Anasayfa arrow Yazarlar arrow Şahin Özmen
 
 
cheap software
oem software
cheap viagra
cheap cigarettes
Şahin Özmen
ERTUĞRUL GAZİ İLKÖĞRETİMİ KUTLUYOR, TRTYİ KINIYORUM Yazdır E-posta
Cumartesi, 20 Mart 2010

1915-1916 yılları arasında  Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı Devleti ile  İtilaf Devletleri arasında  yapılan, dünyada bir başka örneği bulunmayan kahramanlıkların yaşandığı  kara ve deniz savaşlarının  95. yıldönümünü  Perşembe günü Sorgun’ da da   kutladık.

Sabah saat 10.00 da İlyas Arslan Sinema ve Tiyatro Salonu’ nda uygulanan ,  Ertuğrul Gazi İlköğretim Okulu öğrencilerimizin hazırladığı bu program için  , ‘Hafta boyu izlediğim  etkinliklerin en başarılısıydı’  diyebilirim.  . 

Etkinlikte, aynı okul öğretmenlerinden   tiyatrocu Asuman Topal yaptığı   etkileyici sunuşlarla;  tiyatrocu  eşi Erol Topal da okuduğu şiirlerle  izleyenleri  Çanakkale Savaşları’na götürdü,  yaşanan acı ve kahramanlıkları   bizlere bir kez daha yaşattı…

Miniciklerden oluşan  koronun seslendirdiği  o güzelim şarkıları herkesin  dinlemesini isterdim.

Duygu dolu bu anları bizlere yaşatan  hem  minikler korosunun  şefi, hem de aynı okulun müzik öğretmeni   İsmail Kerim Ağralı’yı öğrencileriyle birlikte  yürekten kutluyorum.

 Kahramanlık türküleri söylenirken küçücük yavruların yaşadığını yakından izlediğimiz heyecan ve coşku,  salonda bulunan herkesle birlikte benim de  gözlerini yaşarttı.

Hele bir kızımızın yaşlı gözlerle seslendirdiği türküler bizleri   bambaşka  bir diyara, kahramanlıkların sergilendiği Çanakkale’ye götürdü…

Gösterinin finali de bir başkaydı.

 Başta bu okulumuz yöneticileri olmak üzere  onların  değerli  öğretmenlerini;  en çok da bu finali içlerinde hissederek oynayan aynı okul öğrencilerini  yürekten kutluyor, helal olsun,  sizlere bin kez helal olsun  diyorum.

Unutulmak istenen  atalarımızın kahramanlıklarını  bizlere bir kez daha  hatırlattınız,  Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünlere nasıl geldiğini yüzümüze adeta bir tokat gibi vurarak, kendimize gelmemize neden oldunuz. Salonu dolduran herkese  o günleri  bir kez daha yaşattınız

*  *           *

Bu duygularla dolu olarak akşam TRT 1 deki Çanakkale’yle ilgili  programları izledim. Önce ‘Kınalı Kuzular’  adlı  film,  devamında da  Çanakkale Geçilmez’ belgeseli  gösterildi.

Kınalı Kuzular’ da  erlerini sıraya koyan komutan, nereli olduklarını sordu, sırayla herkes memleketini söyledi.   Sıra Kınalı Hasan’ a gelince  içimde  tüm Yozgatlı hemşehrilerim gibi  ben de tarifi anlatılamaz bir heyecan duydum ve  Kınalı Hasan’ın ağzından  Sorgunlu’ veya ‘Yozgatlı’ sözcüğünün çıkmasını  bekledim. Ama ne gezer.

Yapımcı hangi kaynağa dayanarak  bu işgüzarlığı yaptı bilmiyorum.

 Askerin,  Bandırmalı Ahmet’in oğlu Kınalı Hasan’ yanıtını duyunca apışıp kalıyorum.

Hasan’ın nereli olduğu değil, bizden biri olması yeterli olmaya yeterli de, bizim parkta heykelini diktiğimiz  Kınalı Hasan’ ı nereli acaba?   

TRT’nin yanlış yaptığını düşünüyor ve kınıyorum. 

