Anasayfa arrow Yazarlar arrow Yekta Güngör Özden
 
 
cheap software
oem software
cheap viagra
cheap cigarettes
Yekta Güngör Özden
YALAKALAR Yazdır E-posta
Cumartesi, 06 Şubat 2010

Konumu, yetkisi ve görevi. Eğitim ve öğretimi, nereden ve nasıl geldiği, kimin nesi olduğu ( torpili, adamı, elinden tutanı)  sık sık sorulan kimileri şaşırtıcı bir yükselişle umulmadık durumlar edinir ya da olanaklar içinde bulunur. Bunları yararlı ve yaraşır bulmak güçtür. Başarılı olmamalarına karşın bilinmeyen-görünmeyen  bir güce dayandıkları sezilir, kestirilir. Kimileri de bir yasal güç  (makam)  sahibinin çevresinde dolaşır durur.  Onun adamı görünmek, , her istediğini yaptıracak etkinliği olduğu izlenimini vermek, ona yol açmak, sözde güvenliğini gözetmek,  alkışlamak, alkışlatmak, adını haykırmak, konuşmasını sunmak, suyunu verip terini silmek telaşı içindedir. Günümüz siyasal ve ekonomik dalgalanmalar içinde bu tür tiplere sıkça rastlanmaktadır. Bunlar yalakalığı meslek durumuna getirmiş çığırtkanlar, amigolardır. Bugün birinin, yarın öbürünün, ertesi gün önceleri karşısında göründüğü başkalarının yanındadır.

Çoğu kez niteliksizdirler. Kimi alışkanlıkları, becerileri vardır. Genelde olumsuzluk yansıtan davranışları yanında kimi yetenekleri varsa da kişiliksiz olduklarından itici, hatta tiksindirici yapılarını hemen belli ederler. Toplumun en zararlı sakıncalılarıdır. Kendi adlarına ya da başkaları için yaltaklanır,’eğriye doğru, doğruya eğri;  iyiye kötü, kötüye iyi’ diyerek maskaralık ve madrabazlıklara alkış tutar. Sonuç almak için giymeyecekleri kılık, almayacakları biçim yoktur. Kışkırtıp yönlendirdiklerini güç durumlara düşüren yağcılıklarıyla övünürler.  Yaşanan sıkıntıların, haksızlık-hukuksuzluk ve adaletsizliklerin, kötülüklerin, çekilen acıların günümüzdeki sorumluları içinde yalakaları göz ardı etmemek gerekir.

*  *           *

Sık sık ,’Patronum’ dediği adamın yanına kimseyi ulaştırmaz, bağırıp çağırarak, itip kakarak, kendini tutamazsa kavgaya tutuşarak bağlılığını, özverisini, gücünü gösterir, yalakalara her zaman, her yerde rastlanır. Gerçekten düzeyli, seçkin ve saygın kişilerin yalakası olmaz. Soyluluk ortamında yalakalığa, yalakaya yer yoktur. Bu nedenle yalakalığa karşı çıkmayan, çevresini temiz tutmayanlar da sorumludur. Yalakalık, ruhsal ve beyinsel bozukluğa bağlı bir hastalıktır. İçtenlikli, sıcak, değerbilir ilişkilerin ve dostlukların böyle utandırıcı bir küçüklükle hiçbir ilgisi yoktur. Kraldan çok kralcılık biçiminde izlenen, gereksiz savunmalar, destekler, yılışıklık ve şımarıklıkla önde görünme çabaları herkesi rahatsız eden alçaltıcı görünümlerdir. Şakşakçı, yaygaracı, paspas, kuyruk, arsız nitelemeleriyle eleştirilen davranış sahipleri çıkarcılığın da kuklası, maşasıdır. Tetikçilik de yaparlar. Başsallayıcı ve ‘Hınk deyici’ler bunlardandır.

