |
|
Yaşam
hem derstir, hem dersliktir (dershane). Eğitim ve öğretim olguları yaşam boyu
sürer. Olaylardan, insanlardan ders aldığımız ölçüde yaşamımızı dokuruz.
Öğrenmenin sonunun olmaması bu doğrultuda önem kazanır. Ancak ders almasını
bilmeyenlerin, öğrenmekten kaçınanların olumsuzluklarla karşılaşmaları,
dinlemeyi, örnek almayı bilmeyenlerin acı sonuçlarla karşılaşmaları büyük
olasılık taşımaktadır. Kimi zaman küçük bir çocuğun davranışı, bir öğrencinin
görüşü bile Öğretmeni uyandıran anlam ve içerik taşır.
Öğreticinin-öğretenin-öğretmenin yaşlı, diplomalı, uzman olması gerekmez. Yaşamın
değişik evreleri, aşamaları, rastlantılar, olumlu-olumsuz yaşananlar insanlar
için birer derstir. Ders yalnız okullarda, kitaplarla, araç-gereçlerle verilip
alınmaz. Olaylar, duruşlar, tutumlar da birer derstir.
* * *
İstanbul
Halkalı'da servis otobüsüne terörist saklında yaşamını yitiren asker kızı BUSE'nin Atatürk'ü öpüş sayılacak seslenişlerini okuyunca medyada
çöreklenmiş, kimi üniversitelerde yuvalanmış, kimi kuruluş ve kurumlarda
çöplenmeyi sürdüren nankörleri anımsadım. Mustafa
Kemal Atatürk ve arkadaşlarının ülkemiz ve ulusumuz için yaptıkları "mucize" olarak nitelendirilen
olağanüstü başarılar, edinilen örnek kazanımlar yadsınıp gözardı edilerek
siyaset yapıldığı, bilimadamlığı ve demokratlık taslandığı günümüzde genç bir
öğrenci kızımızın soyluluk, seçkinlik, değerbilirlik, anlayışlılık, ilkelere
bağlılık, büyüklere saygı anlatan anlamlı sözleri herkese ders olacak değerdedir.
Ankara Elmadağ'da toprağa verilen Buse SARIYAĞ yurtseverlerin yüreğinde
ve belleğinde yaraşır olduğu yeri almıştır.
İşte
yazdıklarının basına yansıyan bölümlerinden iki tümce: "Varlığımızı borçlu olduğumuz o yüce
insanın şu an bu vatanda Hitabesini bile okuyamayacaksak yaşamak için başka
bir nedenimiz kaldı mı? Şerefimiz gittikten sonra? -O mavi gözlere neyimi vermezdim
ki? Ayağının tozu olsam o gurur yeter bana Ata'm!" Güzel duygu ve
düşünceleri özetleyen bu yürekten yaklaşımlar Türk çocuğunun Ata'sına bağlılığının nedenleriyle
birlikte yansımasının özgün bir örneğidir.
* * *
Tarihi "resmî tarih" diye, uluslaşma sürecinin zorunlu yöntemlerini
"ezber" diye suçlayıp Sevr'i överek, Lozan Barış Antlaşması’nı tersine çevirip yererek lâik cumhuriyete
karşı çıkan saltanatçı-hilâfetçilerle maşaları ve tetikçileri, devletten
aylık-ödenek alıp devlet düşmanlığı yapanları düşünmemek elde değil. İğrenç
davranışlarıyla tiksindiren ikiyüzlü, dönek, sapkın ve çıkarcı bu zararlıların
sanmıyorum ki yüzleri kızarır. Sanmıyorum ki BUSE'nin seslenişi onları utandırır. Sanmıyorum ki kendilerine
gelip dillerini temizleyip kalemlerini düzeltirler. Ders alsalardı, ders almasını
bilselerdi, böyle bir kişilikleri ve yetenekleri olsaydı zaten usdışı,
gerçekdışı, ahlakdışı sapkınlıkların içinde olmazlardı.
Buse ışıklar içinde yatsın!
* * *
Teröristlere
"gerilla" demekte
direnerek Genelkurmay Başkanının haklı tepki ve eleştirilerine karşı çıkan BDP'liler. Diyarbakır'ı ve kimi güneydoğu illerini kendi özerk bölgeleri ya
da "kurtarılmış bölge"
sayarak bildiri yayımlayan sözde demokratik toplum kuruluşları, teröristleri
destekleyen yerel yöneticilere dokunamayan iktidar, askerleri suçlayarak ve
hukuku çiğneyerek iktidara yaranmak isteyen bürokratlar ders almalıdır. Tarım,
hayvancılık bitirilmiş sayılır. İsrail-Yunanistan anlaşması dış
çevirme-kuşatmanın ağırlığının belirtisidir. NATO, Türkiye yerine Yunanistan'ın gücüne eğilmektedir. Atatürk'ün değeri, yüceliği her durumda
ortaya çıkıyor.
Kendilerini
korumak, kurtarmak, geleceklerini güvenceye almak doğrultusunda yargı
oluşturmak amacıyla, sonra çıkaracakları af yasasından önce, demokrasi ve hukuk
devleti için son derece sakıncalı düzenlemeyi yanıltıcı ve aldatıcı kurallarla
süsleyerek halka saygıyla bağdaşmayan, gerçekdışı yenileme-düzeltme (reform)
sözüyle savunan siyasal iktidara önümüzdeki halkoylaması da etkin bir ders
olur umudundayız.
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 164 |
|
|
Döviz Kuru(TCMB) |
| USD Alış | 1.5054 YTL | | USD Satış | 1.5127 YTL | | EURO Alış | 1.9298 YTL | | EURO Satış | 1.9391 YTL | |
|
Toplam Ziyaretçi |
|
58699363
|
|
Son 5 İlan |
| = Resimli | |
|