 
ÇOCUKLUĞUMUN KIŞLARI Yazdır E-posta
Cumartesi, 06 Şubat 2010

 Kış günleri her pencere önüne her  geçtiğimde çocukluğuma gider, yıllar önce pencere gerisinde izlediğim, kimi zaman lapa lapa, kimi zaman da rüzgarın kar taneciklerini havaya uçurduğu fırtınalı kış günlerini düşünürüm.

Her ne kadar bir önceki kuşak çok ağır kış şartlarıyla iç içe olmuşsa da, günümüzde eski kışları görmek ve yaşamak  artık mümkün görünmüyor. Biz de çocukluğumuzda çok şiddetli kış günleri yaşadık. O yıllar kar adı, kış mevsimiyle özdeşleşmişti. Kış demek, kar demekti. Mevsimin büyük bir bölümünde özellikle yerleşim merkezleri  dışında    kar kalınlığının bir metreye ulaştığı gözlenirdi. Hatta öyle ki, Eymir ve civar köylerden Sorgun’a gitmek isteyenler,  ağır kış koşulları  nedeniyle bizim köyde misafir kalır,  yolculuğa ertesi gün devam ederlerdi.   Çok acil hallerde bu yolculuk, kızakla yapılırdı.

Köydeki evimiz iki katlıydı.  Bazen öyle  olurdu ki, kiremitsiz çatıdan   sıyırgıyla  sıyrılan  kar yığınları birinci katı görünmez hale getirirdi.  Böyle durumlarda avludan dışarı çıkmak için bir hayli zorlansak da bir süre sonra   arkadaşlarımızla  oynadığımız  kış oyunları   bu sıkıntıyı unuttururdu. 

Rahmetli Şevket Dedem medrese eğitimi almıştı.   Kendisi kırklı yılların başında  bir süre  Pazarören’ de  eğitim ve öğretim tekniğiyle ilgili  kursa tabi tutulduktan sonra köyümüze eğitmen olarak atanmıştı. O yıllar köylü don tehlikesinden korktuğu için sonbaharda ekim yapmaz, bu tür işleri ilkbahara bırakırdı.  Dedem ekim işlerini kesinlikle  sonbaharda tamamlar, kaldırdığımız ürün de diğerlerinkinde kat be kat fazla olurdu. Hani,  İnsanımızın aklı gözündedir’  derler ya. Bu uygulama  birkaç yıl devam edince gerçeği gören köylümüz de  aynı yöntemi uygulamaya başladı. 

 Köyümüzde   babamın da okul arkadaşı olan Bekir Elhan adında çok yetenekli ve aydın  bir ağabeyimiz, amcamız vardı. Bekir Amca, tarımsal çalışmaları tekniğine uygun yapmaya büyük özen gösterir, diğer insanlar da onun bu tür çalışmalarını örnek alırdı.  Her sabah tarımla ilgili radyo programlarını izler,  öğrendiklerini de büyük bir maharetle uygulardı.

 Dedem de tüm yeniliklere açık biriydi.  O da evimizdeki büyük bataryalı radyomuzu izlemeyi kaçırmaz, Bekir Çavuş kadar olmasa da kendi çapında öğrendiklerini uygulamaya  koyardı.

Dedem eğitmen olduğu için her ay evimize az da olsa düzenli bir para girerdi.  Öyle olmasına rağmen büyüklerim bizim eve radyonun 1954 yılında girdiğini;   köye ilk radyonun da rahmetli Şoför Kadir Çevik tarafından getirildiğini anlatırlar.

Philips marka küçük bir radyomuzda  vardı.  Nezahat Bayram’ın söylediği “Ceviz Oynamaya Geldim Odana  adlı türküyü ve ilk kez  bu  radyodan dinledim. Kavanoz gibi küçük bir pili, koskocaman bir bataryası vardı. Çatıda da radyo yayınını alabilmek için T şeklinde kablolu, fincanlı bir anteni bulunurdu.

İşte ben kış mevsimini köyüm Aşağı Cumafakılı’da böyle bir ortamda izledim. 