*  *           *

Siyasal alanda değişik adlar ve sıfatlarla bir tür görev durumuna dönüştürülen yalakalık geçerliliğini korudukça demokrasinin erdemini yaşamak,  olanaklarını tatmak ve ortamın temizliğini sağlamak bir düş olarak kalacaktır. Yanınızda görünüp arkanızdan da vurabilir, sizin makamınızı, adınızı kötüye kullanabilir, yerinize konuşup görüşerek sizi batırabilir. Yalakalara yüz vermek, yüzsüzlüğü desteklemektir. Yalakalarla çalışanlar da yalakalarla birdir. Toplumsal tepki de önemlidir. Nedense insanlarımız her sözü, her kişiyi alkışlamaya başladı. Bıktıran-usandıran söylem ve eylemleriyle bir şey olmadıkları belirgin devlet yetkililerinin önünde toplanmak, ne söylerse alkışlamak alışkanlığı siyasal hastalık türü durumuna geldi.

Şakşakçılık bir şey kazandırmaz, yitirtir. Şakşakçılık ve yalakalık, kişiliksizliktir. Yaşa-başa, konuma bakmaz. Yaratılış bozukluğu, eğitimsizlik, görgüsüzlüktür. Her kılığa, her biçime girme becerisi her kişinin yapacağı şey değildir. Tiksindirici tutumlar ve durumlar soylulukla bağdaşmaz. Hele kimi bakan eşlerinin kimi bayanlar tarafından karşılanıp uğurlanma abartılarını, birlikte oldukları zaman yaranma çabalarını, utandıracak ölçüde yalakalık girişimlerini duydukça üzüntü yoğunlaşıyor.

 
SATIR ARALARI Yazdır E-posta
Cuma, 29 Ocak 2010

Dağdan inenlerin DTP'li milletvekilleri, DTP’li 99 belediye başkanı, 45 avu­katla gerçekleştirdikleri gövde göste­risi gerçekte devlete başkaldırmanın, ayak­lanma gözdağlarının bir provası idi. Huku­kun Anayasa ve yasalar bağlamında gözardı edildiğinin bu ölçüde somut biçimine pek az rastlanır. Demokrasinin ayrılıkçı ve bölücü çığlıklarla, yıkıcı terörle ne duruma getirildiği, sözde dost batılıların baskılan ve dayatmalarıyla siyasal iktidarın felsefesinin nelere yol açtığı açık seçik ortadadır.

“Burada durmayacaklar, daha çok isteye­cek, daha çok isler açacaklardır.” Bir tele­vizyon kanalı ... “…ağırlanacaklar, merkez­den bir vali karşılayacak" diyordu, gerisini izleyemedim, dinleyemedim. Oldu olacak gidecekleri kentlerimizin anahtarlarını da verselerdi.

Karşılayanlar on binlerce şehidimize de­ğil, onları öldürenlere alkış tutuyordu. İki-üç yaşında kız çocuğu taşıtın penceresin­den zafer işareti yapıyordu. Üç renkli bez­lerin uçuştuğu, halayların çekildiği sırada Ahmet Türk tehditlerini ve teröristlere övgülerini okuyordu. Ölüm aygıtlarını "Barışçı" olarak su­nuyordu.

Bunlar bir progra­mın uygulanma ev­releri. Daha önce 15.10.2009' da se­kiz terörist teslim olmuştu. DTP'li kadınlar aynı gün aynı saatte 11 ilde oturma eylemi yapmışlardı.

Bir merkezden yönetildikleri açık. Bun­lar olurken Türkiye'de sekiz kentte 50 El-Kaide militanı gözaltına alınıyordu. Dincili­ğin boyutlan değişik adlı operasyonlarla or­taya çıkıyordu.

Aynı dönemde dokuz bakanla Irak'a gi­den Başbakan'ın yaptığı görüşmelerden sonra Irak'la 48 "Mutabakat Zaptı" imzala­nıyordu. Irak yönetimi, aynı zamanda ku­zeydeki egemenler, PKK için sözden başka bir şey yapmıyor, teröristleri atmak için hiç­bir çaba göstermiyor, tersine destekleyip kullandıklarını söylemleriyle doğruluyorlardı.