İklimin uygun olduğu kış günlerinde rahmetli Şevket Dedem eşeğiyle Sorgun’un   Perşembe Pazarı’na gider, önce haftada bir yayınlanan KARAGÖZ Gazetesi’ni, sonra da o günün koşullarında bulunan meyveleri alarak  evimize  dönerdi.  (Anlattığım dönem 1950’nin sonları  veya  1960’lı yılların  başı olabilir.) Yörede bir iki traktör dışında motorlu araç bulunmadığı için insanların tek taşıma aracı gözlerinin çok güzel olduğundan söz edilen çilekeş eşeklerdi. Dedem, meyve ve sebze yanında ihtiyaç duyulan yağ, şeker gibi aldığı  yiyecekleri  eşeğimizle  taşırdı.  Biz de gelen o meyvelerden birkaç tane alabilmek için yapmadık cambazlık bırakmazdık.   Onun için Perşembe Pazarı’nı iple çekerdik.   Dedem getirdiği malzemeleri ortaya koyduktan sonra  rahmetli Mahinur Anneme (babaannem), ‘Hanım,  bunları iyi bir yere koy da haftaya kadar idareli kullanalım’   talimatını  vermeyi de ihmal etmezdi. Çünkü konuklarımız eksik olmazdı.  Gecenin ilerleyen bir vaktinde ya bir müfettişin, ya da bir gezici başöğretmenin kapımızı çaldığına sıkça tanık oldum.  Dedem, kış mevsiminin ne kadar şiddetli geçeceğini her zaman tahmin eder, onun için de tedbirli olmaya özen gösterirdi. Köylümüzün  akıl hocası ve  Şevket  Öğretmeniydi.

Her kış mevsimi gelince  gençler  keklik ve tavşan avına  çıkardı. Av dediysem, öyle tüfekle falan değil!... Silahları, ellerinde bulundurdukları küçük sopalardı. 

9-10 yaşındayım.  Yine bir kış günü Seyhan ve Seyfi amcalarımın da bulunduğu  bir ekiple Gediğinardı’na  ava gitmiştik.  Birden, “Heyyy!!! Arkadaşlar geliyor” diye bir ses duyduk.  O sesi, “Tamam, gördüm, gelsin”, “Al varsın, sür gelsin” gibi konuşmalar izledi. Çığlıklar arasında neye uğradığını anlayamayan yorgun ve çaresiz bir tavşan, Murat Eniştemin önünde yakayı ele verdi. Amaç hasıl olduğu için köye dönüldü.  Tavşan etiyle yapılan yöresel yemeğimiz ‘Arabaşı’yla bir odada  komşulara ziyafet  verildi.

Artık uzun zamandır kara da hasret kaldık. Şimdilerde ne kar var, ne de av. Dünyayı kendileriyle ortak olduğumuz bu hayvanları yok etmek için her çareye başvurduk. Harbi av yapmak yerine, çeşitli araç ve  değişik yöntemlerle onları yok etmeyi bir marifet bildik.

Kış mevsiminde özellikle tilkiler sık sık kümesleri ziyaret eder, kimisini alıp kaçırır, kimini de etkisiz hale getirirdi. Bu tür olaylar köylerde sıkça yaşandığından insanlar, onun mecbur kaldığı için böyle bir davranışta  bulunduğunu  dikkate almaz ve   tilkiye de  iyi gözle bakmazdı.

İşte bir fıkra:

Tepeden bir köyü seyreden tilkinin biri,’Falanca kümeste şu kadar tavuğum, filanca kümeste bu kadar horozum var’ diye hayal aleminde gezinirken, ‘ Bum!’ diye patlayan bir silah sesiyle kendine gelir ve : ‘Şu insanoğlu amma da kıskanç ha. Bana doğru-dürüst malımı-mülkümü de  saydırmıyor’ diye dert yanar.

Doğamızda  artık ne keklik, ne tavşan, ne de  tilki  var.

Ortak yaşamak zorunda olduğumuz bu  dünyada  onları yok etmeyi adeta bir marifet bildik!

Yazık ki, ne yazık!...     

 
SORGUN DEVLET HASTANESİ VE BAŞHEKİM BAĞCI Yazdır E-posta
Cuma, 29 Ocak 2010

Hastanemizin deneyimli Başhekimi Dr. Şevket Bağcı, arka arkaya sıraladığı  başarılı hizmetleriyle sürekli gündemde kalıyor ve herkesin takdirini kazanmaya devam ediyor..

1987 yılında bir blokta 50 yataklı olarak hizmet vermeye başlayan Sorgun Devlet Hastanesi’ne kuruluşundan iki yıl sonra Başhekim olarak atanan Dr. Şevket Bağcı, oluşturduğu inançlı hizmet kadrosuyla bıkmadan, usanmadan, yılmadan çalıştı ve Hastanemizi, yakın çevrenin takdir, hayranlık, biraz da kıskançlıkla izlediği bugünkü konumuna getirdi.

Sorgun Devlet Hastanesi, Yozgat’ ta ‘ISO 9001-2000 KALİTE BELGESİ’ ne sahip tek hastanedir ve bu başarı-yukarıda da belirtmeye çalıştığım gibi-  başta Başhekim Dr. Şevket Bağcı olmak üzere çalışma arkadaşlarına aittir. 

O, ‘ Başhekimim, oturup gelen belgeyi imzalar, görevimi yaparım’ demeyecek bir yapıya sahip.

Bir taraftan Çocuk Polikliniği’nde çocuklara sağlık hizmeti verirken;   bir yandan da Sorgun Devlet Hastanesi’ni bugünkü konuma getirmek için çalıştı. Kimi zaman ek bina yapımı konusunda Sorgunlu işadamlarına yalvardı, kimi zaman da Sorgun Devlet Hastanesi’ni bugünkü düzeye getirmek için Ankara’daki hatırlı dostlarına ağırlık koymayı bildi. Tüm bu yaşananları Sorgun Postası olarak biz de hayranlık ve takdirle izledik.

 Başarılı hizmet vereceğine inanan Sorgunluların yıllar önce kendisine yönelttiği , ‘Bu yörenin insanısın. Hastanemize bir şeyler yapmak için daha neyi bekliyorsunuz?’ sorusunu dikkate alan Bağcı, tam yirmi yıldır, gece gündüz demeden bu görevi başarı ile sürdürdü ve adı yerinde bir deyimle hastaneyle özdeşleşti.

2000 yılında Doğum, Genel Cerrahi ve Çocuk Bölümü olmak üzere üç uzman hekimle görevini sürdüren Dr. Bağcı ve çalışma arkadaşları,  uzman doktor sayısını 44’e çıkarmış olmanın bugün mutluluğunu yaşıyor…

 Şevket Hocamla sık sık bir araya gelir sohbet ederiz. Söyleşi sonrası bende her zaman şu kanaat oluşur :  Dr. Bağcı, hangi şart ve ortamda olursa olsun Sorgun Devlet Hastanesi’ ni Türkiye çapında bir hastane yapmak için elinden gelen her şeyi yapıyor, yapacaktır da…

Son söyleşimizde,  Sorgun Devlet Hastanesi’nin bundan sonra tam teşekküllü hastanelerden alınan raporları da vereceğini belirten Bağcı ,“Şahinciğim, artık hastanemizin fiziki şartları bizi içinden çıkılmaz bir hale getirdi. İnan bana, son gelen dört uzman doktor arkadaşımıza poliklinik ayarlamak için günlerce düşündük, adeta kılı kırk yardık.  Çözüm bulmaya bulduk ama, bunu nasıl başardık gel bunu bir de bize sor. Yaptıracağımız yeni hastanemiz beş yıldızlı otel özelliği taşıyacak. 200 yataklı olarak planlanan hastanenin odalarının yarısı iki yataklı, yarısı tek yataklı olacak. Odalarda televizyonundan, duşa kadar akla gelen her konfor bulunacak.  Mevcut hastanemizin yerleşim alanı 11 bin metrekaredir. Yapılacak olanın kullanım alanı ise 30 bin metrekare olacak. Gerekirse odalara birer yatak ilave edebileceğiz. Çünkü odalar 30 metrekare üzerine yapılacak” derken adeta gözlerinin içi gülüyordu.

Hele yeni hastanenin hizmete girmesiyle birlikte yapacaklarını, daha doğrusu hayal ettiklerini anlatsam, inanmakta herkes zorlanır.