Şarmazanov "Sınırlan onlar kapattı, protokolü önce onlar imzalasın" diyerek sınırların niçin kapatıldığını unutturuyor, RTE ve Dışişleri Bakanı da Azerbaycan'ın haklı tepkilerini önceki söylemlerini yinele­yerek önlemeye çalıyordu. Demokrat Parti Genel Başkanı H. Cindoruk protokollere olumsuz bakıyordu.

Yunan Başbakanı Elefterios Venizelos' un 12 Ocak 1934 günlü, ayrıntılı ge­rekçeli önerisini değerlendirmeyerek Nobel Barış Ödülü'Atatürk'e vermeyenler bu kez barış için neler yaptığı belirsiz, Afganis­tan'da askerlerini artıran, Irak'tan bir türlü çıkmayan ABD Başkanı Obama‘yı ödüle yaraşır buluyor.

Avrupa Konseyi de Ankara Büyükşehir Belediyesi' ni kentin tarihsel dokusunu boz­masına, kaldırım taşlarının ayak bileklerini kırmasına, metro yapımının kenti  çirkinleştiren şantiyelerinin sürüp gitmesine, hava kirliliğine, öbür aykırılıklara, Atatürk'ü sil­me ve unutturma çabalarına bakmadan ödüllendiriyor. Herhalde bu çabalarını ken­di özlem ve amaçlarına daha uygun bulu­yorlar. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin Avrupa Ödülü beni asla sevin­dirmedi. 'Türkiye'deki kimi ödüller ve armağanlarla unvanlar gibi çocuksu geldi.

Başbakan'ın, Din Şûrası'nda lâiklik ko­nusunda yetersiz bilgiyle amaçlı konuşması yine inanç sömürüsünün bir adımı. Dinin sosyal gücünü sanki lâikler bilmiyor. Mak­sat, dincilik yapmak olunca gelişigüzel ko­nuşuyor. Aklın egemenlik ve öncülüğüyle devletin dinden bağımsızlığını ilke edinen laiklik, inanç sömürüsünü ülkesine ve in­sanlığa düşman sayar, inanca karşı olmaz. Siyasal konularda inancı dışarıda tutar.

Başbakan, dolaylı dincilik yapmıştır. Na­sıl Gazze, Iran, Irak, Hamas için amaçlı konuşuyor, İsrail için yapaylığa kaçıyorsa öyle. ABD'nİn buyruk sayılacak çağrısına nasıl uyuyorsa onun gibi.

Bu arada Polis Akademisi' nde "Türkiye Modeline Doğru" adıyla düzenlenen. Dev­let Bahçeli’ nin "12 kötü adam" dedikleri­nin katıldığı "Kürt Çalıştayı" için savcılık belge istemiş.

"Deniz Feneri" aylar sonra araştırılıyor. Fener denize gömülmedi mi? Soruşturma­lar sonunda takipsizlikle sonuçlanıp suçla­nanlar aklanmasın? Günlerin satır aralan, günler arasından kimi seçmeler ve kimi de­ğinmeler. Hoşgörünüz.

 

 
İş değil, işten değil! Yazdır E-posta
Pazartesi, 25 Ocak 2010

Ne günlere kaldık? Neler görüyor, duyuyor ve yaşıyoruz? Demokra­sinin cılkını çıkaran, hukuksal da­yanağı büsbütün sulandıran siyasal an­layış ve tutumlar devletin yapısına yö­nelik tehlikeleri oluşturmaktadır. Ülkeyi ve ulusu kapsayan bir İnsan ve hukuk kurumu olan devlet, dış baskılar iç baş­kaldırmalarla tarihinin en karanlık gün­lerini geçirmektedir.

îktidar sözle, çıkarları gözetmekle, inanç sömürüsü, ayrıcalıklar ve kayırma­larla toplumu oyalamakta, sakat düşün­celerini gerçekleştirmek için yol aldıkça başka sakıncaları umursamamaktadır.

*             *           *

Tam eşitlikçi bir halk demokrasisi olan cumhuriyetin ulus yapısı içinde birbirinden asla ayırmadığı insanlardan kimilerini, kimi bahanelerle, yalanlarla kışkırtıp terörün tetikçisi durumuna dü­şürenlerin TBMM'ye girerek bölücülük ve yıkıcılık yapmasını olağan karşıla­mak olanaksızdır.

Anayasa'yı ve yasaları çiğneyerek özel işlemlerle dağdakileri karşılamak hangi devlet anlayışıyla bağdaşır? On yıllar dağda olan birileri çiçek mi topla­dı, top oynayıp sinema mı seyretti? Nereden biliniyor nasıl anlaşılıyor, sap­tanıyor eylemlere karışmadıkları?

Ağız birliği yaparak söyledikleri, ders aldıklarını gösteriyor. Ceza Yasası'nın indiriminden yararlanmak için savun-malan, 45 avukatın onların savunması­nı üstlenmesi ilginç gelmiyor mu?

Ya sınıra gönderilen savalar ve yargıçlar, seyyar mahkeme? Ana­yasa gereği and içen milletvekille­ri sınırda kimleri, niçin karşılıyor, düşünülmüyor mu? Kaç ilden geliyorlar? Savaşa mı girildi? Savaş yitirildi de kazananlar mı karşılanıyor? Nerde söz verenler, and içenler, canlarını  adadıklarını söyleyenler, Atatürkçü­ler, demokratlar. İlericiler, yurtseverler? Irkçılığa, faşizme, dinciliğe, vatan satıcı­lığına karşı çıkanlar?

*             *           *

Öcalan durduk yere mi "hükümet be­nim dediğimi yapıyor" diyebiliyor? Tür­kiye topraklarında, yerleşim yerlerinde ve yollarda APO'nun posterleri yükseli­yor, zafer işaretleri yapılıp adı haykırılıyor.. Dağdan gelenlerle ovadakiler "Ön­derimizin dediğini yapık, açılımın ger­çek muhatabı odur" sözleriyle binlerin katili bir hükümlüye tapınırcasına bağlı­lık açıklayabiliyor, milletvekili de çekin­meden, utanmadan, sıkılmadan bu çar­pıklıklara katılabiliyor, öncülük yapabili­yor, kışkırtıcılığa soyunuyor. Sınırda te­rörist karşılıyor. Askerden ve polisten selâm durmalarını da isterler. "Arkadaşlarımız " denilerek alkışlanıyorlar.

*             *           *          

Ermenilerin "Top Türkiye'de" deyip yapacaklarını AKP'nin yaptıklarına göre ayarlamak oyunu gibi dağdakiler de uluslararası bir propaganda için, amaçlarına uygun açılımlar olmazsa yine bil­diklerini okumak için parça parça geli­yor. Banş ve demokrasiyi gerçekten isti­yorlarsa hepsi birden dağdan İnip gelir. Zamanın Genelkurmay Başkanı yükanıt 'ın sözüne karşın Bush'un yar­dımcısı Dick Cheney'in tehdidi üzerine askerlerimizin Irak'ın kuzeyinden bir günde çekildiğini unutmadık. ABD bu­günler için bu kadarını uygun buldu, uygulanan budur. Abdullah Gül'ün Obama'yla konuşmasını, RTE 'nin erte­letmesi gerekirken 29 Ekimde Obama'nın çağrısına buyruk almış gibi uy­ması, gelişmelerin kaynağını, Kürtçülerin dayanağını, güvencenin nereleri ol­duğunu gösteriyor.

Onbinleri öldürenler, öldürmeye ha­zır bekleyenler "Barış elçisi1' gösterili­yor, "İnkâr ve asimilasyon sonucu dağa çıkanlar çözümün parçasıdır. Dağda ol­mak, silâhlı olmak sorun olmasın, yasa­lara karşın bağışlanmaları gerekir, tu­tuklanırlarsa buna karşı çıkarız" sözleri önünde Türkiye Cumhuriyeti eğilemez.