Şunu söylemek isterim:

Dr.Şevket Bağcı,  hayalini mutlaka, ama mutlaka gerçekleştirir.

İnsan, hayal ettiği müddetçe yaşarmış’  derler demesine de, başarının yolu ise hayal etmekten geçermiş.

Allah kolaylık versin Sayın Hocam.

 
Vali Çiçek ve Basın Yazdır E-posta
Cuma, 15 Ocak 2010

Geçtiğimiz hafta içinde İlçemizin tek turistik tesisi olan Sorgun Büyük Termal Tesisleri Konferans Salonu’ nda Valimiz Sayın Amir Çiçek’ in de hazır bulunduğu bir toplantı yapıldı.

2009 yılı içinde yapılan çalışmaların bir değerlendirmesini almak amacıyla Kaymakamımız Sayın Ertuğrul Kılıç’ ı makamında ziyaret ettiğimde, kendileri benim de bulunduğum bir anda tüm daire müdürlerine  talimat vermiş ve 2009 yılında  yapılan çalışmalar  konusunda  kendisine  detaylı bilgi ulaştırılmasını istemişti.

8 Ocak 2010 Cuma günü yapılan değerlendirme amaçlı  bu toplantı biraz yüzeysel  geçse de biz gazeteciler gerekli mesajı    almış bulunuyoruz.

VALİ ÇİÇEK GERÇEKTEN OBJEKTİF BİR YÖNETİCİ

Toplantıda Kaymakamımız Sorgun’ da bugüne kadar yapılan yatırımlarla ilgili önemli bilgiler verirken, Sayın Valimiz de Yozgat yatırımlarıyla ilgili önemli bilgiler aktardı.  .

Toplantı bitiminde Sayın Çiçek’e, “Sayın Valim, biz burada daire müdürlerinin kurum olarak yaptıkları çalışmaları haber konusu yapmakta sıkıntı çekiyoruz.  Yozgat’ taki daire müdürleri basına her konuda bilgi verirken, bizimkiler,Demeç verme yetkimiz yok. Siz bunu ildeki müdürümüzden alabilirsiniz, diyorlar. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz” şeklinde bir soru yönelttim. Bu sorumu Sayın Çiçek’in,  Yozgat’ a vali olarak atandığım günden bu yana basının haber alma yönünde tüm sıkıntılarını ortadan kaldırmaya yönelik adımlar attım. Tüm toplantılarımı basına açık yaptım. Ancak burada bir soruna parmak basmak isterim. Bazı basın mensupları sonuçlanmamış projeler hakkında daire müdürlerimizden bilgi almak istiyor. Ben bu şekildeki durumlarda daire müdürlerimizin bilgi vermemelerini istiyorum.  Aksi durum  bilgi kirliliğine neden olur, bunun sonucu olarak da ilgili daire  müdürüm zor durumda kalır.Yapılan ve sonuçlanmış olan diğer konularda  arkadaşların basına bilgi vermelerinde hiçbir sakınca bulunmamaktadır’ şeklinde yanıtlamasıyla bir konu da aydınlığa kavuşmuş oldu. 

ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ

Her vesile basının yanında olduğunu belirten Sayın Amir Çiçek, ‘10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ nü de unutmayarak Yozgat ve ilçelerinde görev yapan gazete sahibi ve yöneticilerine Yozgat Galata Çamlık Otel’de bir yemek verdi. Bu davete Yozgat’ ın tüm gazetecileri katılırken,  Sorgun Postası sorumlusu ve çalışanları olarak biz de katıldık.  Basın ve Halkla İlişkiler Müdürümüz Sayın Ahmet Başkal tüm katılımcı gazetecileri kapıda büyük bir incelikle karşıladı.

Vali Çiçek, geceye katılan gazetecilerle bizzat ilgilendi. Herkesin hatırını sordu, basınla ilgili sohbet yaptı.

Toplumun her kesimiyle kurduğu ilişkiler ve Yozgat’taki başarılı çalışmaları ve yerel basınla kurduğu sağlıklı ilişkiler nedeniyle adından takdir ve beğeniyle söz ettiğimiz Valimiz Sayın Amir Çiçek’ e bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.