Yalanlar kendilerini küçültüyor. Dağa çıkanlar akıllı da, onurlu da çıkmayan­lar, akılsız ve onursuz mu? Bizlerin hiç sorunu yok mu? Her sorunu olan dağa mı çıkmalı? Apo'nun emriyle gelenler, Apo'yu dinleyip muhatap alanlar ya da alacaklar ağır sorumludur. Mah­mur'dan gelenlerin hepsi de "Sütten çıkmış ak kaşık" değildir. DTP'lilerin "Terörist yok, gerilla var" sözleri "Suç­lu yok, kahraman var"a dönüştü. Sey­yar mahkeme Kandil'den gelenleri de serbest bıraktı.

Bizler mi devlet düşmanıyız? Bu ne iştir? Çocukların bile yanıt vereceği so­rular, birkaç belge, baskına geldikleri taşıtları bile sildi, araştırma incelemeyi gereksiz kıldı demek ki. Anayasa'nın 138. maddesi "Anayasa, yasaya, huku­ka uygun olarak vicdani kanıya göre karar verileceğini" öngördüğüne göre içimiz rahat etmeli mi?

 
SAYIN (!) Yazdır E-posta
Cuma, 15 Ocak 2010

YETENEKLER ve niteliklerle tümleşen seçkin kişiliğin çağrıştırdığı saygınlığı taşıyanlara "sayın" diye seslenilir. Öz­günlük, üstünlük, yaratıcılık, başarı nedeniyle duyulan beğeniyi anla­tan "sayın" seslenişi son yıllarda gerçek an­lamı dışında alay için, aşağılamak için, kimi zaman da sözde neza­ket için kullanılmakta­dır. Ama en anlamsızı ve kötüsü saygıyla, saygınlıkla hiçbir ilgisi olmayıp tersine kına­nan tutum ve davranışlarıyla kötülüğü kanıt­lanan, yargı kararıyla cezalandırılan, insanlık düşmanına "sayın" demek toplumsal değer­lere sırt çevirmek, dudak bükmektir.

Her konuda, her yönden eşit yurttaşlrı yapay sorunlarla birbirine düşman durumuna getiren, on binlerce insanın ölümüne neden olan. Türkiye karşıtlarının yardım ve deste­ğiyle kan döküp ocak söndüren bir sapkını sayın olarak tanımak ve tanıtmak çabası PKK militanlarıyla örgüt uzantılarının tiksin­dirici bir alışkanlığı durumuna gelmiştir. Dünyanın hiçbir yerinde bir terör örgütünün başına "sayın" denilmez. Cezaevlerinde ya­şam boyu kalmasına karar verilen bir ağır suçluya "sayın" demek, onun yaptıklarını uygun bulmak, beğenmek, onamak, onun yanında yer alıp onu kutlamak demektir. Onunla birlikteliğe özenmek, onun yaptıkla­rını yapmaya hazır olmak, istemektir. •••

"Saygın" kişilere "sayın" denilir. Saygıya yaraşır olan, saygıyı hak eden kimse saygın­dır. Düşünceleri, duyguları, konuşmaları, tu­tum ve davranışları, çalışmaları, yaşam biçi­mi, topluma katkılarıyla, özellikleriyle ilgi toplayan, aranan, beklenen, özlenen, olumlu çabalarıyla öncülük ve önderliğinde birleşilen kişiler saygındır. Alanında başarılı olan say­gındır. "Sayın" sözcüğü sıradan bir anış. ses­leniş, tanıtma ve sunuş değildir. Terbiyesize, kaçkına, sapkına, aşağılık ve alçaklığı kesin olana, ikiyüzlüye, döneğe "sayın" denemez.

PKK'nın neler yapıp neler amaçladığı, şimdilerde neler istediği ortada. Petrol kuyu­su, maden ocağı, kömür yatağı, bankaları mı var? Kimi komşu devletlerle AB ve ABD desteği olmasa, uyuşturucu ticareti ve kaçak­çılık yapmasa, militanlarına suyu, ekmeği nasıl verebilir, nasıl silah ve cephane sağla­yabilir? Kendilerini taraf yerine koydurup devletle pazarlığa girişmeleri kadar bu pazar­lıklara hazır olmak da büyük bir aykırılıktır. Bu örgütün başındakine "sayın" diyerek say­gınlığı ayağa düşürenler kendilerinin ne ola­bileceklerini anlamalıdır. Ulus çoğunluğunun gözlerinin içine baka baka, Türkleri öldür­menin kutlanacak bir eylem olduğunu anlatırcasına ve inadına "sayın" demeyi sürdü­renler saygıya yaraşır olmayanlardır.

Kimi kurum ve kişiler de saygınlığını yitir­mekte, gölgelenmektedir. Güven yitirilmesi nedenlerden biridir. Tepkisizlik, suskunluk, geçiştiricilik, iktidarla danışıklı dövüş biçimin­de açıklamalar, sözde yakınma ve rahatsızlık konuşmaları, etkisizlik, hukukun gerekleri yerine siyasetin oyunlarına kapılmak, yap­ması gerekenlerden kaçınıp haksızları, saldırganları, sapkıdan kendi pisliklerine göme­cek yanıtları vermemek, değersizleşmektir. Kanıtsız suçlamalar, kuruntular, kuşkular, us-dışı yorumlar ve yakıştırmalarla ülkenin de­ğerleri yıpratılıyor, kötülükleri karşılayacak güç bırakılmamak isteniyor.

 
SON YEDİ YIL Yazdır E-posta
Cumartesi, 09 Ocak 2010

1945-1950 yıllarının siyasal söylemi,'Söz Milletindir' yazısının altında bulunduğu ‘el' ile Atatürk'ün de başında bulunduğu yılları kapsayan '27 Yıl'ın eleştirisi idi. ‘Jandarma dipçiği,tahsildar baskısı, varlık vergisi' dana sonra geliyordu.

AKP'nin sözcüleri '80 yılın karanlığı' suçlamalarından sonra  Atatürk ve laik cumhuriyet karşıtı yazılar, konuşmalar arttı.  Kendileri bir şey yapmayan-yapamayanlar öncekileri eleştirerek zaman doldurup gündem oluştururlar.  Dışişleri Bakanı Davutoğlu ‘Son yedi yıldır cumhuriyet restore ediliyor' demiş. Türkçesi' önceki durumuna getirilerek,ya da yenileyerek onarım'  demek olan restorasyonun cumhuriyet için, üstelik AKP'li bir bakan  tarafından söylenmesi ilginç bir savdır. Başbakan RTE de bir konuşmasında ‘Türkiye yedi yılda nereden nereye geldi'  diyerek yönetimlerinde geçen zamanı övgüyle değerlendiriyor.  Dinsel düzey,, laikliği dinciliğe dönüştürme, ılımlı İslam devleti anlayış ve amacıyla  kendi yönlerinden bu yaklaşım yanlıştır, yanılgıdır.

Gerçekte, özellikle , son yedi yıl tam bir karşıdevrim ağırlığı ve karanlığının zaman dilimidir. ‘Ne mutlu Türküm diyene!' demenin  ırkçılık, Atatürkçülüğün ilkellik, laikliğin dinsizlik,bağımsızlık ve ulusalcılığın gericilik, yurtseverliğin darbecilik, bilimselliğin inkarcılık  olduğunun ileri sürüldüğü bir kara dönem olarak anılacak yedi yılı demokrasi açılımıyla  saklamaya çalışmak büyük bir aymazlıktır. Medyanın kiralık ve satılık kalemleri, iktidarca beslenen ve iktidara yaslanan  çıkarcılarla cumhuriyet karşıtlarının  birlikte yürüttükleri saldırılar, geriye gidişin çarpık adımlarıdır. Arap milliyetçiliğinin açılımı olan ümmetçilik yolunda çocuklara  Kur'an kursu  kapısını küçük yaşlarda açma çabasıyla  tırmanan sözde muhafazakarlıkla  sarmalanan koyu dincilik belirgin tutumdur.