 
OOOH BE NE ALA NE ALA!!! Yazdır E-posta
Cumartesi, 21 Kasım 2009

Köşe yazısı , hele hele yaşadığınız yerle ilgili köşe yazısı yazmak ne kadar zordur bilir misiniz?

Aşağı tükürseniz sakal, yukarı tükürseniz bıyık örneği.

Bu yazıları yazarken, hem tüm olumsuzlukları gün ışığına çıkarmaya çalışacak, hem de kimseyi incitmeyeceksiniz.

 Dünyanın neresinde böyle bir gazetecilik vardır bilemiyorum.

Sizin ilçenizde bir daire müdürü güzel bir iş yapar, onu haber yaparsınız, hemen onun amiri ya da müdürü arayıp, ‘Vay sen benden habersiz nasıl böyle demeç verirsin?’ diye fırça atar.

Adam; birkaç kişinin ceviz kabuğunu doldurmayan sebepten canına kıyar, gidip resim çekeceksiniz, karşınıza hastane koruma görevlileri çıkar, ‘Kardeşim burada resim çekemezsiniz. Bakanlığımızın talimatı var. Hastane içinde resim çekmeniz yasak!’ diye görev yapmanızı engellemekte bir sakınca görmez.

Kadın satıcıları, uyuşturucu tacirleri, tinerciler, hırsızlar, yankesiciler, esrarkeşler, ahlaksızlar, dolandırıcılar ve birçok toplum asalaklarının resmini çekelim haber yapalım, bunları toplum tanısın istersiniz, karşınıza saçma sapan bir sürü yasalar  çıkarılır. Gazetecileri görev  yapmaktan alıkoyan hangi mantıktır, hangi güçtür anlamak olası değil. Adamın  işi düşünce, ‘Gel gazeteci  kardeş, bize yardımcı ol’  der; işine gelmeyince de‘Sen, canına mı susadın  kardeşim edebiyatı yapar.

Bırakalım o zaman herkes assın, herkes kessin, herkes  istediği gibi at oynatsın. Biz de sadece verilen haber metinlerini yayınlamaya devam edelim.

NE BİÇİM İŞTİR ANLAYAMADIK

Bilindiği gibi elektrik, doğalgaz gibi bir çok önemli kurumun özelleşmesinden bu yana   tüm Türkiye’ de olduğu gibi Sorgun’ da da elektrik vb. faturaları devlet bankalarına  ödeniyordu. Şimdi öğrendiğimiz kadarıyla tahsilat yapan bu bankalarının genel müdürlüğünden çıkan bir kararla faturalar öğleye kadar tahsil ediliyormuş. Bankalar da - sanki ortak çalışıyorlarmış gibi- öğleden sonra sizleri- son zamanlar da mantar gibi  çoğalan- fatura ödeme noktalarına yönlendiriyor.

Bu olay, ben de dahil tüm insanların aklını karıştırıyor. Nereden çıktı bu fatura ödeme noktaları. Biz fatura ödeme noktalarının karşısında değiliz. Bunlar insanlara kolaylık olsun diye açılmış işyerleri. Ancak bankaların böyle davranmasını doğrusu anlamakta  güçlük çekiyoruz.

Faturasını ödemeyi unutan bir vatandaşımız, son gün akşama doğru  bankaya gitse, işlem yaptıramayacağı için ertesi gün cezalı ödemek durumunda kalacak. Belki bu, kişi bazında çok önemli bir meblağ tutmayacak, ama bunu şirket bazına vurursanız,  meblağın çok büyük  boyutlara ulaşacağını kimse inkar edemez.

Bunun adı haksız kazanç değil de nedir?

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 45
Köylerimiz
Ayridam
Ayridam
Babali
Babali
Dedefakılı
Dedefakılı
Döviz Kuru(TCMB)
USD Alış1.5033 YTL
USD Satış1.5106 YTL
EURO Alış1.9179 YTL
EURO Satış1.9272 YTL
Foruma Son Eklenenler
Toplam Ziyaretçi
59685595
Son 5 İlan


 
= Resimli
 
 
 
cheap software downloads
Adobe photoshop oem softwarebuy adobe photoshopcheap oem store
cheap software
adobe,corel,microsoftcheap cigarettes
oem software