Dini siyasal bir ülkü (ideoloji) olarak devlete yerleştirmeye, varsayıma dayanan inançları sömürmeye, kendilerine özgü demokrasi anlayışını egemen kılmaya, karşıtlarını yıldırıp sindirmeye,ne olursa ve nasıl olursa olsun iktidarlarını güçlendirerek sömürmeye dayanan  gidişlerinin getirdiği  sakıncalar saymakla bitmez. Özetle değinmek gerekirse Türkiye'mizin son yedi yılda nereden nereye geldiği daha iyi anlaşılır ve sorumluları daha iyi saptanır.

Cumhuriyet niteliklerinden arındırmak istenmekte ve suçlanmaktadır. Kadrolaşma ve partizanlık almış yürümüştür.Kürtçülük, Ermenicilikle birlikte  mezhepçilik, tarikatçılık, cemaat ve aşiret yapısı güçlenerek  sürmektedir. Atatürk ve ilkeleri değişik saldırılara uğramaktadır. Apocu olmak hoş görülürken  Atatürkçü olmak suç sayılmaktadır.  AB söylemleri ile yeni azınlıklar yaratılmak istenmektedir. Toplumsal barış sarsılmış,terör azmıştır.adalete, hukuka, yargıya, bilgiye , bilime  üniversiteye; hak ve özgürlüklere,basına, inanca, laikliğe insanlığa; Türklüğe , ulusallığa, Türkiye'ye; emeğe, işçiye, sendikaya karşıtlık artmıştır. Ulusal egemenlik Meclis'in  sayısal çoğunluğuna ve parti diktasına  dönüşmüştür. Yargıda, üniversitede, demokratik kitle örgütlerinde siyasallaşmanın hızlandığı ve genişlediği, hutbelerin bile siyasallaştığı yakınmaları yaygınlaşmaktadır. Bütçe açıkları, iç ve dış borçlar büyümüştür. Anarşi kasırgası yaşanmaktadır.

Suçlar, soygunlar, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet olayları ürkütücü boyutlara ulaşmıştır. Çocuk suçları, cinsel suçlar ve töre cinayetleriyle kan davaları durmamaktadır. Kaybolan çocukların sayısı korkutmaktadır. Mafya söylentileri sürmektedir. Boşanmalar, iflaslar, intiharlar­ kapanan işyerleri, çığ gibi büyüyen işsizlik , her tür kriz toplum yaşamını  olumsuz biçimde etkilemekte, hastalıklar,bunalım ve buhranlar her aileyi sarsmaktadır. Herhangi bir konuda iyileşme, ,düzelme, ilerleme belirtisi görülmemektedir. İçerde yönetim başarısızlıkları, dışarıda eğilme ve eziklikle yürütülen ilişkiler,Kürt, Ermeni,Rum baskıları, Kıbrıs ödünleri ve demokratik geleneklere  terslikler. Bunlar mı gelişme? Güldürmeyin insanı. İnsanları aldatıp oyalayarak, kurtuluş ve kuruluş felsefesini yadsıyarak, Atatürk' ü unutturup  silmeye çalışarak, yabancılara yaranarak bir yere varılamaz ve  böyle geçen hiçbir yıl savunulamaz. Cumhuriyete kötü yöneticilerin düşürdüğü gölgeler  dinle,dincilikle değil, akılla, bilimle Atatürkçülükle kaldırılır.

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 136
Köylerimiz
Çayözü
Çayözü
ÇavuşKöyü
ÇavuşKöyü
Arapli
Arapli
Döviz Kuru(TCMB)
USD Alış1.5152 YTL
USD Satış1.5225 YTL
EURO Alış2.0737 YTL
EURO Satış2.0837 YTL
Foruma Son Eklenenler
Toplam Ziyaretçi
32495262
Son 5 İlan


 
= Resimli
 
 
 
cheap software downloads
Adobe photoshop oem softwarebuy adobe photoshopcheap oem store
cheap software
adobe,corel,microsoftcheap cigarettes
oem software